Psikolog BulŞehrinde bir uzman

İnsan Neden Kendi Mutluluğundan Kaçar?

7 dk.okuma süresi
İnsan Neden Kendi Mutluluğundan Kaçar?

İnsan çoğu zaman mutlu olmak istediğini söyler. Daha huzurlu ilişkiler kurmak, başarılı olmak, sevilmek ve kendisini iyi hissetmek ister. Ancak bazı insanlar tam da arzuladıkları şeylere yaklaştıklarında geri çekilir, güzel giden ilişkileri bozabilir ya da elde ettikleri başarıların tadını çıkaramazlar. Her şey yolundayken huzursuz hissetmek, iyi bir ilişkinin içinde sürekli bir sorun aramak veya hayatın güzel bir döneminde kötü bir şey olacakmış gibi beklemek… Bütün bunlar şu soruyu akla getirir: İnsan gerçekten mutlu olmak ister mi, yoksa mutluluğa ulaşmakla ilgili farkında olmadığı bazı korkular mı taşır?

Mutluluktan kaçınmak her zaman bilinçli bir tercih değildir. Bazen kişinin geçmiş deneyimleri, kendilik algısı ve bilinçdışı çatışmaları, iyi hissetmesini zorlaştırabilir. Çünkü mutluluk yalnızca güzel duygular yaşamak değil, aynı zamanda kişinin alıştığı ruhsal düzenin değişmesi anlamına da gelebilir.

Tanıdık Mutsuzluğun Güvenliği

İnsan zihni her zaman kendisine iyi geleni seçmez; bazen tanıdık olana yönelir. Bir duygu ne kadar rahatsız edici olursa olsun, kişi onu uzun zamandır tanıyorsa o duygunun içinde kendisine bir yer edinmiş olabilir. Özellikle çocukluk döneminde sevgi, ilgi ve kabul görme deneyimleri tutarsız olmuşsa kişi, yetişkinlikte de sevgiyi mücadele edilerek kazanılması gereken bir şey gibi algılayabilir. Örneğin, çocukluğunda sevgiyi ancak başarılı olduğunda veya beklentileri karşıladığında görebilen biri, yetişkinlikte de kendisini sürekli kanıtlamak zorunda hissedebilir. Koşulsuz kabul gördüğü bir ilişkide bile rahatlamakta zorlanabilir. Çünkü onun için sevgi, kendiliğinden var olan bir bağdan çok, sürekli korunması gereken bir kazanımdır.

Bowlby'nin (1988) bağlanma yaklaşımı, erken dönem bakım ilişkilerinin kişinin ilerleyen yaşamında yakınlık, güven ve ilişkilerde süreklilik deneyimlerini etkileyebileceğini ortaya koyar. Bu açıdan bakıldığında, kişinin mutsuz olduğu ilişki biçimlerini sürdürmesi her zaman o ilişkiyi istemesiyle açıklanamaz. Bazen bildiği ilişki düzeni, bilmediği bir mutluluktan daha güvenli hissettirebilir. Kişi için huzur yabancı, belirsizlik ise tehdit edici olabilir. Böylece mutsuzluk tanıdık bir alana dönüşürken mutluluk, henüz nasıl yaşanacağını bilmediği bir deneyim olarak kalabilir.

Mutluluğun Ardındaki Suçluluk

Mutluluktan kaçınmanın önemli nedenlerinden biri de suçluluk duygusudur. Bazı insanlar kendileri iyi hissettiklerinde, hayatlarında güzel şeyler olduğunda veya başarı elde ettiklerinde açıklayamadıkları bir rahatsızlık yaşayabilirler. Sanki mutlu olmayı hak etmiyorlarmış ya da iyi şeylerin kendilerine ait olmaması gerekiyormuş gibi hissedebilirler.

Psikanalitik açıdan suçluluk, yalnızca yapılan bir davranışın ardından ortaya çıkan bir duygu değildir. Kişinin içselleştirdiği yasaklar, beklentiler ve eleştirel iç ses de bu duygunun oluşumunda rol oynayabilir. Freud'un (1930/1961) uygarlık ve insanın ruhsal yaşamı üzerine değerlendirmelerinde ele aldığı suçluluk, kişinin iç dünyasındaki talepler ile arzuları arasındaki çatışmayı anlamak açısından önemlidir. Örneğin, ailesinin beklentilerini karşılamak için kendi isteklerinden vazgeçmiş bir kişi, kendi hayatına yönelmeye başladığında suçluluk hissedebilir. Ailesinden daha başarılı olmak, onlardan farklı bir yaşam kurmak veya kendi mutluluğunu öncelik hâline getirmek, bilinçdışı düzeyde sadakatsizlik gibi deneyimlenebilir. Böyle bir durumda kişi mutluluğa yaklaşırken aynı zamanda içsel bir çatışmayla karşılaşır. Bazen insan, mutsuzluğunu sürdürerek geçmişteki bağlarına sadık kaldığını hisseder. İyileşmek ise bu bağlılığın biçimini değiştirmeyi gerektirir.

Kendilik Algısı ve Mutluluğu Hak Etme Meselesi

Bir insanın mutluluğa ne kadar izin verebildiği, kendisini nasıl gördüğüyle de yakından ilişkilidir. Kendisini değersiz, yetersiz veya sevilmeye layık olmayan biri olarak algılayan kişi, hayatında güzel şeyler olduğunda bunları sahiplenmekte zorlanabilir. Başarısını şansa bağlayabilir, gördüğü sevgiden şüphe edebilir veya iyi giden bir ilişkinin mutlaka bozulacağını düşünebilir.

