Sosyal Medyanın Sessiz Etkisi: Kendimizi Başkalarıyla Kıyaslamak
Bazen yalnızca birkaç dakika boyunca sosyal medyada gezinmek, kendimizle ve hayatımızla ilgili düşüncelerimizi değiştirebilir. Birinin başarısını görürüz, bir başkasının mutluluğuna tanıklık ederiz, başka birinin hayatına dair kusursuz görünen anlarla karşılaşırız. Farkında olmadan kendi yaşamımızı bu görüntülerle karşılaştırmaya başlarız. Belki de o an kendimize sorduğumuz soru şudur: “Ben neden böyle değilim?”
Sosyal medya, hayatımızın yalnızca bir parçası olmaktan çıkarak kendimizi değerlendirdiğimiz bir alana dönüşebilir. Burada gördüğümüz içerikler yalnızca düşüncelerimizi değil, kendimize yönelik algımızı, beklentilerimizi ve duygularımızı da etkileyebilir. Başkalarının yaşamlarına sürekli maruz kalmak, kendi hayatımızı sorgulamamıza, sahip olduklarımızı yetersiz bulmamıza ve zaman zaman kendimizi geride kalmış hissetmemize neden olabilir. Üstelik bu süreç çoğu zaman farkında olmadan gerçekleşir.
Psikolojide bu durum, sosyal karşılaştırma kavramıyla açıklanır. İnsan, kendisini ve sahip olduklarını değerlendirmek için zaman zaman başkalarını referans alır. Başkalarının deneyimlerinden yararlanmak, kendimize hedefler belirlemek ve gelişim alanlarımızı fark etmek açısından bu karşılaştırmalar işlevsel olabilir. Ancak karşılaştırma sürekli olarak kendimizden daha başarılı, daha güzel, daha mutlu veya daha yeterli görünen kişiler üzerinden gerçekleştiğinde, kendimize yönelik değerlendirmelerimiz olumsuz bir hal alabilir. Başkasının sahip oldukları, kendi eksikliklerimizin kanıtı gibi görünmeye başlayabilir.
Burada gözden kaçırdığımız önemli bir nokta vardır: Sosyal medyada çoğunlukla hayatın tamamını değil, seçilmiş anlarını görürüz. Bir başarının arkasındaki başarısızlıkları, bir mutluluğun içindeki zorlukları ya da bir görüntünün ardındaki gerçek duyguları bilmeyiz. Bir kişinin yalnızca iyi hissettiği anlarına, en başarılı olduğu dönemlerine veya kendisini en iyi yansıttığını düşündüğü görüntülerine tanıklık ederiz. Buna karşılık kendi hayatımızı bütün yönleriyle biliriz. Kaygılarımızı, belirsizliklerimizi, başarısızlıklarımızı ve kimseyle paylaşmadığımız zorlanmalarımızı da bu değerlendirmeye dahil ederiz.
Böylece başkasının hayatından seçilmiş bir kesiti, kendi hayatımızın bütün gerçekliğiyle karşılaştırırız. Bu karşılaştırmanın eşit koşullarda gerçekleşmediğini fark etmediğimizde, kendi yaşamımızı olduğundan daha yetersiz değerlendirebiliriz.
Sosyal medyanın etkisi yalnızca başkalarıyla kıyaslanmakla sınırlı değildir. Beğeniler, yorumlar ve takipçi sayıları da zaman zaman kişinin kendilik değerini değerlendirdiği ölçütlere dönüşebilir. Paylaşımımızın aldığı etkileşim bizi mutlu edebilirken, beklediğimiz ilgiyi görememek hayal kırıklığı yaşamamıza neden olabilir. Böyle durumlarda kişinin kendisiyle ilgili değerlendirmeleri, dışarıdan aldığı geri bildirimlere daha bağımlı hale gelebilir. Kişi, nasıl hissettiğini ve kendisini ne kadar değerli gördüğünü başkalarının tepkileri üzerinden belirlemeye başlayabilir.
Oysa bir paylaşımın aldığı beğeni sayısı, kişinin değerini ya da yaşamının ne kadar anlamlı olduğunu göstermez. Ancak sosyal medya görünürlüğün ve onayın ön plana çıktığı bir alan haline geldiğinde, bu ayrımı yapmak her zaman kolay olmayabilir. Kişi, başkaları tarafından nasıl görüldüğüne odaklanırken kendisini nasıl hissettiğini ve gerçekte neye ihtiyaç duyduğunu gözden kaçırabilir.
