Cumartesi, Ekim 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Göç Mevsimi: Bırakmak, Başlamak ve Yeniden Kendini Bulmak

Sonbahar geldi. Kimi için yaz tatilinin bitişi, kimi için yeni hedeflerin başlangıcı… Bazıları içinse sadece havaların serinlemesi, yaprakların renk değiştirmesi. Sonbahar, her birimize başka başka şeyler hissettiriyor. Benim içinse bu yıl her zamankinden farklı bir anlamı var: Göç mevsimi.

Tıpkı göç eden kuşlar gibi binlerce öğrenci, yeni şehirlere, yeni okullara doğru bu senede yola çıkıyor. Kimi ilk kez ailesinden ayrılıyor, kimi hayatında yepyeni bir sayfa açıyor. Bu yıl o göç edenlerden biri de benim. Valizler toplandı, vedalaşmalar başladı. Heyecan, belirsizlik, biraz hüzün ama bir o kadar da umut… Hepsi iç içe. Her değişim gibi bu da karmaşık duygularla geliyor. Çünkü yeni bir yere alışmak, yeni bir hayata başlamak; sadece fiziksel bir taşınma değil, duygusal olarak da yeniden konumlanmak demek.

Hayat, her dönüşümde bizden yeni bir denge kurmamızı ister. Bu da onlardan biri. Belki kolay olmayacak, belki zaman zaman zorlanacağım. Ama biliyorum ki bu da büyümenin bir parçası. Tıpkı sonbaharda dökülen yapraklar gibi, bazı şeyleri geride bırakıp yeni şeylere yer açma vakti şimdi. Eğer sen de bu göç mevsiminde yolculuğa çıkanlardansan, bil ki yalnız değilsin. Hep birlikte, farklı yönlere ama aynı cesaretle uçuyoruz. Yeni başlangıçlara, yeni keşiflere…

Kırılma Noktası: Önce acı, sonra mutluluk

Bu sene Eylül ayında yurt dışına taşınıyorum ve bir seneyi orada okuyarak geçireceğim. Hayatımda ilk kez okumak için yurtdışına çıkıyorum. Daha önce hiç evden uzaklaşmamıştım. Kulağa çok heyecanlı geliyor, değil mi? Gerçekten öyle… Ama bu cümlenin arkasında sandığınızdan çok daha fazla duygu ve düşünce saklı. Öncelikle: sevinç, mutluluk ve gurur. Çünkü bu noktaya kolay gelmedim.

Geçen sene bu zamanlarda içimi kemiren tek düşünce, hiçbir yere kabul edilmeme ihtimaliydi. Her okuldan red almak… Ailemi hayal kırıklığına uğratmaktan, onların bana olan güvenini ve maddi-manevi desteğini boşa çıkarmaktan inanılmaz korkuyordum. Gelen her red mailiyle içime çöken hissi tarif etmem zor… Yerle bir oluyordum. Kimsenin yüzüne bakmak istemiyordum. Bakamıyordum. Kafamı gömmek istiyordum ve kendimi ‘başarısız’ hissediyordum.

Dışarıdan gelen her “Başvurular nasıl gidiyor?” sorusu, beni olduğum yerde donduruyordu. Sanki vücudum aynı anda hem buz kesiyordu hem de kontrol edilemez bir titreme bütün vücudumu ele geçiriyordu. Konu hemen değişsin istiyordum. Hatta bu soru hiç sorulmasın en büyük dileğimdi. Bu konuda yakınlarımı uyarmaya bile başlamıştım çünkü ‘İyi.’ demekten başka cevabım yoktu. Cevap veremiyordum çünkü ben de bilmiyordum. Cevapları ben hazırlamıyordum.

Sürekli bir belirsizliğin içinde, diken üstünde yaşıyordum. O dikeni mümkün olduğunca unutmaya çalışıyordum ve hatırlatılmaktan nefret ediyordum. Her hatırlamamda aklımdan geçen düşünce ‘Olmayacak, yapamayacaksın, yüz karası olacaksın’ oluyordu. Ama öyle olmadı. Daha geç de olsa, kabullerim geldi. Ve geldikleri an… O anlar, öyle kıymetliydi ki gözümde… Her biri birer dönüm noktasıydı. “Bunları ben yaptım. Ben başardım.” Bu düşünce, içimdeki tüm sıkışmışlığı serbest bıraktı. O yüzden şimdi hem mutluyum, hem gururluyum, hem de biraz daha huzurluyum.

“Ama kabullerin gelişiyle birlikte başka bir gerçekle yüzleştim: bu defa ayrılık zorlayacaktı beni.”

Bırakmak Korkusu ve Yeni Yolculuk

Bu sürecin içinde birçok endişeyle boğuştum, ama en büyüğü ve tehlikelisi en son ortaya çıktı. ‘Ben burayı, buradaki arkadaşlarımı ve ailemi nasıl bırakıp gideceğim?’ Tekrar sıfırdan bir hayat inşa edeceğim, hele ki buradaki hayatımı, mesleki ve ekonomik özgürlük dışında istediğim şekilde kurmuşken… Zaten bu yılı mesleki açıdan seçtim ama… İşin aslı sosyal hayatım. Sosyal hayatımın bu kadar güzel olacağını tahmin etmemiştim. Hiç şu an sahip olduğum sosyal destek ağını oluşturabileceğimi düşünmemiştim. Ama başardım. Ve bunu bırakmak istemiyorum.

Gidersem, tüm bunların çökeceğini düşünüyorum. Kaybedecekmişim gibi hissediyorum. Ama biliyorum ki, nerede olursam olayım, arkadaşlarım nerede olursa olsun, aramızdaki bağ devam edebilir. Ama onları yanımda götürememek, yüzlerini uzun süre görememek, ve en önemlisi, aileme ihtiyaç duyduğumda fiziksel olarak bu kadar uzak olmama nasıl alışacağım? Buna hiç emin değilim. Hiç bu kadar uzun süre fiziksel olarak ayrı kalmamıştık. Hep aynı şehirdeydik; iki farklı köşesinde bile olsak, istediğim zaman onlara ya da onlar bana gidebiliyordu. Şimdi bu lüks olmayacak.

Ama galiba büyümek aynı zamanda biraz kanamayı beraberinde getiriyor. Tekrar inşa etme, sıfırdan başlama düşüncesi korkutuyor: Nereden başlayacağımı bilememek ve sadece sosyal hayat değil, orada aynı zamanda bir öğrenci hayatı da kurmak, yabancı bir ülkede olmak gibi faktörler de korkumu besleyen konulardan. Bütün bunlar, elimde olanlara sıkı sıkı sarılma isteğimi arttırıyor. Belki biraz bencilce ve şımarıkça ama yalnız kalmaktan ve yalnız başlamaktan korkuyorum. Kendi yoluma çıkarken, en çok bu yalnızlık hissiyle ve bunu aşmanın yollarıyla mücadele edeceğim biliyorum. Ama belki de bu korku, en büyük sınavım. Ve ben bu sınavdan da güçlenerek çıkacağım.

Sıfırdan Başlamak: Merak ve Cesaretin Dansı

Öte yandan, bir süredir içimde büyüyen, yaşamak istediğim güçlü bir duygu var: Hiç kimsenin beni tanımadığı, geçmişimden bağımsız, yeni bir sayfa açabileceğim bir yerde kendimi özgürce inşa etmek ve kendi kurallarımı belirlemek. Düşünsene; orada, beni tanıyan hiç kimse yok. Hiçbir beklenti, önyargı ve kalıp yok. Her şeyi tamamen kendi gücümle, kendi seçimlerimle yapmak zorundayım. Bir yandan okulun zorluklarıyla mücadele ederken, bir yandan da tamamen yabancı olduğum topraklarda yolumu bulmaya çalışıyorum.

İçimi büyük bir merak ve keşif isteği kaplamış durumda. Yeni deneyimlerin, yeni insanlarla tanışmanın ve farklı kültürlerin kapısını aralamak heyecan verici. Sosyal hayat, kültür, tarih… Hepsi o yeni dünyada beni bekliyor. Her köşede öğrenilecek, dokunulacak bir şeyler var. Bu bilinmezlik, hem korkutucu hem büyüleyici. Bilmediğim, alışık olmadığım bir hayata atılmanın verdiği o tedirginlik ve aynı zamanda yeni şeyler keşfetme arzusu iç içe geçiyor. Ama en önemlisi, kendi ayaklarım üzerinde durup, kendi hayatımı şekillendirebileceğim özgürlük hissi var.

Biliyorum ki bu yolculuk kolay olmayacak. Ama biliyorum ki, en zor anlarda bile, içimdeki o merak ve özgürlük arzusu bana yol gösterecek. Ve ben, tüm bu yeniliklerin içinde, kendimi yeniden keşfedeceğim. İşte bu, yeni yolculuğumun en heyecan verici ve umut dolu yanı.

Sonuç olarak: Her ne kadar belirsizlikler ve zorluklar olsa da, bu yeni yolculuğa çıkmak beni heyecanlandırıyor. Kendi yolumu çizmek, kendi ayaklarım üzerinde durmak ve belki de yeniden kim olduğumu keşfetmek istiyorum. Şu an valizim hazır, evraklar tamam, uçak biletim elimde. Geriye sadece vedalar kaldı. Kolay değil, evet. Ama bu da hayatın bir parçası. Ve ben artık hazırım. Bilmiyorum nasıl olacak ama öğrenmek istiyorum. O zaman göç mevsimi başlasın.

Uçan, uçmaya hazırlanan ve uçmak isteyen bütün kuşlara şans getirsin. Dilekleri ve istekleri, onları taşıyan rüzgarlarla kilometreleri aşsın. Sevdiklerinden haberler hızlıca ulaşsın. Ve her iniş, yepyeni bir başlangıcın habercisi olsun. Gökyüzü herkes için açık, yol hep ileri olsun.

Burcu Tugasaygi
Burcu Tugasaygi
Burcu Tuğasaygı, Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olup yüksek lisans eğitimine Exeter Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında devam etmektedir. Moodist ve Lape Fransız Hastanesi’ndeki stajlarıyla klinik gözlem deneyimi kazanmıştır. Araştırma odağı; travma ve özellikle kadınlarda travma deneyimleri, ikili ilişkiler, cinsellik, erken yaşam stresinin etkileri ve travma sonrası stres özellikleridir. Psychology Times Türkiye’de travma, ilişkiler, genç yetişkinlik psikolojisi ve kadın ruh sağlığı üzerine içerikler üretmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar