Çarşamba, Temmuz 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İNSAN NEDEN SUÇ İŞLER

Bir insanın adalet çizgisini aşıp suça yönelmesinin arkasındaki tek ve mutlak nedeni bulmaya çalışmak, insanlık tarihinin en büyük yanılgılarından biridir. Çünkü suç; tek bir genin, boş bir cüzdanın ya da kötü bir çocukluğun tek başına yaratabileceği kadar basit bir olgu değildir. Eğer suçu sadece ekonomik çaresizliğe bağlasaydık, milyarlarca dolarlık şirketleri yöneten, lüks içinde yaşayan zengin CEO’ların, yönetim kurulu üyelerinin yolsuzluk yapmasını, rüşvet almasını veya beyaz yaka suçlarına bulaşmasını asla açıklayamazdık. Demek ki mesele sadece “ihtiyaç” değil; mesele insanın zihninde, genetiğinde, geçmişinde ve içine doğduğu güç dinamiklerinde gizlidir. Bazen sosyal çevre, bazen ekonomik koşullar ve bazen de genetik etki insanı suç işlemeye iter. Gelin sebeplerine koşullarıyla birlikte bakalım.

Bu karmaşık düğümü çözmeye en derinden, yani biyolojik temelimizden başlarsak, karşımıza genetik kodlarımız çıkıyor. Yıllardır suç psikolojisinde tartışılan, kamuoyunda “savaşçı geni” olarak bilinen MAOA geni, beyindeki serotonin ve dopamin dengesini altüst ederek bireyi dürtüsel agresyona yatkın hale getirebiliyor. Ancak bilimsel veriler bize şunu çok net gösteriyor: Bir insan sırf bu genle doğdu diye suçlu olmaz. Genetik sadece bir yatkınlıktır; o genin harekete geçmesi için tetiği çekecek bir çevre gerekir. İşte bu noktada ebeveynlerin, ilk çocukluk yıllarının ve büyüme evresinin rolü büyüktür. İlkokul çağındaki bir çocuğun ailede gördüğü manipülasyon, sevgi yoksunluğu veya fiziksel/psikolojik şiddet, beynin karar verme mekanizması olan prefrontal korteksin gelişimini baltalar. Ortaokul ve lise yıllarına gelindiğinde ise devreye giren akran zorbalığı, okullarda verilen eğitimin yetersizliği veya bireyin toplum tarafından erkenden “sorunlu” olarak etiketlenmesi, stigmalamak, o çocuğun adalet sistemine ve toplumsal sözleşmeye olan inancını tamamen koparır. Toplum bir genci suçlu olarak damgaladığında, o genç genellikle kendisine yapıştırılan bu kimliği benimser ve o rolden kaçamaz hale gelir.

Peki, bu çocukluk travmalarından uzak büyümüş, iyi eğitim almış ve kurumsal dünyanın zirvesine oynamış yetişkinler neden suç işler? Ticaret dünyasına baktığımızda suçun rengi değişir ama motivasyonu değişmez. Ticarette işlenen suçların arkasında devasa bir psikolojik baskı, manipülasyon ve acımasız bir rekabet ortamı yatar. Şirketlerin yarattığı “ne pahasına olursa olsun kazan” mantığı, bireyin üzerindeki stresi katlar ve rasyonalizasyon mekanizmasını devreye sokar. Kişi, yasal sınırları aşarken “şirketimin çıkarı için yapıyorum” ya da “herkes yapıyor” diyerek kendini manipüle eder. Bazen de olayın içine sadakat dahil olur. Başka şirketlerin rekabetine kapılıp kendi şirketine ihanet eden, kurumsal sırları satan veya sadakatsizlik gösteren çalışanlar görürüz. Bunun arkasındaki en büyük itici güç ise egodur. Narsistik bir ego, bireye kuralların sadece “sıradan insanlar” için olduğunu, kendisinin sistemin üzerinde yer aldığını fısıldar. Bu insanları suça iten şey açlık değil, güce ve statüye olan doymak bilmez açgözlülüktür. Bu sebeple hukuk alanındaki firmalarda sadakat göstermek ve sadakat beklemek gerçekten zordur.

Öte yandan, insanı en çok rasyonellikten uzaklaştıran ve suçla yan yana gelmesi en trajik olan duygulardan biri de aşktır. Tutku, kıskançlık ve reddedilme korkusu, insan psikolojisindeki en ilkel dürtüleri uyandırır. Aşkın yarattığı o yoğun nörokimyasal fırtına, kişinin muhakeme yeteneğini tamamen körelterek onu bir cinayete, takıntılı takibe veya şiddete sürükleyebilir. Burada da yine ayrımcılık ve toplumsal baskıların bireyde yarattığı öfke birikimi suçun yakıtı haline gelir.

Sonuç olarak, bir insanın neden suç işlediği sorusunun cevabı, biyopsikososyal bir sarmalın içinde saklıdır. Suç; genetik bir yatkınlığın, çocuklukta alınan bir yaranın, okul yıllarında maruz kalınan bir dışlanmanın, kurumsal dünyadaki acımasız egoların ve toplumsal eşitsizliklerin bir araya gelerek oluşturduğu mükemmel bir fırtınadır. İnsan zihni, baskı altında kaldığında, manipüle edildiğinde veya kendi egosunun kölesi olduğunda en korunaklı ahlaki kaleleri bile yıkabilir. Hukuk sistemi suçu sadece kanun maddeleri üzerinden cezalandırırken, psikoloji bize o tetiği çeken, o imzayı atan elin arkasındaki insanı ve onun karmaşık doğasını anlamak zorunda olduğumuzu hatırlatır.

irem dursun
irem dursun
Haliç Üniversitesi Psikoloji bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. Akademik çalışmalarımı klinik psikoloji ve travma, yeme bozuklukları üzerine yoğunlaştırıyorum. Mezuniyetim sonrası bu alanlarda uzmanlaşmayı ve birleşik krallıkta yüksek lisans kariyerimi ilerletmeyi hedefliyorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar