Cumartesi, Ekim 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Geçmişten Gelen, Bugün Seçilen

Hayatımız boyunca yaşadığımız deneyimlerin bizi şekillendirdiğini biliyoruz. İçinde büyüdüğümüz aile, kurduğumuz ilişkiler, çevremizden aldığımız geri bildirimler, başarılarımız ve hayal kırıklıklarımız; kendimize, diğer insanlara ve dünyaya dair geliştirdiğimiz düşüncelerde iz bırakabiliyor. Zaman içinde bu düşüncelerin bazıları o kadar tanıdık hâle geliyor ki nerede öğrendiğimizi unutuyor ve onları kişiliğimizin değişmez parçaları gibi görmeye başlayabiliyoruz.

Fakat burada uzun zamandır ilgimi çeken bir soru var: Geçmişimiz bugünkü düşüncelerimizi ve davranışlarımızı etkiliyorsa, kim olduğumuzu ne ölçüde belirliyor?

Carl Gustav Jung’a atfedilen “Ben başıma gelenler değilim, olmayı seçtiğim kişiyim” sözü bana tam da bu nedenle düşündürücü geliyor. Bir tarafta bizi bugünkü hâlimize getiren ve artık değiştiremeyeceğimiz bir geçmiş, diğer tarafta ise kim olacağımız üzerinde hâlâ söz sahibi olabileceğimiz fikri var. Geçmişte yaşadıklarımızı değiştiremeyeceğimiz açık; ancak bu, onların bugün üzerimizdeki etkisinin de değişmez olduğu anlamına geliyor mu?

Geçmişin bugünümüzü etkilemesi için onu sürekli düşünüyor olmamız gerekmiyor. Yaşadığımız deneyimler zaman içinde bazı beklentiler ve düşünce kalıpları geliştirmemize neden olabiliyor. Daha sonra benzer bir durumla karşılaştığımızda ise geçmişte öğrendiklerimiz, içinde bulunduğumuz durumu nasıl yorumladığımızı fark etmeden etkileyebiliyor.

Daha önce terk edilmiş biri, yeni ilişkisinde karşısındaki insanın biraz uzaklaştığını hissettiğinde bunu bir ayrılık işareti olarak yorumlamaya daha yatkın olabilir. Çocukken yaptığı hatalar yoğun biçimde eleştirilen biri, yetişkinliğinde hata yapmayı kendi yeterliliğine ilişkin bir tehdit gibi algılayabilir. Güveni daha önce sarsılmış biri ise yeni bir ilişkide bunu gerektiren somut bir durum olmadığı hâlde kendisini geri çekebilir.

Elbette benzer deneyimleri yaşayan herkes aynı şekilde davranmaz. Aynı olay farklı insanlar için farklı anlamlar taşıyabilir. Burada önemli olan, geçmişte yaşadıklarımızın bugünkü davranışlarımızın tek açıklaması olduğunu düşünmek değil; bazen bugünü geçmişte öğrendiklerimizin içinden değerlendirdiğimizi fark etmektir.

Yani geçmiş bazen karşımıza bir anı olarak değil, bugünü yorumlama biçimimiz olarak çıkıyor.

Bu yüzden bazı davranışlarımızın geçmişle bağlantısını görmek kolay olmayabilir. “Ben kolay güvenemem”, “Ben çok düşünürüm”, “Ben bağlanamam” dediğimizde bunları çoğu zaman kim olduğumuzun doğal bir parçası gibi anlatıyoruz. Oysa gerçekten kişiliğimizin bir özelliğinden mi söz ediyoruz, yoksa zaman içinde öğrendiğimiz bir tepkiyi mi tarif ediyoruz?

Bu ayrım önemli, çünkü “Ben böyleyim” dediğimizde sorgulamayı bir anlamda kapatıyoruz. “Ben neden böyle davranıyorum?” diye sorduğumuzda ise aynı davranışa merakla yaklaşmak için kendimize alan açıyoruz. Kendimizi anlamanın başlangıç noktalarından biri de uzun zamandır kimliğimizin parçası kabul ettiğimiz bazı özelliklerin nereden geldiğini merak edebilmek.

Geçmişe bakmanın değeri de burada ortaya çıkıyor. Neden belirli insanlara çekildiğimizi, neden bazı durumlarda beklediğimizden daha yoğun tepkiler verdiğimizi ya da neden hayatımızın farklı dönemlerinde kendimizi benzer hikâyelerin içinde bulduğumuzu anlamaya çalışmak, bugünümüz hakkında bize önemli bilgiler verebilir. Ancak geçmişe bakmak ile geçmişte kalmak aynı şey değildir.

