Pazar, Eylül 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İçimizde Çalan Kapı: Kendimizle Karşılaşmak ve Öz Şefkat Üzerine

Bu sıralar sosyal medyada sık sık bir paylaşıma denk geliyorum: “Gün içinde kendimle karşılaşmamak için aynı anda 10 dizi, 5 film ve 3 kitap bitiriyorum.” Abartılarak ifade edilse de bu durumun gerçekliğini de yadsımamak gerektiğini düşünüyorum. Kendimizle karşılaşmamak için kendimizi meşgul etmek çoğumuza yabancı gelmese gerek. Bu durum zihnimde hep şöyle canlanıyor: Evimizin kapısında bir alacaklı var ve sürekli ısrarla kapıyı çalıyor. Açmamız için kendini duyurmaya, söyleyecekleri olduğunu anlatmaya çalışıyor. Biz ne kadar görmezden gelsek de gitmiyor. Hatta belki biz kapıyı açmadıkça sesini daha da yükseltiyor. Kendimizle karşılaşmaktan kaçınmak bana biraz böyle geliyor. İçimizde bir şeyler var ve biz ne kadar üzerini örtersek örtelim, kendini duyurmanın bir yolunu buluyor.

Aslında bu durumu anlatan Jung’un çok güzel bir sözü var: “Krizler, sarsıntılar, hastalıklar tesadüfen ortaya çıkmaz. Bir gidişatı düzeltmemiz, yeni yönelimler keşfetmemiz, başka bir yaşam yolunu seçmemiz için bize yöneltilen uyarılardır.” Belki de içimizden kaçtığımız o sıkıntının bize söylemek istedikleri vardır. Belki henüz fark etmediğimiz bir şeyin, hayatımızda değişmesi gereken bir yönün habercisidir. Ama bunu “acı seni büyütür” gibi bir kişisel gelişim perspektifiyle anlamlandırmak istemiyorum. Beni asıl meraklandıran şey başka: Neden kendimizle karşılaşmamak için kendimizi bu kadar meşgul ediyoruz?

Bunu ilk etapta içinde yaşadığımız hız çağında biraz anlamlandırabiliriz. Artık hayatlarımızı 2x hızında yaşıyormuşuz gibi geliyor. Yapılacaklara, toplantılara, kahve molalarına, işlere, görüşmelere yetişmek için oradan oraya koşuyoruz. Bir şey bitmeden diğerine geçiyoruz. Durmadan bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Ve belki de tam olarak bu yüzden duymuyoruz. Ne kendimizi ne de kendimiz dışında olup biteni. Çünkü durduğumuzda neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz.

Ama burada da aklıma başka bir soru geliyor: Durmak gerçekten tek çare mi?

Diyelim ki durduk. Koşturmacanın, işlerin, görüşmelerin, dizilerin, kitapların, telefonun arasından çıktık ve kendimizle karşılaştık. Peki sonra ne olacak? Kendimizi duyduğumuzda ne yapacağız? Üstelik belki de ilk durduğumuz anda kendimizi öyle kolayca duyamayacağız. Uzun zamandır gürültünün içinde yaşıyorsak sessizlik geldiğinde önce ne söyleyeceğimizi değil ne kadar yorulduğumuzu fark edebiliriz. Belki bazı şeyleri duyabilmek için sadece durmak değil, bir süre kendimizle kalmak da gerekiyor. Sanırım mesele yalnızca kendimizden kaçmayı bırakmak değil. Kendimizle karşılaştığımızda o karşılaşmayla ne yapacağımız da önemli. Çünkü kapıyı açtığımızda karşımıza çıkacak şey her zaman hoşumuza giden biri olmayabilir. Ertelediklerimiz, korkularımız, kırgınlıklarımız, pişmanlıklarımız ya da belki yıllardır başkalarının beklentilerine göre kurduğumuz bir hayat çıkabilir karşımıza.

İşte tam burada kendimizle karşılaşmanın en güzel yoldaşlarından birinin öz şefkat olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanın kendisine bakabilmesi kadar, gördüğü şey karşısında kendisine nasıl davrandığı da önemli. Öz şefkat biraz da burada başlıyor sanırım: Kendimizi zorlandığımız, başarısız olduğumuz ya da canımızın yandığı anlarda acımasızca eleştirmek yerine kendimize karşı daha nazik ve anlayışlı olabilmekte. Yaşadığımız şeyin yalnızca bize ait olmadığını, insan olmanın içinde acının, başarısızlığın ve zorlanmanın da bulunduğunu kabul etmekte. Ve bütün bunları yaşarken kendimizi o olumsuz duygu ve düşüncelerin içinde kaybetmek yerine, onlara daha dengeli bir yerden bakabilmekte. Neff’in öz-şefkat yaklaşımı da temelde bu üç boyuta; kişinin kendisine karşı nezaketine, ortak insanlık deneyimini fark etmesine ve yaşadığı deneyime dengeli bir bilinçle yaklaşmasına dayanıyor (Neff, 2003; akt. Uyanık ve Çevik, 2020).

Belki de bu yüzden kendimizle karşılaşmak yalnızca kendimize bakmakla ilgili değil, baktığımızda gördüğümüz şeye nasıl baktığımızla da ilgili. Kendimize baktığımızda sürekli eksiklerimizi arıyorsak, gördüğümüz her şeyi bir başarısızlık olarak yorumluyorsak ya da kendimize başkalarının gözünden bakıyorsak, kendimizle karşılaşmak yine bir çeşit yargılanmaya dönüşebilir. Belki de insanın kendisiyle gerçekten karşılaşabilmesi için önce kendisinin karşısında durabileceği güvenli bir yer oluşturması gerekiyor. Çünkü kendimizden kaçmamızın nedenlerinden biri de belki tam olarak bu. Kendimizi duyduğumuzda duyacaklarımızdan değil, duyduklarımız karşısında kendimize ne söyleyeceğimizden korkuyor olabiliriz.

“Bunu neden yaptın?” “Nasıl bu hale geldin?” “Herkes ilerlerken sen neden yerinde sayıyorsun?”

“Bunca zamanı nasıl harcadın?”

Belki içimizdeki ses, dışarıdaki dünyanın sesine o kadar benziyor ki kendimizle baş başa kalmak bile bir sorgu odasına dönüşüyor. Böyle bir yerde insanın yeniden meşguliyete kaçması çok da şaşırtıcı değil. Bir dizi daha açmak, bir video daha izlemek, telefonu elimize almak, yapılacaklar listesine yeni bir iş eklemek… Bunların hepsi yalnızca oyalanmak olmayabilir. Bazen kendimizle karşılaşmanın yarattığı rahatsızlıktan kısa süreliğine uzaklaşmanın bir yolu da olabilir.

Ama burada meşguliyetin kendisini düşmanlaştırmak da doğru değil. Sonuçta çalışmak, kitap okumak, arkadaşlarla buluşmak, film izlemek ya da hayatın içinde koşturmak başlı başına bir problem değil. Hatta bunların çoğu hayatımızın doğal ve güzel parçaları. Mesele belki bunların hayatımızda neye dönüştüğü. Bir kitabı gerçekten okumakla, okumayı kendinden kaçmak için kullanmak aynı şey olmayabilir. Bir arkadaşla buluşmakla, kendi sessizliğine hiç tahammül edemediğin için sürekli insanlarla olmak da aynı şey değil.

Belki fark, yaptığımız şeyden çok, ondan ne için yararlandığımızda. Ve bazen kendimize “Şu anda gerçekten bunu mu istiyorum, yoksa başka bir şey hissetmemek için mi bunu yapıyorum?” sorusunu sormamızda fayda vardır. Bu sorunun her zaman net bir cevabı olmayabilir. Zaten amaç da hemen cevap bulmak değildir. Belki kendimizle karşılaşmak, bir anda her şeyi anlamak ya da hayatımızı baştan aşağı değiştirmek değil. Belki önce kapının ardında ne olduğunu merak etmek, sonra kapıyı biraz aralamak ve duyduklarımızdan hemen kaçmadan orada kalabilmek.

Belki bazı şeyler ilk karşılaşmada duyulmayacak. Belki bazıları için tekrar tekrar durmak gerekecek. Belki bazen kapıyı açacağız ve sadece yorgun olduğumuzu fark edeceğiz. Bazen kızgın olduğumuzu, bazen özlediğimizi, bazen de aslında uzun zamandır istemediğimiz bir hayatın içinde olduğumuzu. Bilmiyorum. Ama belki de kendimizle karşılaşmak, bütün cevapları bulmaktan önce sorularımızı duyabilecek kadar sessizleşebilmekle başlıyor. Belki mesele sadece durmak değil. Kendimizi duyabilecek kadar yavaşlamak, duyduğumuz şeyle kalabilmek ve bütün bunlar olurken kendimize biraz daha şefkatle bakabilmek. Belki kapının ardındaki alacaklı gerçekten bir düşman değildir. Belki sadece uzun zamandır söyleyeceklerini söylemek için bizi bekliyordur.

Kaynakça

  • Uyanık, N., & Çevik, Ö. (2020). Öz-şefkat gelişiminde bilişsel formülasyonun rolü. International Journal of Current Approaches in Language, Education and Social Sciences, 2(2), 660–674.
Nurgül Çelikkollu
Nurgül Çelikkollu
Nurgül Çelikkollu, Erzurum Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Aynı zamanda Erzurum Teknik Üniversitesi Genç Yeşilay Kulübü Başkanlığı görevini yürütmekte ve Yeşilay Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Programı kapsamında akran eğitimcisi olarak aktif rol almaktadır. Sosyal psikoloji alanında çalışmalar yürüten SociaLab araştırma grubunun aktif bir üyesi olan Çelikkollu’nun akademik ilgi alanları arasında otantik benlik, kitle psikolojisi, insan ilişkileri ve bağımlılıklar yer almaktadır. Yeşilay, UCİM ve benzeri sivil toplum kuruluşlarında saha çalışmaları yürüterek bireylerle doğrudan temas kurmakta; özellikle sosyal sorumluluk projelerinde aktif görev almaktadır. Kendisini, bireyin kendi yaralarından ışığı keşfetmesine katkı sunmayı ve psikolojiyi yaşamla buluşturan bir yaklaşımla ilerlemeyi temel misyon edinmiş bir yolcu olarak tanımlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar