Cumartesi, Eylül 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Hayatın Üzerine Çöken Gri Sis

Bazen hayat dışarıdan bakıldığında yolunda görünür. Görünürde büyük bir kriz, ağır bir kayıp ya da taşınamayacak bir dert yoktur. Ancak içeride bir yerlerde tuhaf bir boşluk hissi büyür: Eskiden heyecanlandıran haberler artık sıradan gelir, eskiden can yakan durumlar ise sadece omuz silkip geçilen anlara dönüşür.

Ne çok mutlusunuzdur ne de ağlayacak kadar kederli. Hayat, renklerini kaybetmiş siyah-beyaz bir film gibi sadece akıp gider.

Çoğumuz bu hissi yaşadığımızda bir şeylerin “bozulduğunu” ya da içten içe hissiz bir insana dönüştüğümüzü düşünürüz. Oysa bu durum ruhun bir arızası değil; zihnin çok yorulduğunda devreye soktuğu sessiz bir moladır.

​Korumak İçin Kapatılan Kapılar

Günün her anında yetişilmesi gereken işler, bitmeyen beklentiler, her daim güçlü ve mutlu görünme zorunluluğu… Zihin bir noktada bu yüklerin ağırlığını kaldıramayacağını anladığında en kolay yolu seçer: Duygusal kapıları tamamen kapatmak.

Bu, bir fırtına çıktığında evin panjurlarını indirmeye benzer. Dışarıdaki soğuk rüzgar içeri girmesin diye pencereleri sımsıkı kapatırsınız. Rüzgar içeri giremez, evet; ama o pencereler kapalı kaldığı sürece gün ışığı da içeri sızamaz. Hissizleştiğimizde acıdan, hayal kırıklığından ve yorgunluktan kaçarız; ancak aynı zamanda coşkuyu, tutkuyu ve sıradan anların neşesini de kapının dışında bırakmış oluruz.

​Zihnin Unuttuğunu Beden Hatırlar: Bilim Ne Diyor?

Bazen de bu hissizliğin ya da nedensiz ağırlığın arkasında, aklımızın tamamen unuttuğu ama bedenimizin sımsıkı tuttuğu eski anlar yatar.

Hiçbir sebep yokken takvimdeki belirli aylarda, mevsim geçişlerinde ya da bir pazar akşamında içinize aniden bir daralma çöktüğü oldu mu? Aklınız “Her şey yolunda, canımı sıkacak hiçbir şey yok” derken; kalbiniz hızlanır, omuzlarınız gerilir veya derin bir uyuşukluk başlar.

Psikiyatri dünyasında çığır açan travma araştırmacısı Dr. Bessel van der Kolk, ünlü çalışmasında tam olarak buna dikkat çeker: Beden daima kayıt tutar. Yapılan klinik araştırmalar, insanların geçmişte yaşadığı bir ayrılığı, ameliyatı, kaybı ya da kriz anını zihnen unutsalar bile sinir sisteminin o anın havasını, mevsimini ve takvim yaprağını asla silmediğini gösteriyor.

Literatürde “yıl dönümü reaksiyonu” olarak adlandırılan bu durumda; olay tarihleri yaklaştığında bilinçli hiçbir hatıra canlanmasa dahi bedende stres hormonu seviyeleri yükselebiliyor, bağışıklık sistemi alarm durumuna geçebiliyor ve kişi derin bir duygusal donukluğa sürüklenebiliyor. Beden, takvime bakıp sessizce eski kalkanlarını kuşanıyor: “Buralar vaktiyle tekinsizdi, korunmak için şalteri indir.”

​Kendine “İyi Olmama” İzni Vermek

Modern dünyanın en büyük yanılgısı, insanın her gün aynı enerjiyle, sürekli pozitif ve dimdik durabileceğini sanmasıdır. Üzülmekten, yorulmaktan veya bedenin geçmişten getirdiği sessiz yankılardan korkar hale geldik. Oysa insan makine değildir; durulmaya, kış uykusuna yatmaya ve dinlenmeye ihtiyaç duyar.

Hissizliği çözmenin yolu, kendinizi birdenbire mutlu hissetmeye zorlamak değildir. Zoraki gülümsemeler, zaten geçmişin izleriyle yorulmuş bir bedene daha fazla yük bindirir.

Kendinle Savaşı Bırakmak: “Neden böyleyim?” diyerek kendinize kızmak yerine; “Sanırım bedenim ya da zihnim şu an bir şeyleri sindirmeye çalışıyor, biraz dinlenmeye ihtiyacım var” diyebilmek ilk adımdır.

Küçük Şeyleri Fark Etmek: Büyük duygular aramak yerine günün içindeki küçük detaylara dönmek yeterlidir: Sabah içilen sıcak bir çayın tadı, pencereden gelen serin rüzgar ya da sevilen bir şarkının melodisi. Zihne hayatın güvenle devam ettiğini hatırlatan şeyler bu ufak anlardır.

Akışa Direnmemek: Donukluğu kırmak bir gecede olmaz. Tıpkı kışın ardından gelen bahar gibi; önce hafif bir kederin, ardından küçük bir merakın ve zamanla gerçek bir gülümsemenin geri dönmesine izin vermek gerekir.

Hissizlik bir tükeniş değil, bir duraklamadır. Kendinize sadece nefes alma hakkı tanıdığınızda, o sis yavaşça dağılır ve hayatın renkleri yeniden görünmeye başlar.

Kaynakça

  • Van der Kolk, B. A. (2014). The Body Keeps the Score: Brain, Mind, and Body in the Healing of Trauma. Viking. (Bedenin travmayı ve stresi zihinden bağımsız olarak somatik düzeyde saklaması üzerine temel referans). ​Porges, S. W. (2011). The Polyvagal Theory: Neurophysiological Foundations of Emotions, Attachment, Communication, and Self-regulation. W. W. Norton & Company. (Sinir sisteminin aşırı yüklenme anında devreye soktuğu "donma" [freeze] ve hissizleşme tepkisinin biyolojik temeli). ​Pollock, G. H. (1970). Anniversary reactions, trauma, and mourning. The Psychoanalytic Quarterly, 39(3), 347–372. (Zihnin unuttuğu travmatik olayların takvimsel yıl dönümlerinde bedensel ve duygusal belirtilerle tetiklenmesi üzerine klinik literatür). ​Brown, B. (2010). The Gifts of Imperfection: Let Go of Who You Think You're Supposed to Be and Embrace Who You Are. Hazelden Publishing. (Duyguların seçici olarak uyuşturulamayacağı; acı bastırıldığında neşe ve coşkunun da kaybolacağı ilkesi).
Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Yağmur Öztürk
Yağmur Öztürk
Yağmur Öztürk, İstanbul Kent Üniversitesi Psikoloji Bölümü 2. sınıf öğrencisidir. Akademik ilgisini özellikle klinik psikoloji,travma ve yas, çocuk ve ergen psikolojisi alanlarında yoğunlaştırmaktadır. Toplumsal sorumluluk bilinciyle TEGV (Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı) bünyesinde gönüllü çalışmalar yürüten Öztürk, edindiği deneyim ve farkındalığı bilimsel temellerle birleştirerek Psychology Times bünyesinde genç yazar olarak içerik üretmektedir. Psikoloji biliminin güncel verilerini sade, anlaşılır ve erişilebilir bir dille geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar