Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Büyümenin Psikolojisi: Vedalar ve Yeniden Başlangıçlar

5 dk.okuma süresi
Büyümenin Psikolojisi: Vedalar ve Yeniden Başlangıçlar

İnsan ne zaman büyür? Yaşına bir sayı daha eklendiğinde mi, kendi kararlarının sorumluluğunu alabildiğinde mi, yoksa bir zamanlar dünyanın en büyük meselesi gibi gelen şeylerin artık eskisi kadar önemli olmadığını fark ettiğinde mi? Belki de büyümek, tam olarak bir yaşa ya da döneme sığdırılamayacak kadar karmaşık bir yolculuktur. Çünkü insan büyürken yalnızca yaş almaz; düşünceleri, beklentileri, ilişkileri ve kendisine dair inançları da dönüşür. Üstelik bu dönüşüm, beraberinde hem kazanımları hem de sessiz bir kayıp hissini getirir.

Çocukluk, insanın dünyayla kurduğu ilk ilişkinin en saf hâlidir. Küçük mutlulukların büyük sevinçlere dönüştüğü, zamanın daha yavaş aktığı, geleceğin ise sınırsız ihtimallerle dolu göründüğü bir dönemdir. Bir oyunun bitmesiyle yaşanan hayal kırıklığı, eve geç kalınca duyulan telaş, bayram sabahlarının heyecanı ya da yarının nasıl geçeceğine dair kurulan küçük hayaller... O günlerde hayatın yükü henüz omuzlarımızda değildir. Birilerinin bizi koruduğuna, her şeyin bir şekilde yoluna gireceğine inanırız. Dünyayı anlamaya çalışırken kendimizi sürekli açıklamak zorunda hissetmeyiz. Olduğumuz kişi olmak çoğu zaman yeterlidir.

Ancak zaman ilerledikçe çocukluğun o tanıdık dünyası yerini farklı bir gerçekliğe bırakır. Yetişkinliğe geçiş, beraberinde özgürlük kadar sorumluluk, heyecan kadar belirsizlik de getirir. Kendi kararlarımızı vermeye başlarken yanlış yapma ihtimalimizle de tanışırız. Geleceği planlamak, ilişkileri sürdürmek, beklentileri karşılamak, ekonomik ve sosyal sorumlulukları üstlenmek artık hayatın gündelik parçaları hâline gelir. Bir zamanlar büyümeyi özgürlükle özdeşleştirirken, yetişkinliğin içinde bazen en çok özlediğimiz şeyin hiçbir şeyi düşünmeden yaşayabildiğimiz günler olduğunu fark ederiz. Çünkü büyümek, hayalini kurduğumuz özgürlüğe ulaşırken aynı zamanda o özgürlüğün sorumluluğunu da üstlenmektir.

Bu süreçte yaşanan değişim yalnızca yaşam koşullarımızda değil, benlik algımızda da kendini gösterir. Psikolojik açıdan yetişkinliğe geçiş, bireyin kimliğini yeniden değerlendirdiği, geçmişten getirdiği değerleri sorguladığı ve gelecekte nasıl biri olmak istediğine ilişkin kararlar aldığı önemli bir dönemdir. Çocuklukta ailemizden, çevremizden ve deneyimlerimizden edindiğimiz düşünceler, yetişkinlikte kendi seçimlerimizle yeniden şekillenir. Bir zamanlar doğru kabul ettiğimiz şeyleri sorgulamaya, başkalarının beklentileriyle kendi isteklerimiz arasındaki farkı görmeye başlarız. Kim olduğumuzu, ne istediğimizi ve nasıl bir hayat kurmak istediğimizi yeniden tanımlarız. Bazen çocukken kurduğumuz hayallerden uzaklaşır, bazen de yıllar önce içimizde filizlenen bir isteğin peşinden gitmeye cesaret ederiz.

Tam da bu noktada insan, geçmişteki hâliyle bugünkü hâli arasında görünmez bir bağ kurmaya çalışır. Çünkü değişmek, her zaman kolaylıkla kabul edilebilen bir deneyim değildir. Eski alışkanlıklarımızı, ilişkilerimizi, hayallerimizi ve hatta kendimize dair bazı düşüncelerimizi geride bırakmak zorunda kalırız. Bir zamanlar çok istediğimiz bir şeyin artık bizi heyecanlandırmadığını fark etmek, eskiden kendimizi ait hissettiğimiz bir yerde yabancılaşmak ya da geçmişteki bir fotoğrafımıza bakıp ne kadar değiştiğimizi düşünmek... Bunların her biri, insanın kendi dönüşümünü fark ettiği küçük ama anlamlı anlardır. Bazen özlediğimiz şey yalnızca geçmişte yaşadıklarımız değil, o günlerde olduğumuz kişidir.

Yetişkinliğe geçişin en buruk yanı da belki burada saklıdır: Çocukluğun sona ermesi değil, bir zamanlar olduğumuz kişiye artık aynı şekilde ulaşamıyor olmamız. Çocukken büyümeyi beklerken, büyüdüğümüzde geride bıraktığımız günlerin kıymetini daha iyi anlarız. Oysa çocukluğa duyulan özlem, bugünkü hayatımızdan memnun olmadığımız anlamına gelmez. İnsan aynı anda hem büyümekle gurur duyabilir hem de geride bıraktığı günleri özleyebilir. Bir yanımız yeni deneyimlere, yeni başlangıçlara ve keşfedilmemiş ihtimallere yönelirken diğer yanımız tanıdık olanın güvenini arayabilir. Bu iki duygu birbirine zıt görünse de aslında insan olmanın doğal bir parçasıdır.

Belki de yetişkin olmayı, çocukluğumuzdan tamamen uzaklaşmak olarak düşünmek yerine onu kendimizle birlikte taşımayı öğrenmeliyiz. Çünkü çocukluğumuz yalnızca eski fotoğraflarda, okul anılarında ya da aile albümlerinde yaşamaz. Bazen bir şarkıda, tanıdık bir sokakta, eski bir kokuda ya da nedensizce gülümsediğimiz bir anda yeniden karşımıza çıkar. İçimizdeki çocuk, dünyaya nasıl bakacağımızı, nelerden heyecan duyacağımızı ve hangi küçük şeylerle mutlu olabileceğimizi bize hatırlatmaya devam eder.

Büyümek, çocukluğumuzu tamamen geride bırakmak anlamına gelmez. Aksine, geçmişte olduğumuz kişiyi bugünkü benliğimizin bir parçası olarak kabul edebilmektir. Çünkü insan, ne kadar değişirse değişsin, bir zamanlar hayata umutla bakan o küçük hâlinin izlerini de yanında taşır. Belki de yetişkinliğe geçişin en anlamlı tarafı, bir zamanlar başkalarından beklediğimiz anlayışı, şefkati ve güveni artık kendimize sunabilmeyi öğrenmektir. Çocukluğumuzda ihtiyaç duyduğumuz güveni kendi içimizde yeniden kurabildiğimizde, geçmişimizle de daha barışık bir ilişki geliştirebiliriz. Çünkü büyümek, içimizdeki çocuğu susturmak değil; onun sesini duyabilecek, ihtiyaçlarını anlayabilecek ve ona iyi gelebilecek bir yetişkine dönüşmektir.

Melike Emine Kılavuz Melike Emine Kılavuz
İnsan davranışlarını ve ilişkileri anlamaya meraklı bir psikolojik danışmanım. Psikolojiyi günlük yaşamla buluşturmayı ve yazı aracılığıyla keşfetmeyi seviyorum.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!