Sınanmamışlığın Kibri: İnsan, Yaşamadığı Acıyı Ne Kadar Kolay Yargılar?
Kategori: Zihin ve Davranış
Yazar: Psikolog Tulû Ece Kurt
İnsan, henüz karşılaşmadığı bir hayatı ne kadar kolay yargılayabilir?
“Ben olsam asla böyle yapmazdım.”
“Bu kadar üzülmeye gerek yok.”
“İnsan biraz güçlü olmalı.”
“Benim başıma gelse bu kadar büyütmezdim.”
Bu cümleler çoğu zaman sıradan birer yorum gibi duyulur. Oysa bazen insanın kendi deneyimsizliğini bir üstünlük göstergesine dönüştürdüğü bir zihinsel tutumu yansıtır. Kişi, henüz yaşamadığı bir acı karşısında nasıl davranacağını bildiğine inanır. Başkasının mücadelesini uzaktan değerlendirirken kendi dayanıklılığını tartışmasız bir gerçek gibi sunar.
İşte bu tutum, sınanmamışlığın kibri olarak tanımlanabilir.
Sınanmamışlığın kibri, kişinin henüz karşılaşmadığı yaşam koşullarında nasıl davranacağını kesin olarak bildiğini düşünmesi ve başkalarının yaşantılarını kendi sınırlı deneyimleri üzerinden değerlendirmesidir. Buradaki temel mesele yalnızca empati eksikliği değildir. Aynı zamanda kişinin kendi koşullarını evrensel kabul etmesi, başkasının koşullarını ise görmezden gelmesidir.
Başkasının acısını neden küçümseriz?
İnsan zihni, kendisine yabancı olan deneyimleri anlamlandırırken çoğu zaman kendi geçmişinden yararlanır. Ancak kendi deneyimimiz, başka bir insanın duygusal dünyasını bütünüyle açıklamaya yetmez.
Nordgren, Banas ve MacDonald’ın (2011) sosyal acı üzerine gerçekleştirdiği araştırmalar, insanların dışlanma ve utanç gibi sosyal acıların şiddetini, benzer deneyimleri bizzat yaşamadıklarında küçümseyebildiklerini ortaya koymuştur. Araştırmacılar bu durumu empati boşluğu (empathy gap) kavramı üzerinden ele almıştır.
Bu durum gündelik yaşamda da karşımıza çıkar. Hiç terk edilmemiş biri, ayrılık yaşayan birinin neden toparlanamadığını anlamakta zorlanabilir. Ekonomik güvencesi olan biri, maddi kaygı yaşayan bir insanın kararlarını kolaylıkla eleştirebilir. Hiç yoğun bir kaygı yaşamamış biri, kaygı nedeniyle kaçınan bir kişiye yalnızca cesur olmasını söyleyebilir.
Oysa bir davranışın dışarıdan kolay görünmesi, onu gerçekleştiren kişi için de kolay olduğu anlamına gelmez.
Deneyimsizlik bazen neden üstünlük duygusuna dönüşür?
İnsan, kendi bilgi ve becerilerini değerlendirirken her zaman nesnel olmayabilir. Kruger ve Dunning’in (1999) çalışması, bazı bireylerin belirli alanlardaki yeterliliklerini olduğundan yüksek değerlendirebildiklerini ve kendi eksikliklerini fark etmekte zorlanabildiklerini göstermiştir.
Bu araştırma doğrudan sınanmamışlığın kibrini açıklamasa da kişinin kendi değerlendirmesine aşırı güvenmesinin nasıl ortaya çıkabileceğini anlamak açısından önemli bir çerçeve sunar.
Kişi bazen yaşamadığı bir durum karşısında vereceği tepkiyi önceden kesinleştirir. Ancak bu kesinlik, gerçek bir deneyime değil, zihninde oluşturduğu varsayımsal bir senaryoya dayanır.
Çünkü insan, kendisini gelecekteki bir kriz içerisinde hayal ettiğinde o krizin gerçek duygusal yükünü her zaman doğru değerlendiremez. Korkunun, belirsizliğin, çaresizliğin ve kaybın insan üzerindeki etkisi, dışarıdan yapılan tahminlerden çok daha karmaşık olabilir.
Burada önemli bir ayrım vardır: Kendine güvenmek ile kendi sınırlarını bilmeden hüküm vermek aynı şey değildir.
Herkes aynı koşullarda aynı gücü gösteremez
Toplumda güçlü olmak çoğu zaman hiç etkilenmemek, ağlamamak, vazgeçmemek ve her koşulda ayakta kalmak şeklinde yorumlanır. Ancak psikolojik dayanıklılık, kişinin hiçbir zaman zorlanmaması anlamına gelmez.
