Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Zihnin Unuttuğunu Beden Hatırladığında: Travma, Bellek ve Beyin

8 dk.okuma süresi
Zihnin Unuttuğunu Beden Hatırladığında: Travma, Bellek ve Beyin

Travma, kişinin yaşamındaki tek bir olayla sınırlı kalmayıp olay sonrasında da beynini, bedenini ve davranışlarını uzun süre etkileyebilir. Travma yaşamış bir kişi, belirli bir ses, koku, mekân ya da durumla karşılaştığında aniden kalp çarpıntısı, kas gerginliği, terleme veya yoğun bir korku hissi yaşayabilir. Bazen kişi, bu tepkiye neyin neden olduğunu o anda fark etmeyebilir. Bu durum, “Beden, zihnin unuttuğunu hatırlar” şeklindeki yaygın ifadenin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu ifade bilimsel anlamda kelimesi kelimesine doğru olmasa da travmanın önemli bir özelliğine dikkat çeker: Yaşanan deneyimler, kişinin farkındalığının dışında ortaya çıkabilen fizyolojik ve duygusal tepkilerle ilişkilendirilebilir.

Bir kişi tehdit oluşturan bir durumla karşılaştığında beyin, çevredeki olası tehlikeleri hızlı bir şekilde değerlendirmeye başlar. Duygusal süreçlerde ve tehditlerin algılanmasında önemli rol oynayan amigdala, bu süreçte öne çıkan beyin bölgelerinden biridir. Aynı zamanda bedenin stres sistemleri aktive olur; kalp atış hızı ve solunum artabilir, kaslar gerilebilir ve dikkat olası tehlikelere yönelir. Bu fizyolojik değişiklikler, gerçek bir tehlike karşısında kişiyi hızlı bir şekilde harekete hazırladığı için oldukça işlevseldir. Ancak travmatik bir deneyimin ardından bu koruyucu sistemler, olay sona ermiş olsa bile travmayı hatırlatan uyaranlara karşı aşırı duyarlı hâle gelebilir. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) üzerine yapılan araştırmalar, tehdit algısı, bellek ve duygusal düzenleme süreçlerinde rol oynayan amigdala, hipokampus ve prefrontal korteks gibi beyin bölgelerinin işleyişinde farklılıklar olabileceğini göstermektedir (Shin et al., 2006).

Travma sonrasında ortaya çıkan tepkileri açıklamak için kullanılan önemli kavramlardan biri korku koşullanmasıdır. Travmatik bir deneyim sırasında başlangıçta nötr olan bir uyaran, tehlikeyle ilişkilendirilebilir. Örneğin belirli bir ses, koku, mekân veya fiziksel his travmatik olayla bağlantılı hâle gelebilir. Daha sonra kişi aynı veya benzer bir uyaranla karşılaştığında, aslında güvende olsa bile savunmaya yönelik bir tepki gösterebilir. Beyin, söz konusu uyaranı potansiyel bir tehlikenin işareti olarak öğrenmiştir. Bu nedenle kişi, neden böyle hissettiğini bilinçli olarak anlamadan önce bile yoğun kaygı veya fizyolojik uyarılma yaşayabilir.

Travma, yalnızca kişinin neyi hatırladığını değil, hatırladıklarını nasıl deneyimlediğini de etkileyebilir. Olağan otobiyografik anılar genellikle belirli bir zaman ve mekân bağlamında hatırlanır. Kişi bir olayın ne zaman ve nerede gerçekleştiğini bilir ve olayın geçmişte kaldığının farkındadır. Travmatik anılar ise zaman zaman daha yoğun duyusal ve duygusal özellikler taşıyabilir. TSSB yaşayan kişiler travmatik olaya ilişkin istemsiz anılar, kâbuslar, flashbackler ve travmayı hatırlatan uyaranlarla karşılaştıklarında yoğun sıkıntı yaşayabilir. Araştırmalar, TSSB'de bağlamsal işlemleme süreçlerinde güçlükler bulunabileceğini öne sürmektedir. Başka bir ifadeyle beyin, geçmişteki travmatik bağlam ile yalnızca ona benzeyen mevcut bir durumu birbirinden ayırmakta zorlanabilir (Brewin et al., 2010).

