Bazen nedenini tam olarak bilmediğimiz bir huzursuzluk hissederiz. Bir ses, bir koku, bir bakış ya da sıradan görünen bir olay, bedenimizde beklenmedik bir alarm yaratabilir. Kalbimiz hızlanır, kaslarımız gerilir, uzaklaşmak isteriz. Üstelik ortada “tehlikeli” görünen hiçbir şey yoktur. Peki zihnimizin açıklayamadığı bu tepkilerin geçmişimizle bir bağlantısı olabilir mi?
Travma söz konusu olduğunda bu soru daha da anlamlı hâle gelir. Çünkü travmatik deneyimler yalnızca hatırladığımız anılardan ibaret değildir. Yaşanan olayın kendisi kadar, beynin ve bedenin bu deneyimi nasıl işlediği de önem taşır.
Her Hatırlanmayan Şey “Bilinçaltında Saklı” mıdır?
Gündelik dilde travmatik deneyimlerin “bilinçaltına atıldığı” ve yıllar sonra ortaya çıktığı sıklıkla söylenir. Ancak psikoloji açısından konu bundan daha karmaşıktır. Her hatırlanmayan deneyimi bilinçdışında saklanmış bir anı olarak değerlendirmek doğru değildir.
Özellikle erken dönem yaşantılarımızın önemli bir bölümü ayrıntılı ve sözel anılar şeklinde değil; duygular, bedensel tepkiler, ilişki biçimleri ve öğrenilmiş beklentiler aracılığıyla etkisini sürdürebilir. Kişi belirli bir olayı hatırlamasa bile, benzer durumlarla karşılaştığında daha önce öğrendiği bir tehdit tepkisini gösterebilir.
Bu nedenle geçmişin etkisini her zaman “hatırlanan bir hikâye” biçiminde görmek gerekmez.
Beden Neyi Hatırlar?
Travma sonrasında sinir sistemi, tehlikeyi fark etmeye karşı daha duyarlı hâle gelebilir. Kişi kendisini sürekli tetikte hissedebilir, küçük bir değişikliği tehdit olarak algılayabilir veya güvenli bir ortamda bile bedensel alarm yaşayabilir.
Örneğin geçmişte yoğun bir korku yaşanan bir ortama benzeyen bir yer, kişide açıklayamadığı bir gerginlik yaratabilir. Burada bedenin geçmiş olayı kelimesi kelimesine “depoladığı” düşüncesinden ziyade, beynin tehdit ile belirli ipuçları arasında öğrenilmiş bir bağlantı kurması söz konusudur.
Bu bağlantılar zaman zaman bilinçli düşünceden daha hızlı çalışabilir. Dolayısıyla kişi “Neden böyle hissediyorum?” sorusunun cevabını hemen bulamayabilir.
Geçmiş Bugünü Yönetmek Zorunda Değil
Travmanın etkilerini anlamak, kişinin geçmiş tarafından sonsuza kadar yönetileceği anlamına gelmez. Beyin değişebilen ve yeni deneyimlerle yeniden öğrenebilen bir sistemdir. Güvenli ilişkiler, farkındalık, duygusal düzenleme becerileri ve uygun psikoterapi süreçleri, kişinin geçmişte öğrendiği tehdit beklentilerini yeniden değerlendirmesine yardımcı olabilir.
Burada önemli olan, her davranışın arkasında mutlaka gizli bir travma aramak değildir. Bazen kaygının nedeni travma olabilir; bazen güncel stres, öğrenilmiş davranışlar, kişilik özellikleri veya yaşam koşulları etkili olabilir.
Hatırlamak Değil, Anlamak
Belki de asıl mesele, geçmişte yaşanan her şeyi hatırlamak değildir. Asıl mesele, geçmiş deneyimlerin bugün nasıl bir anlam taşıdığını ve davranışlarımızı nasıl etkilediğini fark edebilmektir.
Çünkü bazen insanın hayatını yönlendiren şey, hatırladığı bir olaydan çok, o olaydan öğrendiği “Dünya güvenli değil”, “İnsanlara güvenilmez” ya da “Her an bir şeyler ters gidebilir” gibi örtük beklentiler olabilir.
Geçmiş değiştirilemez; ancak geçmişten öğrenilen tepkiler yeniden değerlendirilebilir. Bu nedenle iyileşme, unutulmuş bir anının peşine düşmekten çok, bugün bedenimizde, düşüncelerimizde ve ilişkilerimizde ortaya çıkan tepkileri anlamlandırmakla başlayabilir.
Bazen zihnimizin hatırlamadığı şey, hayatımızı yönetmek zorunda değildir. Onu fark etmek, anlamlandırmak ve yeniden öğrenmek mümkündür.