Bir insanın yaşadığı olay karşısında verdiği tepki; geçmiş deneyimlerinden, sosyal destek kaynaklarından, kişilik özelliklerinden, içinde bulunduğu koşullardan ve mevcut psikolojik kaynaklarından etkilenebilir.
Dolayısıyla aynı olay, iki farklı insanda birbirinden oldukça farklı sonuçlar doğurabilir.
Üstelik acı çekmek, kendiliğinden insanı daha güçlü, daha olgun veya daha anlayışlı hâle getirmez. Mangelsdorf, Eid ve Luhmann’ın (2019) geniş kapsamlı meta-analizi, olumsuz yaşam olaylarının herkes için otomatik ve belirgin bir psikolojik gelişim sağladığı yönündeki yaygın kabulün yeterli bilimsel desteğe sahip olmadığını göstermiştir.
Bu nedenle bir insanın yaşadığı zorluğu nasıl aştığını başka bir insana ölçüt olarak sunmak doğru değildir. Dayanıklılık bir yarış değildir. Herkesin aynı hızda iyileşmesi, aynı şekilde mücadele etmesi veya aynı kararları vermesi beklenemez.
Empati, yaşamak zorunda kalmadan da mümkündür
Bir insanın yaşadığı acıyı anlayabilmek için aynı acıyı yaşamak zorunda değiliz. Elbette deneyim, bazı duyguları anlamlandırmamızı kolaylaştırabilir. Ancak empati yalnızca benzer yaşantılara sahip olmakla gelişmez.
McAuliffe ve arkadaşlarının (2020) perspektif alma üzerine gerçekleştirdiği meta-analiz, başka bir kişinin bakış açısını anlamaya yönelik çabanın empatik ilgiyle ilişkisini incelemiştir. Bu bulgular, empatiyi yalnızca kendiliğinden ortaya çıkan bir duygu olarak değil, aynı zamanda üzerinde düşünülmesi ve çaba gösterilmesi gereken bir süreç olarak değerlendirmemize yardımcı olur.
Bazen bir insanın ihtiyacı olan şey öğüt değil, anlaşılmaktır. Hemen çözüm üretmek, karşılaştırma yapmak veya yaşananları küçümsemek yerine şu soruyu sormak yeterlidir:
“Senin için bu durumun en zor tarafı neydi?”
Bu soru, yargılamanın yerine anlamaya çalışmayı koyar.
Sonuç: Henüz yaşamadığın hayat hakkında bu kadar emin olma
İnsan hayatı boyunca birçok konuda sınanabilir. Bugün kolayca eleştirdiğimiz bir durum, yarın kendi hayatımızın en zor deneyimlerinden birine dönüşebilir. Bugün başkasına söylediğimiz bir cümleyi, yarın kendimiz duymaya ihtiyaç duyabiliriz.
Sınanmamışlığın kibri, insanın kendi kırılganlığını henüz fark etmemiş olmasından beslenebilir. Kişi, başına gelmeyen şeyleri yönetebileceğine inanırken hayatın öngörülemeyen tarafını göz ardı eder.
Belki de gerçek olgunluk, her koşulda ne yapacağını bildiğini iddia etmek değil, bilmediği koşullar karşısında da anlayışlı kalabilmektir.
Çünkü bir insanın yaşamadığı acı, önemsiz değildir. Bir başkasının mücadele etmekte zorlandığı yer, onun zayıflığının kanıtı değildir.
Henüz sınanmadığın bir konuda kendinden bu kadar emin olma. Çünkü insan bazen en çok, asla yaşamam dediği şeylerle karşılaştığında kendini tanır.
Kaynakça
- ⸻ Kaynakça
- Kruger, J., & Dunning, D. (1999). Unskilled and unaware of it: How difficulties in recognizing one’s own incompetence lead to inflated self-assessments. Journal of Personality and Social Psychology, 77(6), 1121–1134. https://doi.org/10.1037/0022-3514.77.6.1121
- Mangelsdorf, J., Eid, M., & Luhmann, M. (2019). Does growth require suffering? A systematic review and meta-analysis on genuine posttraumatic and postecstatic growth. Psychological Bulletin, 145(3), 302–338. https://doi.org/10.1037/bul0000173
- McAuliffe, W. H. B., et al. (2020). Is empathy the default response to suffering? A meta-analytic evaluation of perspective taking’s effect on empathic concern. Personality and Social Psychology Review, 24(2), 141–162. https://doi.org/10.1177/1088868319887599
- Nordgren, L. F., Banas, K., & MacDonald, G. (2011). Empathy gaps for social pain: Why people underestimate the pain of social suffering. Psychological Science, 22(1), 120–128. https://doi.org/10.1177/0956797610392926