Hipokampus bu süreçte özellikle önemlidir çünkü bellek oluşumu ve olayların bağlamlandırılmasında rol oynar. Amigdala ise duygusal öğrenme ve potansiyel tehditlerin değerlendirilmesinde önemli bir işleve sahiptir. Bu iki sistem arasındaki etkileşim, kişinin mevcut ortam güvenli olsa bile travmayı hatırlatan bir uyaran karşısında neden güçlü bir tepki verebildiğini anlamamıza yardımcı olur. Bu tepki her zaman bilinçli bir tercih değildir; daha çok belirli uyaranların tehlikeyle ilişkilendirilmesi sonucunda öğrenilmiş bir tepki olabilir.

Bununla birlikte, travmanın bedensel olarak “hatırlanması” fikrini dikkatli yorumlamak gerekir. Nörobilim, bedenin otobiyografik anıları beyinden bağımsız olarak depoladığı fikrini desteklememektedir. Bunun yerine bellek, davranışlarımızı ve fizyolojik tepkilerimizi farklı şekillerde etkileyen birden fazla sistemden oluşur. Açık bellek, geçmiş deneyimlerin bilinçli olarak hatırlanmasını içerirken örtük öğrenme, kişi yaşadığı ilk deneyimi bilinçli olarak hatırlamasa bile davranışlarını ve duygusal tepkilerini etkileyebilir. Dolayısıyla bir kişi belirli bir uyaran karşısında fizyolojik bir tepki gösterebilir ancak bu tepkinin nedenini veya ilişkili olduğu deneyimi hemen açıklayamayabilir.

Bu ayrım, özellikle kişinin geçmişine ilişkin anılarının belirsiz veya erişilemez olduğu durumlarda önemlidir. Fiziksel bir tepki, otomatik olarak unutulmuş veya bastırılmış belirli bir travmatik olayın kanıtı olarak değerlendirilmemelidir. İnsan belleği yeniden yapılandırılabilir bir sistemdir ve beklentilerden, yönlendirmelerden ve daha sonraki bilgilerden etkilenebilir. Bu nedenle kaygı, rahatsızlık veya yoğun bir bedensel tepki yaşamak tek başına belirli bir travmatik olayın gerçekleştiğini kanıtlamaz. Travmayı anlamak için kişinin yaşantılarının, belirtilerinin, çevresinin ve psikolojik geçmişinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir.

Travma, kaçınma ve aşırı tetikte olma gibi davranışsal tepkiler aracılığıyla günlük yaşamı da etkileyebilir. Travma yaşamış bir kişi, travmatik deneyimle ilişkili olduğunu düşündüğü belirli mekânlardan, insanlardan, konuşmalardan veya aktivitelerden uzaklaşmaya başlayabilir. Kaçınma kısa vadede kaygıyı azaltarak rahatlama sağlayabilir. Ancak uzun vadede korkunun devam etmesine ve güçlenmesine katkıda bulunabilir. Kişi kaygı yaratan bir durumdan uzaklaştığında ve hemen ardından rahatladığında, beyin kaçınmayı etkili bir tehlike azaltma yöntemi olarak öğrenebilir. Böylece kişi gelecekte benzer durumlarla karşılaştığında kaçınma davranışına daha fazla başvurabilir. Zaman içerisinde bu durum kişinin sosyal ilişkilerini, eğitimini, iş yaşamını ve günlük aktivitelerini sınırlayabilir.

Aşırı tetikte olma, yani hipervijilans, travmanın bir başka olası sonucudur. Kişi çevresini sürekli olarak olası tehditler açısından tarayabilir, beklenmedik seslerle kolayca irkilebilir veya diğer insanların davranışlarına normalden daha fazla dikkat edebilir. Bu davranışlar, gelecekteki tehlikeleri önlemeye yönelik koruyucu girişimler olarak anlaşılabilir. Ancak gerçek bir tehdit ortadan kalktıktan sonra bile sürekli tetikte olmak oldukça yorucu olabilir ve dikkat, uyku ve sosyal ilişkiler üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.

Önemli olan noktalardan biri, beynin tehdit oluşturan ilişkileri öğrenebilmesi gibi güvenliği de öğrenebilmesidir. TSSB tedavisinde kullanılan psikolojik yaklaşımlar, kişinin travmayı hatırlatan uyaranlara verdiği tepkileri değiştirmesine yardımcı olabilir. Amaç travmatik anıyı tamamen silmekten çok, kişinin bu anıyla ve onu hatırlatan uyaranlarla kurduğu ilişkiyi değiştirmektir. Kişi zaman içerisinde geçmişteki bir hatırlatıcının mevcut zamanda gerçek bir tehlike anlamına gelmediğini öğrenebilir. Travma odaklı bilişsel davranışçı terapi ve maruz bırakma temelli yaklaşımlar gibi psikolojik müdahalelerin TSSB belirtilerini azaltmada etkili olduğunu gösteren güçlü araştırma bulguları bulunmaktadır (Cusack et al., 2016).

