Psikoloğa Gitmeden Önce ChatGPT’ye Sormak: Kendimize Tanı Koyduğumuz Bir Dönemde miyiz?
Son zamanlarda kendinize hiç “Acaba bende DEHB mi var?”, “Yoksa depresyonda mıyım?” ya da “Benim davranışlarım narsistik olabilir mi?” diye sordunuz mu? Üstelik bu soruları bir psikoloğa değil, yapay zekâya yönelttiyseniz yalnız değilsiniz.
Artık kendimizi anlamak için tek yaptığımız şey Google’da belirtilerimizi aratmak değil. ChatGPT’ye yaşadıklarımızı anlatıyor, davranışlarımızı açıklamasını istiyor, hatta bazen bir psikolojik rahatsızlığımız olup olmadığını öğrenmeye çalışıyoruz. Birkaç cümle yazıyoruz ve karşımızda bizi dinleyen, sorularımıza yanıt veren, bazen de oldukça ikna edici açıklamalar sunan bir sistem buluyoruz.
İlk bakışta kulağa oldukça kullanışlı geliyor, değil mi? Peki ya aldığımız yanıtlar bizi yanlış yönlendiriyorsa?
Düşünün, son zamanlarda dikkatinizi toplamakta zorlanıyorsunuz. Bunun nedenini merak edip yapay zekâya danışıyorsunuz. Size DEHB belirtilerinden bahsediyor. Anlattıklarınızın bu belirtilerle örtüştüğünü söylüyor. Bir süre sonra günlük hayatta yaşadığınız her dikkat dağınıklığını DEHB üzerinden değerlendirmeye başlıyorsunuz. Belki de başlangıçta yalnızca yoğun bir dönemden geçiyordunuz. Ancak artık kendinizi belirli bir tanıyla tanımlıyorsunuz.
Aslında burada üzerinde durmamız gereken önemli bir konu var: Kendine tanı koyma eğilimi.
Bu durumun ne kadar yaygınlaşmaya başladığını gösteren araştırmalar da var. Amerikan Psikoloji Derneği'nin (APA) 2026 yılında yayımladığı bir araştırmada, 1.242 psikologla yapılan ankette psikologların yüzde 39’u, danışanlarının yapay zekâ kullanarak kendilerine tanı koyduklarını ifade ettiklerini bildirmiştir. Bu oran, yalnızca psikologların danışanlarıyla ilgili bildirimlerini yansıtsa da konunun ne kadar önemli hâle geldiğini gösteriyor.
2023 yılında JMIR Human Factors dergisinde yayımlanan bir araştırmada ise 607 katılımcının yüzde 78,4’ünün ChatGPT’yi kendilerine tanı koymak amacıyla kullanmaya istekli olduğu görülmüştür. Yani insanlar yalnızca bilgi almak için değil, kendileri hakkında bir sonuca ulaşmak için de yapay zekâya başvurabiliyor.
Peki, neden?
Belki de cevap düşündüğümüzden daha basit. Çünkü yapay zekâya ulaşmak kolay. İstediğimiz saatte soru sorabiliyor, kendimizi rahatça ifade edebiliyor ve çoğu zaman hızlı yanıt alabiliyoruz. Bir uzmana gitmek, randevu almak veya yaşadıklarımızı bir başkasına anlatmak zor gelebilir. Yapay zekâ ise bütün bunların yerine daha kolay bir seçenek gibi görünebilir.
Üstelik ChatGPT'nin verdiği yanıtların düzenli, açıklayıcı ve kendinden emin bir dille sunulması, söylediklerini daha güvenilir algılamamıza neden olabilir. Ancak bir yanıtın anlaşılır ve ikna edici olması, mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez. ChatGPT, bizim anlattıklarımız üzerinden olası açıklamalar sunabilir fakat anlattıklarımızın eksik, öznel veya yanlış yorumlanmış olabileceğini her zaman bilemeyiz. Bazen de bir durumu anlamaya çalışırken yalnızca kendi düşüncemizi destekleyen açıklamalara odaklanabiliriz.
