İlişkide “önce sen” demek, ilk bakışta olgun ve sevgi dolu bir tavır gibi görünür. Sevdiğimiz insanı rahatlatmak, üzmemek, yük olmamak isteriz. Ancak zamanla birçok danışanımın dilinden aynı cümle dökülüyor: “Herkesi düşünüyorum, sıra bana gelmiyor.” İşte tam burada sağlıklı özveriyle, kendini feda etme arasında ince ama kritik bir çizgi olduğunu görüyoruz. Bu yazıda, ilişkilerde kendini feda etme döngüsünün psikolojik kökenlerine, duygusal sonuçlarına ve bu döngüyü nasıl kırabileceğimize odaklanmak istiyorum.
Kendini Feda Etmenin Psikolojik Kökleri
Kendini feda etme eğilimi çoğu zaman yetiştiğimiz aile ortamında öğrenilir. Çocukken “iyi kız/oğlan” olmanın koşulu, kendi ihtiyaçlarımızı geri plana atmaksa; yıllar sonra romantik ilişkilerde, arkadaşlıklarda ve iş ortamında da aynı rolü sürdürürüz. Bowlby’nin bağlanma kuramı, çocuklukta bakım verenle yaşanan deneyimlerin, ileriki ilişkilerde tekrarlandığını vurgular (Bowlby, 1988). Sürekli başkalarını gözeten, kendi sınır koyma kapasitesini korumakta zorlanan yetişkinlerin önemli bir kısmı, çocuklukta duygusal ihtiyaçları ikinci plana atılmış bireylerdir.
Toplumsal cinsiyet rolleri de bu tabloya eklenir. Özellikle kadınlara “fedakâr olmanın” kutsal bir özellik olduğu, ilişkide kendinden vazgeçmenin sevginin kanıtı olduğu sıkça öğretilir. Böylece kişi, “Ben istersem bencillik olur.” düşüncesiyle kendi ihtiyaçlarını ifade etmekten suçluluk duyar. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, sağlıklı bir ilişkide her iki tarafın da “ben” ve “biz” dengesini koruyabilmesi gerekir.
Kendini Feda Etmenin Duygusal Bedeli
Kendini feda etme eğilimindeki kişiler çoğu zaman dışarıdan güçlü, dayanıklı ve sorun çıkarmayan bireyler gibi görünür. İç dünyalarında ise yoğun bir yorgunluk, kırgınlık ve yalnızlık hissi yaşarlar. Kendi sınırlarını yok saydıkça, karşı tarafın da onları doğal olarak “her şeye razı” gibi algılaması kaçınılmaz hâle gelir. Böylece görünmez bir döngü oluşur:
-
Kişi duygusunu söylemez,
-
Karşı taraf sınırı fark etmez,
-
İlişkide eşitsizlik artar,
-
İçeride öfke ve değersizlik büyür.
Uzun vadede bu durum; tükenmişlik, somatik şikâyetler (baş ağrısı, mide sorunları, uyku problemleri) ve depresif duygudurumla kendini gösterebilir (Gilbert, 2010). İlginç olan şu ki, kişi çoğu zaman bu yıpranmanın kaynağını kendinde arar: “Demek ki yeterince sabırlı değilim, daha çok vermeliyim.” Böylece döngü daha da güçlenir.
Neden “Hayır” Demek Bu Kadar Zor?
Sınır koyma güçlüğünün merkezinde genellikle iki temel duygu vardır: reddedilme korkusu ve suçluluk. “Hayır dersem gider.” “Buna da katlanmalıyım, yoksa beni sevmeyi bırakır.” gibi düşünceler, kişinin kendilik değerini partnerin onayına bağlamasına neden olur.
Bilişsel davranışçı yaklaşım, bu tür otomatik düşüncelerin duygularımızı ve davranışlarımızı şekillendirdiğini söyler (Beck, 2011). Yani aslında partner “hayır” dediğimiz için değil; biz kendi sınırımıza sahip çıktığımızda kendimizi suçlu hissettiğimiz için zorlanırız. Bu noktada soru şuna dönüşür: “Benim için neyin doğru olduğuna kim karar veriyor? Ben mi, yoksa başkalarının tepkisi mi?”
Döngüyü Nasıl Kırabiliriz?
Kendini feda etme örüntüsünü değiştirmek, bir anda gerçekleşen radikal bir dönüşüm değildir; daha çok küçük ama kararlı adımların toplamıdır.
İlk adım fark etmektir. Gün içinde “Aslında istemiyordum ama kabul ettim.” dediğiniz anlara dikkat etmek, bu döngüyü görünür kılar. Bu anlarda duyguyu isimlendirmek önemlidir: kırgınlık mı hissediyorum, yorulmuş mu hissediyorum, yoksa içten içe kızgın mıyım?
İkinci adım ihtiyacı tanımlamaktır. Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: “Şu anda gerçekten neye ihtiyacım var?” Dinlenmeye, anlaşılmaya, yalnız kalmaya, destek istemeye… İhtiyaç netleşmeden sağlıklı bir iletişim kurmak zordur.
Üçüncü adım ise küçük sınır koyma denemeleri yapmaktır. Bir anda herkese “Hayır!” demek çoğu kişi için gerçekçi değildir. Bunun yerine daha riskin düşük olduğu ilişkilerden başlamak işe yarar. Örneğin bir arkadaş davetini nazikçe ertelemek, iş yerinde fazladan sorumluluğu kibarca reddetmek veya partnerinizden açık bir şekilde destek istemek gibi.
Diyalog örnekleri pratikte yardımcı olabilir:
-
“Bugün gerçekten çok yorgunum, bu akşam yalnız kalmaya ihtiyacım var.”
-
“Senin için önemli olduğunu biliyorum, ama şu an bunu yapabilecek enerjim yok.”
-
“Bu konuda kararsızım, önce kendimi dinleyip sonra cevap vermek istiyorum.”
Bu cümleler, hem kendi sınırınıza sahip çıkmanızı hem de karşı tarafı dışlamadan gerçek bir temas kurmanızı sağlar. Linehan’ın da vurguladığı gibi, sağlıklı sınır; hem kendimize hem karşımızdakine saygı duymanın en somut yollarından biridir (Linehan, 1993).
Kendine Şefkat: Değişimin Görünmeyen Ayağı
Kendini feda etme döngüsünden çıkmaya çalışan kişilerin çoğu, ilk sınır denemelerinde zorlandığında kendine çok sert davranır: “Yine başaramadım, hâlâ aynıyım.” Oysa değişim sürecinin doğal bir parçası, zaman zaman eski alışkanlıklara geri dönmektir. Burada devreye öz-şefkat girer.
Kendinize, yakın bir arkadaşınıza nasıl davranıyorsanız öyle yaklaşmak; hataları öğrenme fırsatı olarak görebilmek, psikolojik esnekliği artırır (Neff, 2011). Unutmamak gerekir ki, yıllarca süren bir rolü birkaç haftada terk etmeye çalışıyorsunuz. Bu cesaretin kendisi bile başlı başına saygıyı hak ediyor.
Sonuç: Sevgi, Kendini Kaybetmek Değildir
İlişkide emek vermek, fedakârlık yapmak elbette sağlıklı bağın bir parçasıdır. Ancak bu emek sürekli tek taraflı hâle geldiğinde, kişi kendi yaşamının seyircisi olmaya başlar. “Ben olmasam bu ilişki yürümeyecek.” cümlesi kulağa gurur verici gelebilir; ama duygusal açıdan bakıldığında ağır bir yük taşır.
Sağlıklı bir ilişkide “sen” kadar “ben” de vardır. Kendi ihtiyacına alan açabilen, duygusunu ifade edebilen kişi, hem kendisine hem partnerine daha gerçek bir ilişki sunar. Çünkü kendini tamamen yok ederek kurulan hiçbir bağ, uzun vadede iki tarafı da besleyemez.
Belki de bugün kendinize küçük bir soru sorarak başlayabilirsiniz:
“Ben bu ilişkide var mıyım, yoksa sadece idare eden rolünde miyim?”
Bu soruya vereceğiniz dürüst cevap, değişimin ilk adımı olabilir.
Kaynakça
Beck, J. S. (2011). Bilişsel Terapi: Temel İlkeler ve Ötesi.
Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development.
Gilbert, P. (2010). Compassion Focused Therapy: Distinctive Features.
Linehan, M. M. (1993). Cognitive-Behavioral Treatment Of Borderline Personality Disorder.
Neff, K. D. (2011). Self-Compassion: The Proven Power Of Being Kind To Yourself.