Travmayı bu açıdan anlamak, kişinin tepkilerinin yalnızca “abartılı” veya “mantıksız” olduğu düşüncesine de meydan okur. Kalp atışının hızlanması, terleme, kasların gerilmesi veya solunumun değişmesi bedenin koruyucu sistemlerinin bir parçasıdır. Travmanın ardından bu sistemler belirli uyaranlara karşı daha hassas hâle gelebilir. Dolayısıyla kişi mevcut ortamda gerçek bir tehlike bulunmadığı hâlde yoğun bir tehdit hissedebilir. Bu tepki, kişinin geçmişte öğrendiği ilişkilendirmeler göz önünde bulundurulduğunda anlaşılabilir bir hâle gelir.

Sonuç olarak, “beden zihnin unuttuğunu hatırlar” ifadesini bellek sistemlerinin bilimsel bir tanımı olarak değil, travmanın beyin ve beden üzerindeki karmaşık etkilerini açıklamak için kullanılan bir metafor olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Travma, bedenin içinde beyinden bağımsız gizli bir anı deposu oluşturmaz. Bunun yerine beyin ve beden; bellek, duygu, dikkat ve fizyolojik düzenleme süreçleri aracılığıyla sürekli bir etkileşim içindedir. Travmatik bir deneyim, kişinin olayları hatırlama biçimini, travmayı hatırlatan uyaranlara verdiği tepkileri, potansiyel tehditleri nasıl yorumladığını ve günlük yaşamındaki davranışlarını etkileyebilir. Bununla birlikte travmanın kişinin geleceğini tamamen belirlemesi gerekmez. Sinir sistemi öğrenme, uyum sağlama ve değişme kapasitesine sahiptir. Psikolojik tedavi, destekleyici ilişkiler ve güvenli deneyimler aracılığıyla kişi geçmişten gelen tehdit sinyallerine farklı şekillerde yanıt vermeyi öğrenebilir. Travmanın etkileri beynin ve bedenin işleyişinde iz bırakabilir; ancak bu izlerin kişinin yaşamını sonsuza kadar yönetmesi gerekmez. Travma sonrasında ortaya çıkan bazı tepkiler, aslında kişinin geçmişte kendisini korumaya yardımcı olmuş öğrenilmiş savunma mekanizmaları olabilir. Ve öğrenilmiş tepkiler, zaman içinde yeniden öğrenilebilir.

Kaynakça

  • Brewin, C. R., Gregory, J. D., Lipton, M., & Burgess, N. (2010). Intrusive images in psychological disorders: Characteristics, neural mechanisms, and treatment implications. Psychological Review, 117(1), 210–232. Cusack, K., Jonas, D. E., Forneris, C. A., Wines, C., Sonis, J., Middleton, J. C., Feltner,
  • C., Brownley, K. A., Olmsted, K. R., Greenblatt, A., Weil, A., & Gaynes, B. N. (2016). Psychological treatments for adults with posttraumatic stress disorder: A systematic review and meta-analysis. Clinical Psychology Review, 43, 128–141.
  • Shin, L. M., Rauch, S. L., & Pitman, R. K. (2006). Amygdala, medial prefrontal cortex, and hippocampal function in PTSD. Annals of the New York Academy of Sciences, 1071(1), 67–79. van der Kolk, B. A. (1994). The body keeps the score: Memory and the evolving psychobiology of posttraumatic stress. Harvard Review of Psychiatry, 1(5), 253–265. van der Kolk, B. A., & van der Hart, O. (1991). The intrusive past: The flexibility of memory and the engraving of trauma. American Imago, 48(4), 425–454.
Ilayda Ozbilgin Ilayda Ozbilgin
Ilayda Ozbilgin is currently pursuing a double major in Psychology and Dance: Choreography & Performance Studies at Saint Mary's College of California. She completed her clinical internship at Saint Mary’s College of California Counseling and Psychological Services (CAPS), where she contributed to counseling processes and student support initiatives. Ilayda also served as an assistant at the 2025 Western California Undergraduate Psychology Research Conference (WPCUR), gained experience as an intern blog writer in Aviation Psychology, and volunteers with Make-A-Wish Turkiye, supporting children battling serious illnesses. With a particular interest in psychopathology, clinical psychology, and neuropsychology, Ilayda aims to combine her academic background with creativity to develop compassion-based clinical psychology practices informed by scientific innovation.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!