Winnicott'un (1960/1965) gerçek ve sahte kendilik kavramları bu durumu anlamak için farklı bir perspektif sunar. Çevresinin beklentilerine uyum sağlamak amacıyla kendi ihtiyaçlarını ve spontan duygularını geri plana atan kişi, zamanla başkalarının onayladığı bir benlik üzerinden yaşamaya başlayabilir. Dışarıdan mutlu ve başarılı görünse bile kendi arzularıyla bağlantı kurmakta zorlanabilir. Bu noktada önemli bir ayrım ortaya çıkar: Kişinin sahip olduğu şeylerle mutlu görünmesi, gerçekten kendisi için anlamlı bir hayat yaşadığı anlamına gelmeyebilir. Bazen insan, başkalarının kendisinden beklediği hayatı kurar ancak kendi mutluluğunun neye benzediğini hiç sorgulamamıştır. Dolayısıyla mutluluktan kaçınmak, kimi zaman kişinin kendi arzularıyla karşılaşmaktan kaçınmasıdır. Çünkü gerçekten ne istediğini fark etmek, bugüne kadar kurduğu yaşamı ve ilişkileri yeniden değerlendirmesini gerektirebilir.

Her Şey Yolundayken Neden Bir Sorun Ararız?

Bazı insanlar için huzurlu dönemler beklenmedik bir kaygı yaratabilir. Her şey yolundayken kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek, güzel bir ilişkinin içinde sürekli terk edilme ihtimalini düşünmek veya başarıdan hemen sonra yeni bir endişe geliştirmek bu duruma örnek gösterilebilir. Bu durumun altında geçmişte yaşanan kayıplar, hayal kırıklıkları ve güvensizlik deneyimleri bulunabilir. Kişi daha önce güzel giden bir şeyin aniden sona erdiğine tanık olmuşsa, zihni benzer bir tehlikeyi önceden fark etmeye çalışabilir. Böylece mutluluk, rahatça yaşanan bir duygu olmaktan çıkar ve kaybedilme ihtimali sürekli kontrol edilen bir duruma dönüşür.

Psikodinamik açıdan bu süreçte savunma mekanizmaları da rol oynayabilir. Örneğin, kişi hayal kırıklığı yaşamamak için beklentilerini düşürebilir, kendisine yaklaşan insanlardan uzaklaşabilir veya güzel bir deneyimi değersizleştirebilir. McWilliams (2011), savunma mekanizmalarının kişinin kaygı veren duygularla baş etme biçimlerini anlamada önemli olduğunu vurgular. Bu savunmalar kısa vadede kişiyi olası bir incinmeden koruyor gibi görünse de uzun vadede yakınlık kurmayı, başarıyı sahiplenmeyi ve mutluluğu deneyimlemeyi zorlaştırabilir. Kişi henüz yaşanmamış bir kaybın acısından korunmaya çalışırken, mevcut mutluluğunu da yaşayamaz hâle gelebilir.

Mutluluğa İzin Vermek Mümkün mü?

Mutluluktan kaçınmayı anlamak için kişinin kendisine yalnızca neden mutsuz olduğunu değil, iyi hissettiğinde neler yaşadığını da sorması gerekir. Mutlu olduğunda suçluluk mu hissediyor? Birisi ona yaklaştığında geri mi çekiliyor? Başarılı olduğunda kendisini yetersiz mi görüyor? Her şey yolundayken bir sorun çıkmasını mı bekliyor? Bu soruların yanıtları, kişinin mutlulukla kurduğu ilişkinin ardındaki ruhsal dinamikleri anlamasına yardımcı olabilir. Psikoterapi sürecinde amaç, kişiyi zorla mutlu etmek veya olumsuz duygularını ortadan kaldırmak değildir. Aksine, kişinin iyi hissetmesini zorlaştıran çatışmaları, korkuları ve öğrenilmiş ilişki örüntülerini fark edebilmesine alan açmaktır.

Belki de insanın en büyük çelişkilerinden biri, arzuladığı şeye kavuştuğunda onunla ne yapacağını bilememesidir. Çünkü mutluluk bazen yalnızca güzel bir duyguyu değil, alışılmış savunmalardan vazgeçmeyi, kendine yeni bir yer açmayı ve geçmişten farklı bir ilişki kurmayı da gerektirir. İnsan bazen mutsuz olduğu için değil, mutlu olduğunda kim olacağını bilmediği için mutluluktan uzaklaşır. Oysa iyileşmek, yalnızca acıyla baş etmeyi öğrenmek değil, iyi gelen şeylerin hayatımızda kalmasına da izin verebilmektir.

Kaynakça

  • Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.
  • Freud, S. (1961). Civilization and its discontents. In J. Strachey (Ed. & Trans.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol. 21, pp. 57–146). Hogarth Press. (Original work published 1930)
  • McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic diagnosis: Understanding personality structure in the clinical process (2nd ed.). The Guilford Press.
  • Winnicott, D. W. (1960). Ego distortion in terms of true and false self. In The maturational processes and the facilitating environment: Studies in the theory of emotional development (pp. 140–152). International Universities Press.
İlayda Çayırgan İlayda Çayırgan
İlayda Çayırgan, lisans eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji bölümünde, yüksek lisansını ise Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji programında tamamlamıştır. Psikodinamik yaklaşımla çalışan Çayırgan, yetişkin bireylerle yürüttüğü klinik çalışmalarında özellikle rüyalar ve psikopatolojiler üzerine yoğunlaşmaktadır. Yazılarında ise adli psikoloji, psikopatoloji ve rüya analizi gibi konulara yer vermektedir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!