Terapi Bir Tavsiye Alma Süreci Değildir
Bir psikoloğa başvurmaya karar veren kişinin çoğu zaman aklında belirli sorular vardır. Bunlardan bazıları, kişi sorunlarının nasıl çözüme kavuşacağını merak eder, içinde bulunduğu durumdan nasıl çıkabileceğini düşünür ve bazen de uzmandan kendisine ne yapması gerektiği konusunda yol göstermesini bekleyebilir. Kişinin duygusal olarak zorlandığı dönemlerde kendisine yol gösterilmesini istemesi oldukça anlaşılırdır. Ancak psikoterapi, bir başkasının hayatımızla ilgili kararlar verdiği veya bize yol gösterdiği, hazır çözümler sunduğu bir süreç değildir.
Toplumda psikologlara yönelik yerleşmiş bazı beklentiler bulunmaktadır. Kimi zaman psikoloğun insanlara tavsiye verdiği, yönlendirme yaptığı, sorunlarını dinleyerek çözümler ürettiğini ya da hayatlarında neleri değiştirmeleri gerektiğini söylediği düşünülmektedir. Psikoterapi, kişinin sorunlarını dinlemek ve birkaç öneride bulunmanın da ötesinde olan bir süreçtir.
Örneğin, bir danışan yaşamış olduğu ilişki sorununu anlatırken terapistine “Sizce bu ilişkiyi bitirmeli miyim yoksa yürütmeli miyim?” diye sorabilir. Bir başka danışan ise “Bu durumda nasıl davranmalıyım?” sorusuna yanıt arayabilir. Buradaki soruların arkasında çoğu zaman doğru kararı verme, belirsizlikten kurtulma ve yaşanan duygusal yükü hafifletme isteği vardır. Ancak terapistin görevi danışanın yerine karar vermek değildir. Burada önemli olan, kişinin bu kararı verirken neler hissettiğini, hangi düşüncelerle hareket ettiğini ve kendi ihtiyaçlarının ne olduğunu anlayabilmesidir.
Çünkü aynı olay herkes için aynı anlama gelmemektedir. Bir kişinin yaşadığı bir ayrılık karşısında hissettiği duygular, başka bir kişinin deneyiminden farklı olabilir. Her bir bireyin yaşam öyküsü, geçmiş deneyimleri, ilişkileri ve baş etme biçimleri kendine özgüdür. Bu nedenle terapi sürecinde danışana hazır cevaplar sunmak yerine, kendi deneyimini anlamasına alan açılır.
Peki, terapi yalnızca birinin bizi dinlediği ve içimizi döktüğümüz bir yer midir?
Elbette kişinin kendini ifade edebilmesi, anlaşılmış hissetmesi ve yargılanmadan dinlenmesi terapötik ilişkinin önemli parçalarıdır. Ancak psikoterapi yalnızca konuşmaktan ibaret değildir. Seanslarda kişinin tekrar eden düşünce ve davranışları, ilişkilerinde karşılaştığı güçlükler, duygusal tepkileri ve günlük yaşamını etkileyen durumlar ele alınabilir. Bazen kişi, uzun zamandır farkında olmadan sürdürdüğü davranışlarının nedenlerini keşfetmeye başlar.
Örneğin, çevresindeki insanlara kırmamak için sürekli olarak kendi ihtiyaçlarını geri plana atan birini düşünelim. Bu kişi, davranışını başlangıçta yalnızca fedakârlık olarak değerlendirebilir. Ancak terapi sürecinde hayır demekte neden zorlandığını, başkalarının kendisi hakkındaki düşüncelerinden neden bu kadar etkilendiğini veya kendi ihtiyaçlarını dile getirdiğinde neden suçluluk hissettiğini fark edebilir. Böylece yalnızca yaşadığı sorunu değil, bu sorunun günlük yaşamındaki yansımalarını da değerlendirme fırsatı bulur.
