Neden Bazı İnsanlar Sürekli Güçlü Olmak Zorunda Hisseder?
Bazı insanlar bir savaş içerisindeymiş gibi sürekli güçlü olmaya çalışırlar, sanki diğer insanlara sürekli bir şeyleri kanıtlamaya çalışıyor gibidirler. Diğer insanlardan daha üstün her şey onların elindedir ve onlar da o kontrolcülük dedikleri maskeyle beraber dünyanın en güçlü insanlarıdırlar. Hayatın zorlayıcı kısımları peki bu insanlara gelmiyor mu, hiç etkilenmiyorlar mı, hep mi çok güçlüler?
Bu sorunun cevabı çoğu zaman kişinin bugünkü zamanında değil, erken dönem deneyimlerinde aranabilir. Çocukluk döneminde duygusal ihtiyaçları yeterince karşılanmayan, yaşından büyük sorumluluklar hisseden veya “güçlü olmalısın” mesajını sık sık alan çocuk, zamanla kendi ihtiyaçlarını karşılaması gerektiğini unutur. Başkalarının ihtiyaçlarını daha öncelikli hale getirir. Kendisinden başka herkesin ihtiyaçlarına koşar; kişi kendi ihtiyaçlarını fark ettiğinde yardım istemek yerine her şeyi kendisinin halledebileceğini düşünür. Oysa ki insanoğlu dünyaya yardıma muhtaç halde doğar, yaşam faaliyetlerini sürdürmesi için bir ebeveyne ihtiyaç duyarız. Ve canlılar olarak en çok buna ihtiyaç duyan insandır. Peki, neden bizler yetişkin olduğumuzda bu savaşın içerisine gireriz?
Örneğin; bir evde bir çocuk, evdeki her çatışmaya ve probleme dahil oluyorsa ve üzülmeye, korkmaya hakkı yoksa, çocuk kendi ihtiyaçlarının olduğunu öğrenmez. Evdeki görevi kardeşlerine bakma, ebeveynlerini üzmemek ya da evdeki düzeni sağlamak gibi görevler, bir çocuğa yaşından büyük sorumluluklar vermiş olur. Böylece çocukluktan gelişen “Ben dayanmalıyım”, “Kimseye yük olmamalıyım” veya “Sorun çıkarmamalıyım” gibi inançlar geliştirmiş olabilir ve bu inançlar ileriki yetişkinlik döneminde yaşamının birçok yerinde belirgin olarak görülebilmektedir.
Şema Terapi açısından bakıldığında bu durum, kişinin erken dönem yaşam deneyimleriyle oluşan bazı şemalarıyla ilişkili olabilir. Özellikle duygusal ketlenme, kendini feda etme, yüksek standartlar ve kusurluluk gibi şemalar, kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasına neden olabilir. Kişi zaman içerisinde kendi duygularını değil, çevresinin ihtiyaçlarını kendisinden daha önemli görmeye başlar. Bu nedenle bazı insanlar için geliştirilmiş bir başa çıkma stratejisidir.
Sürekli güçlü görünmenin bir diğer sonucu ise duygusal ketlenmedir. Bu kişiler duygusal ihtiyaçlarını da ifade edemedikleri için duygularını göstermeyi unuturlar ve duygularını yaşamaktan da aynı zamanda korkarlar; çünkü duygular onlar için koruma kalkanının içerisinde gözüken gerçek benlikleridir. Ağlamak, “Ben incindim” diyebilmek, onlar için güçsüz görünmek demektir. Çünkü bu kişiler çocukken duygularını gösterdiğinde “Ağlama”, “Güçlü ol”, “Ağlanacak ne var?” gibi ifadelerle büyüdükleri için, onlar için bu duyguları yaşamak güçsüz olmak demek olmuştur.
Fakat bir duyguyu ifade etmemek, o duygunun bittiği anlamına gelmez; ifade edilmeyen duygular, bir köşede bekleyen ve zamanla bizi etkisi altına alacak olan o ifade edilemeyen duygulardır. Dayanıklı olmak ile sürekli dayanmak zorunda hissetmek aynı şey değildir. Dayanıklılık, gerçek güç kişinin zorlandığında gerçekten destek alabilmesi, duygularını fark edebilmesi ve yeniden toparlayabilmesidir. Belki de bazı insanların yanlış olarak öğrendikleri şu olabilir: sürekli güçlü olmak değil, güçlü olmak zorunda olmadıklarını fark edebilmektir.