Sürekli karşılaştırma yapmanın bir diğer sonucu da kişinin kendi başarılarını küçümsemeye başlamasıdır. Başkasının kariyerindeki ilerlemeyi gördüğümüzde kendi gelişimimizi yavaş bulabilir, bir başkasının ilişkisini izlediğimizde kendi ilişkimizi sorgulayabilir veya başkasının yaşam koşullarına bakarak sahip olduklarımızdan memnuniyetsizlik duyabiliriz. Böylece dikkatimizi kendi ihtiyaçlarımızdan ve kişisel hedeflerimizden uzaklaştırıp başkalarının yaşamlarını ölçüt almaya başlayabiliriz.
Bu noktada kendimize şu soruyu sormak önemlidir: Gerçekten istediğimiz bir hayatı mı yaşamaya çalışıyoruz, yoksa başkalarının hayatlarında gördüklerimize göre kendi hayatımızı mı şekillendiriyoruz?
Çünkü bazen bizi zorlayan şey, sahip olmadığımız bir şeye duyduğumuz ihtiyaçtan çok, başkasının o şeye sahip olduğunu görmektir. Bir başkasının başarısı, daha önce bizim için önemli olmayan bir hedefi bir anda vazgeçilmez hale getirebilir. Bir başkasının yaşam tarzı, kendi tercihlerimizi sorgulamamıza neden olabilir. Böylece ne istediğimizi anlamaya çalışmak yerine, neye sahip olmamız gerektiğine dair dışarıdan gelen mesajları takip edebiliriz.
Peki, sosyal medyanın bu sessiz etkisini nasıl fark edebiliriz?
Öncelikle sosyal medyada geçirdiğimiz zamanın bizde nasıl duygular yarattığını gözlemlemek önemlidir. Hangi içerikler bize ilham veriyor, hangileri kendimizi yetersiz hissetmemize neden oluyor? Bir paylaşımı gördükten sonra kendimizle ilgili hangi düşüncelerin ortaya çıktığını fark etmek, bu düşünceleri sorgulayabilmemiz için bir başlangıç olabilir.
Örneğin, “Herkes benden daha başarılı” düşüncesi ortaya çıktığında, gerçekten herkesin mi böyle olduğunu yoksa yalnızca belirli paylaşımlardan mı bu sonuca vardığımızı değerlendirebiliriz. “Ben hayatımda hiçbir şey başaramadım” düşüncesiyle karşılaştığımızda ise kendi ilerlememizi başkalarının sonuçları üzerinden değil, kendi koşullarımız ve geçmişimiz üzerinden ele alabiliriz.
Bunun yanında, bizi sürekli kıyaslamaya yönelten içeriklere mesafe koymak, sosyal medya kullanımımıza sınırlar getirmek ve dikkatimizi kendi yaşamımızda değer verdiğimiz alanlara yöneltmek de önemlidir. Amaç sosyal medyadan tamamen uzaklaşmak değil, onunla kurduğumuz ilişkinin bizi nasıl etkilediğini fark edebilmektir.
Unutmamalıyız ki başkalarının hayatını izlemek, kendi hayatımızın değerini belirlemez. Herkesin yaşamı, koşulları, ihtiyaçları ve ilerleyişi birbirinden farklıdır. Başkasının hayatında anlamlı olan bir şey, bizim hayatımızda aynı anlamı taşımak zorunda değildir. Kendi yolumuzu başkalarının ilerleyişine göre değerlendirdiğimizde, bize özgü olan ihtiyaçları ve hedefleri gözden kaçırabiliriz.
Belki de sosyal medyayla kurduğumuz ilişkiyi değiştirmek, başkalarının hayatına daha az bakmaktan çok, kendi hayatımıza yeniden bakmayı öğrenmekle mümkündür. Neye ihtiyaç duyduğumuzu, bizim için neyin anlamlı olduğunu ve hangi ölçütlere göre yaşamak istediğimizi yeniden değerlendirmek, kendimizle daha sağlıklı bir ilişki kurmamıza yardımcı olabilir.
Çünkü kendimizi sürekli başkalarının hayatıyla kıyasladığımızda, kendi hayatımızı yaşamaktan çok onu başkalarının ölçütlerine göre değerlendirmeye başlarız. Oysa kendi değerimizi fark etmek, başkalarından daha iyi olduğumuzu kanıtlamakla değil, kendimizi başkalarıyla kıyaslamadan da değerli görebilmekle mümkündür.