Terapi sürecinde her seansın sonunda kişinin kendisini daha iyi hissetmesi de beklenmemelidir. Zaman zaman zorlayıcı duygularla karşılaşmak, geçmiş deneyimleri yeniden değerlendirmek veya daha önce üzerinde durulmayan konuları konuşmak gerekebilir. Bu durum, terapinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Çünkü psikoterapi her zaman rahatlama üzerine kurulu değildir; kişinin kendisini ve yaşantısını daha iyi anlayabilmesi de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Elbette bu, danışanın sürekli zorlanması gerektiği anlamına gelmez. Sürecin kişinin ihtiyaçları ve hazır oluşu dikkate alınarak, güvenli bir terapötik ilişki içerisinde ilerlemesi önemlidir.
Bir diğer önemli nokta, terapi de değişimin yalnızca seans sırasında gerçekleşmemesidir. Seanslarda ele alınan konuları günlük yaşamdaki karşılıkları da önem taşır. Kişinin kendi tepkilerini gözlemlemesi, ilişkilerinde tekrar eden durumları fark etmesi ve farklı davranış biçimlerini deneyimlemesi değişim sürecine katkı sağlayabilir. Terapist bir süreçte danışana eşlik eder, uygun psikoterapi yaklaşımı doğrultusunda bilimsel temelli yöntem ve tekniklerden yararlanır. Ancak değişim, danışanın kendi yaşamında geliştirdiği farkındalıklar ve attığı adımlarla şekillenir.
Burada terapist ile arkadaş arasındaki farkı da unutmamak gerekir. Arkadaşlarımız bizi dinleyebilir, deneyimlerini paylaşabilir ve kendi bakış açıları doğrultusunda önerilerde bulunabilir. Bu paylaşımlar elbette değerlidir. Ancak psikoterapi, gündelik bir sohbetten farklı olarak bilimsel temelleri, mesleki etik ilkelere ve belirli bir terapötik çerçeveye dayanır. Terapist ile danışan arasındaki ilişki, danışanın ihtiyaçlarını ve terapi hedeflerini merkeze alan profesyonel bir iş birliğidir.
Psikoterapiye başlamak, kişinin kendisinde bir eksiklik olduğu veya mutlaka değiştirilmesi gereken biri olduğu anlamına gelmez. Bazen kişi yaşadığı güçlükleri anlamlandırmak, bazen ilişkilerinde tekrar eden durumları fark etmek, bazen de kendisiyle ilgili uzun zamandır cevaplayamadığı sorulara yaklaşmak için terapiye başvurabilir. Her insanın terapiye başlama nedeni ve bu süreçten beklentisi farklıdır.
Terapide önemli olan, danışanın hayatına dışarıdan bakarak ona nasıl yaşaması gerektiğini söylemek değil; kendi yaşamını, duygularını ve seçimlerini daha iyi değerlendirebilmesine yardımcı olmaktır. Çünkü bir başkasından alınan tavsiye, o an için rahatlatıcı olabilir. Ancak kişinin kendi ihtiyaçlarını tanıması, kararlarının arkasındaki nedenleri anlaması ve yaşamıyla ilgili seçimlerini değerlendirebilmesi daha farklı bir farkındalık alanı oluşturur.
Terapi, bir başkasının bize doğru yolu göstermesi beklediğimiz bir süreç değil; kendi yaşamımıza, duygularımıza ve düşüncelerimize daha yakından bakabildiğimiz profesyonel bir yolculuktur. Bazen aradığımız şey hazır cevap değil, kendimizi daha iyi anlayabilmek için ihtiyaç duyduğumuz alandır.
Kaynakça
- Gökkaya, F., Yurdalan, F., Karagülmez, K., & Emeç, K. (2021). Psikoterapilerin Etkililiğini Belirleyen Faktörlerin İncelenmesi: Bir Derleme Çalışması. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 8(3), 396-423. https://doi.org/10.31682/ayna.921699
- Akdoğan, R., & Ceyhan, E. (2011). Terapötik İlişkide İnsan Faktörü. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 3(1), 117-141. https://izlik.org/JA39HW96WX
- Ertürk, H., & Saygılı, S. (2024). Psikoterapi Sürecinde Bir Zorluk Olarak Terapötik İttifaktaki Kırılmalar. FSM İlmi Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, 24, 267-298. https://doi.org/10.16947/fsmia.1609856