Örneğin kendimizde DEHB olabileceğini düşünüyorsak, bu ihtimali destekleyen her açıklamaya daha fazla dikkat edebiliriz. Buna karşılık yaşadığımız dikkat sorunlarının başka nedenleri olabileceğini gözden kaçırabiliriz. Böylece başlangıçta yalnızca merak ettiğimiz bir konu, zamanla kendimiz hakkında kesin bir inanca dönüşebilir. Asıl dikkat etmemiz gereken noktalardan biri de budur.
Ancak insan psikolojisi birkaç soruyla anlaşılabilecek kadar basit değil. Örneğin dikkat dağınıklığı yalnızca DEHB’de görülmez. Kaygı, stres, uyku problemleri ve depresif belirtiler de dikkat süreçlerini etkileyebilir. Benzer şekilde zaman zaman üzülmek depresyonda olduğumuz, duygularımızı yoğun yaşamak ise bir kişilik bozukluğuna sahip olduğumuz anlamına gelmez.
Bir başka tehlike de kendimize koyduğumuz etiketlerle ilgili. Bir insan kendisini sürekli belirli bir psikolojik tanı üzerinden tanımlamaya başladığında, yaşadığı olayları da bu çerçeveden yorumlayabilir. “Ben zaten böyleyim, çünkü bende şu bozukluk var” düşüncesi zamanla kişinin kendisine bakışını değiştirebilir.
Bu noktada psikolojik etiketlerin günlük hayatımızdaki etkisini de düşünmek gerekiyor. Bir tanıyı kendimize yakıştırdığımızda yalnızca kendimizi açıklamış olmayız, bazen davranışlarımızı, ilişkilerimizi ve geleceğe dair beklentilerimizi de o tanıya göre şekillendirmeye başlayabiliriz. Oysa bir tanı, kişinin bütün özelliklerini açıklayan bir kimlik değildir. İnsanlar tek bir belirtiyle veya tek bir tanımla sınırlanamaz.
Elbette burada yapay zekâyı tamamen suçlamak doğru değil. Psikolojik kavramları öğrenmek, duygularımızı anlamlandırmak ve gerektiğinde profesyonel desteğe yönelmek için yapay zekâdan yararlanabiliriz. Önemli olan, bilgi almakla tanı koymak arasındaki farkı unutmamak.
Çünkü bir insanı tanımak, yalnızca anlattığı birkaç olaydan ibaret değildir. Onun geçmişini, yaşantılarını, ilişkilerini, içinde bulunduğu koşulları ve belirtilerinin günlük hayatına etkisini anlamak gerekir. Psikolojik değerlendirme de tam olarak bu nedenle kapsamlı ve profesyonel bir süreçtir.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Kendimizi anlamaya çalışırken neden bu kadar hızlı bir şekilde bir tanıya ulaşmak istiyoruz?
Her davranışımızın bir psikolojik bozukluğun işareti olması gerekmiyor. Her mutsuzluk depresyon, her dikkat dağınıklığı DEHB, her duygusal dalgalanma bir kişilik bozukluğu değil. Yapay zekâ bize kendimizle ilgili sorular sordurabilir. Ancak kendimizi birkaç belirtiye, birkaç cümleye veya bir tanı etiketine indirgememeliyiz. Unutmayalım, kendimizi anlamak için teknolojiye danışabiliriz ama kendimizi tanımak, bir tanı etiketinden çok daha fazlasıdır.
Kaynakça
- American Psychological Association. (2026). Patients are bringing AI to therapy. https://www.apa.org/pubs/reports/chatbots-mental-health-2026/index
- Shahsavar, Y., & Choudhury, A. (2023). User intentions to use ChatGPT for self-diagnosis and health-related purposes: Cross-sectional survey study. JMIR Human Factors, 10, e47564. https://doi.org/10.2196/47564



