Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Bir kelime neden bizi iğrendirebilir?

4 dk.okuma süresi
Bir kelime neden bizi iğrendirebilir?

Dil, Duygu ve Beyin Arasındaki Gizli Bağ

Bazı kelimeleri duyduğumuzda yalnızca anlamlarını düşünmeyiz; sanki kelimenin kendisi bedenimizde bir tepki oluşturur. Örneğin “kusmuk”, “kıl”, “böcek” veya “çürümüş” gibi kelimeler bazı kişilerde yüz buruşturma, mide bulantısı, tiksinme ya da o kelimeden uzaklaşma isteği yaratabilir. İlginç olan ise ortada gerçekten kötü kokan, görülen veya dokunulan bir nesnenin bulunmamasıdır. Peki yalnızca bir kelime neden bu kadar güçlü bir tepki oluşturabilir?

Bu durumun açıklamalarından biri tiksinme duygusunun işleviyle ilgilidir. Tiksinme, insanı potansiyel olarak zararlı ve bulaşıcı maddelerden uzaklaştırmaya yardımcı olan koruyucu bir duygu mekanizmasıdır. Çürümüş yiyecekler, dışkı veya kusmuk gibi uyaranlar hastalık ve bulaşma riskiyle ilişkilendirildiğinden, kişi bu uyaranlardan uzaklaşma eğilimi gösterebilir. Dolayısıyla tiksinme yalnızca hoş olmayan bir his değil, aynı zamanda insan davranışlarını etkileyen bir savunma mekanizmasıdır (Olatunji et al., 2007).

Ancak beynimizin bu tepkiyi oluşturması için söz konusu nesnenin gerçekten karşımızda bulunması gerekmez. Dil, zihnimizde duyusal ve duygusal çağrışımlar oluşturabilir. Bir kelimeyi duyduğumuzda yalnızca sözlük anlamını öğrenmeyiz; o kelimeyle ilişkili görüntüler, kokular, tatlar ve geçmiş deneyimler de zihnimizde canlanabilir. Örneğin “kusmuk” kelimesini duyan bir kişinin zihninde istemsiz olarak rahatsız edici bir görüntü veya koku oluşabilir. Böylece fiziksel olarak karşılaşmadığımız bir uyaran bile duygusal bir tepkiye neden olabilir.

Nörobilim araştırmaları da kelimelerin yalnızca pasif semboller olmadığını göstermektedir. Ponz ve arkadaşları (2014), tiksinme içeren kelimelerin beyinde nasıl işlendiğini elektroensefalografi (EEG) yöntemiyle incelemiştir. Araştırmada tiksinme içeren kelimeler ile nötr kelimeler arasında yaklaşık 200 milisaniye gibi erken bir sürede beyin etkinliği farklılıkları gözlenmiştir. Özellikle anterior insula olarak adlandırılan beyin bölgesinin bu süreçte rol oynayabileceği belirtilmiştir. Anterior insula, tiksinme gibi duyguların işlenmesinde önemli görevleri bulunan bölgelerden biridir. Bu bulgu, bazı kelimelerin duygusal içeriğinin oldukça erken aşamalarda işlenebildiğini göstermektedir (Ponz et al., 2014).

Burada öğrenme ve çağrışım da devreye girer. Bir kelime geçmişte yaşadığımız rahatsız edici bir deneyimle eşleştiyse zaman içerisinde kelimenin kendisi de rahatsızlık yaratabilir. Örneğin çocukken kusma deneyimi yaşayan bir kişi, yıllar sonra “kusmak” kelimesini duyduğunda o deneyimi zihinsel olarak yeniden canlandırabilir. Gu ve arkadaşlarının (2023) araştırmasında, başlangıçta nötr olan yeni kelimelere öğrenme yoluyla tiksinme ve üzüntü gibi duygusal anlamlar kazandırılmıştır. Araştırma, sonradan öğrenilen duygusal anlamların kelimelerin işlenmesini etkileyebildiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Peki herkes neden aynı kelimelere aynı tepkiyi vermiyor? Çünkü tiksinme duyarlılığı kişiden kişiye değişebilir. Bir kişinin son derece rahatsız edici bulduğu bir kelime, başka biri için tamamen sıradan olabilir. Geçmiş deneyimler, bireysel hassasiyetler, kültürel öğrenmeler ve kişisel çağrışımlar bu farklılıkların oluşmasında rol oynayabilir. Ayrıca tiksinme duygusunun bazı kaygı bozuklukları ve obsesif-kompulsif belirtilerle ilişkili olabileceği bilinmektedir (Knowles et al., 2019).

Bununla birlikte, bir kelime duyulduğunda ortaya çıkan tiksinme tepkisini doğrudan psikolojik bir sorun olarak değerlendirmek doğru değildir. Her bireyin bazı kelimelerden veya uyaranlardan hoşlanmaması normaldir. Ancak bu tepki yoğunlaşıyor, kişinin günlük yaşamını etkiliyor veya sürekli kaçınma davranışına neden oluyorsa profesyonel değerlendirme gerekebilir.

Sonuç olarak kelimeler yalnızca iletişim kurmamızı sağlayan semboller değildir. Bazı kelimeler geçmiş deneyimlerimizi, görüntüleri, kokuları ve bedensel hisleri harekete geçirebilir. Bazen bizi iğrendiren şey kelimenin kendisi değil, beynimizin o kelimeye yüklediği anlamdır. Bu durum, dil, duygu, hafıza ve beden arasındaki ilişkinin günlük yaşamımızda ne kadar güçlü olduğunu ortaya koymaktadır.

Kaynakça

Gu, B., Liu, B., Beltrán, D., & de Vega, M. (2023). ERP evidence for emotion-specific congruency effects between sentences and new words with disgust and sadness connotations. Frontiers in Psychology, 14, Article 1154442. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2023.1154442

Knowles, K. A., Cox, R. C., Armstrong, T., & Olatunji, B. O. (2019). Cognitive mechanisms of disgust in the development and maintenance of psychopathology: A qualitative review and synthesis. Clinical Psychology Review, 69, 30–50. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2018.06.002

Olatunji, B. O., Williams, N. L., Tolin, D. F., Abramowitz, J. S., Sawchuk, C. N., Lohr, J. M., & Elwood, L. S. (2007). The Disgust Scale: Item analysis, factor structure, and suggestions for refinement. Psychological Assessment, 19(3), 281–297. https://doi.org/10.1037/1040-3590.19.3.281

Ponz, A., Montant, M., Liégeois-Chauvel, C., Silva, C., Braun, M., Jacobs, A. M., & Ziegler, J. C. (2014). Emotion processing in words: A test of the neural re-use hypothesis using surface and intracranial EEG. Social Cognitive and Affective Neuroscience, 9(5), 619–627. https://doi.org/10.1093/scan/nst034

Melike Sude Savcın Melike Sude Savcın
Melike Sude Savcın, psikoloji lisans öğrencisi olarak öğrenim görmektedir. İnsan davranışları ve zihinsel süreçler üzerine araştırmalar yapmayı, akademik yazılar kaleme almayı ve yeni bilgiler üretmeyi tutkuyla seven Sude, özellikle sosyal psikoloji ve klinik psikoloji alanlarında derinleşmeyi hedeflemektedir. Araştırmalarını ve analizlerini paylaşarak psikoloji alanında hem akademik hem de toplumsal farkındalığı artırmayı amaçlamaktadır.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!