Çünkü bir şeyi açıklamak, onu kaçınılmaz hâle getirmez.

Bir davranışın nereden geldiğini anlamak, bundan sonra da aynı şekilde davranmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Geçmişimize bakarken yaptığımız hatalardan biri, “Şimdiye kadar ne oldu?” sorusunun cevabını “Bundan sonra ne olacak?” sorusunun da cevabı sanmak olabilir.

Jung’a atfedilen sözün benim için asıl anlam kazandığı yer de burası. “Olmayı seçtiğim kişi” olmak, geçmişin üzerimizdeki etkisini reddetmek ya da yıllardır taşıdığımız davranışlardan bir anda kurtulmak anlamına gelmiyor. Bazı tepkiler düşünmeden önce ortaya çıkabilir; korkabilir, geri çekilebilir ya da kendimizden şüphe edebiliriz. Seçim ise ilk duygunun ortaya çıkıp çıkmamasından çok, o duyguyla ne yapacağımız konusunda kendini gösterebilir.

Geçmişte terk edilmiş biri, karşısındaki insanın uzaklaştığını hissettiğinde yine terk edilme korkusu yaşayabilir. Değişim, bu korkuyu bir daha hiç yaşamamak anlamına gelmek zorunda değildir. Asıl fark, korkunun ortaya çıktığı anda “Şu anda gerçekten ne oluyor?” diye sorabilmekte ortaya çıkabilir. Çünkü hissettiğimiz duygu gerçektir; ancak o duygudan hareketle yaptığımız yorum her zaman gerçeğin kendisi olmayabilir.

Geçmişin etkisini azaltmak da onu unutmayı gerektirmez. Bir zamanlar bizi koruyan bazı davranışların bugün hâlâ aynı işlevi görüp görmediğine bakabiliriz. İnsanlardan uzak durmak bir dönem incinme ihtimalimizi azaltmış olabilir, ancak bugün istediğimiz yakınlığı kurmamızı engelliyor olabilir. Hata yapmaktan kaçınmak bir dönem eleştirilmekten korunmamızı sağlamış olabilir, ancak bugün yeni bir şey denememizin önünde duruyor olabilir.

Bu noktada “Geçmişim beni nasıl etkiledi?” sorusunun yanına bir soru daha ekleniyor: Geçmişten bugüne taşıdığım şeylerin hangilerini taşımaya devam etmek istiyorum?

Jung’a atfedilen sözdeki “seçim” de bu açıdan anlam kazanıyor. Başımıza gelenleri seçmedik ve geçmişimizin üzerimizde bıraktığı izleri istediğimiz anda silemeyiz. Ancak kendimizi tanıdıkça, geçmişten taşıdığımız düşünce ve davranışları sorgulama ve gerektiğinde onlara farklı karşılıklar verme imkânımız artabilir.

Mesele geçmişimizden tamamen bağımsız bir insan olmak değil; geçmişimizin bizi etkilediği yerleri tanıyabilmektir. “Ben neden böyle oldum?” sorusunun bir cevabı olabilir, fakat bu cevap “Bundan sonra nasıl biri olmak istiyorum?” sorusunun cevabı olmak zorunda değildir.

Jung’a atfedilen o cümleyi benim için değerli kılan da tam olarak bu: Başımıza gelenler hikâyemizin bir parçasıdır, ancak kim olacağımıza dair son sözü tek başlarına söylemek zorunda değildir.

Kaynakça

  • Roberts, B. W., Luo, J., Briley, D. A., Chow, P. I., Su, R., & Hill, P. L. (2017). A systematic review of personality trait change through intervention. Psychological Bulletin, 143(2), 117–141.
Elif Tezer
Elif Tezer
Saint Michel Fransız Lisesi’nin ardından akademik hedeflerim doğrultusunda Strasbourg Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. Eğitim sürecimde farklı alanlarda staj yaparak teorik bilgilerimi uygulamaya dökme fırsatı buldum. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Klinik Nöropsikoloji Laboratuvarı’nda Parkinson, Alzheimer, epilepsi ve afazi gibi nörolojik hastalıklara yönelik vaka gözlemleri gerçekleştirdim. Ayrıca Strasbourg’taki bir yaşlı bakım evinde uzun dönemli staj yaparak yaşlı bireylerle çalışma deneyimi edindim. Sosyal sorumluluk kapsamında Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı bünyesinde gönüllü faaliyetlerde bulundum. Üniversite yıllarında Bilişsel Davranışçı Terapi üzerine dersler alarak bu alandaki bilgimi geliştirdim. Psikolojiye olan ilgimin yanı sıra sanat ve sanat terapisine de büyük ilgi duyuyor, yaratıcılığın iyileştirici gücüne inanıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar