ERTELEDİĞİNİZ HAYATIN FARKINDA MISINIZ?
ERTELEDİĞİNİZ HAYATIN FARKINDA MISINIZ?
Hiç düşündünüz mü, kaç kere kendinize “Yarın başlayacağım.” dediğinizi? Okumak istediğiniz kitaplar, her pazartesi başlanacak o diyetler, değiştirmek istediğiniz alışkanlıklar, yapmayı planladığınız konuşmalar, gerçekleştirmeyi beklediğiniz hayaller… Belki de uzun zamandır bir şeylerin değişmesini istiyorsunuz ancak doğru zamanı, yeterli motivasyonu veya kendinizi hazır hissedeceğiniz o anı bekliyorsunuz. Peki, ya beklediğiniz doğru zaman hiç gelmezse?
İnsan bazen yalnızca bir işi değil, kendi hayatında gerçekleştirmek istediği değişimi de erteler. Üstelik zamanın geçtiğinin de farkındadır. Ancak farkında olmak, her zaman harekete geçmek için yeterli değildir. Çünkü erteleme, yalnızca bir zaman yönetimi problemi değil; düşüncelerin, duyguların ve davranışların kesiştiği psikolojik bir süreçtir.
Ertelemenin Ardında Gerçekte Ne Var?
Erteleme davranışı çoğu zaman tembellik, disiplinsizlik veya sorumluluktan kaçınma olarak değerlendirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında bu davranışın arkasında başarısızlık korkusu, mükemmeliyetçilik, kaygı, yetersizlik hissi ve duygusal kaçınma gibi farklı etkenler bulunabilir.
Aslında çoğu zaman ertelenen şey görevin kendisi değil, o görevin kişide uyandırdığı duygulardır. Önemli bir sınava hazırlanması gereken bir öğrenci, ders çalışmak yerine saatlerce sosyal medyada vakit geçirebilir. Bir çalışan, tamamlaması gereken raporu sürekli sonraya bırakabilir. Uzun zamandır sağlıklı bir yaşam sürmek isteyen biri, yeni bir haftayı veya ayı başlangıç noktası olarak belirleyebilir.
Peki, neden?
Çünkü insan zihni çoğu zaman uzun vadeli kazanımlardan önce kısa vadeli rahatlamaya yönelir. Zorlayıcı bir görev karşısında ortaya çıkan kaygı, sıkılma veya başarısızlık ihtimali, kişiyi o görevden uzaklaştırabilir. Başka bir işle ilgilenmek geçici bir rahatlama sağlar. Ancak ertelenen sorumluluk ortadan kalkmaz. Aksine zaman ilerledikçe suçluluk, stres ve pişmanlık duyguları güçlenebilir.
Özellikle mükemmeliyetçi bireylerde bu durum daha belirgin hâle gelebilir. Her şeyi kusursuz yapma isteği, bazen hiçbir şeye başlayamama sonucunu doğurur. Kişi ortaya koyacağı çalışmanın yeterince iyi olmayacağından korktuğu için ilk adımı atamaz. Böylece mükemmeliyetçilik, gelişmenin önünde görünmez bir engele dönüşür.
Unutulmamalıdır ki bazen insan başarısız olmaktan korktuğu için başlayamaz; ancak başlamadığı için de kendi potansiyelini keşfedemez.
Ertelemenin Bedeli Yalnızca Kaybedilen Zaman Değildir
Sürekli ertelenen hedefler, zamanla kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi de etkileyebilir. Her ertelenen karar, tutulmayan bir söz gibi algılanmaya başlar. Kişi kendi kararlarına güvenmekte zorlanabilir ve “Ben zaten başladığım işleri sürdüremiyorum.” gibi düşünceler geliştirebilir.
Böylece erteleme, yalnızca yapılması gereken işlerin birikmesine değil, olumsuz benlik algısının güçlenmesine de zemin hazırlayabilir. Kişi bir yandan değişmek isterken diğer yandan kendi davranışları nedeniyle kendisini eleştiren bir döngünün içinde kalabilir.
Burada önemli olan, erteleme davranışını bir kişilik özelliği olarak kabul etmemektir. “Ben erteleyen biriyim.” demek yerine, “Başlamamı zorlaştıran şey ne?” sorusunu sormak, değişimin ilk adımı olabilir.
Küçük Adımların Görünmez Gücü
Erteleme davranışını değiştirmek için öncelikle motivasyonun gelmesini beklemekten vazgeçmek gerekir. Çünkü motivasyon her zaman davranıştan önce ortaya çıkmaz. Bazen harekete geçmek, motivasyonun oluşmasını sağlayan ilk adımdır.
Bu noktada büyük hedefleri küçük ve gerçekleştirilebilir adımlara bölmek oldukça önemlidir. Bir kitap bitirmeyi hedeflemek yerine yalnızca bir sayfa okumak, spor yapmak yerine on dakikalık yürüyüşle başlamak veya tamamlanması gereken bir çalışmanın yalnızca ilk bölümüne odaklanmak başlangıçtaki psikolojik yükü azaltabilir.
Ayrıca istenen davranışı kolaylaştıracak bir çevre oluşturmak da önemlidir. Kitap okumak isteyen birinin kitabını görünür bir yere koyması, çalışırken dikkat dağıtıcı unsurları azaltması veya günlük hedeflerini önceden belirlemesi davranış değişikliğini destekleyebilir.
Bunun yanında kişinin kendisine karşı daha anlayışlı olması gerekir. Ertelediği için kendisini suçlamak yerine, hangi duygudan kaçındığını fark etmeye çalışması daha yapıcıdır. Öz şefkat, sorumluluklardan vazgeçmek değil; zorlanılan anlarda kendisine anlayış göstererek yeniden deneyebilme gücünü korumaktır.
Belki de İhtiyacınız Olan Şey Yeni Bir Yarın Değil, Yeni Bir Başlangıçtır
Erteleme, bugünkü davranışlarımızla gelecekteki benliğimiz arasındaki bağı zaman zaman zayıflatır. Bugün yapmaktan kaçındığımız bir sorumluluğun yükünü gelecekteki kendimize bırakırız. Oysa yarın o işi tamamlamaya çalışacak, ertelenen kararın sonuçlarıyla karşılaşacak olan yine biziz.
Hayat, bütün koşulların mükemmel olmasını bekleyebileceğimiz kadar öngörülebilir değildir. Bazen bir telefon görüşmesi, bazen açılan bir kitap, bazen de yalnızca beş dakikalık bir çaba, uzun zamandır bekleyen bir değişimin başlangıcı olabilir.
Kendinizden bir anda her şeyi değiştirmenizi beklemeyin. Küçük ilerlemeleri küçümsemeyin. Bir gün aksattığınızda bütün süreci başarısızlık olarak değerlendirmeyin. Çünkü önemli olan hiç durmamak değil, durduğunuzda yeniden başlayabilmektir.
Şimdi kendinize şu soruyu sorun: Yıllardır gelmesini beklediğiniz o doğru zamanın, aslında atacağınız küçük bir adımla başlayabileceğini hiç düşündünüz mü?
Belki de hayatınızı değiştirecek olan şey, bir sonraki pazartesi değil, bugün kendinize vereceğiniz küçük bir sözdür.
Psikolog Zehra Liya Şengül



