Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Kendini Suçlamak: Sorumluluk Algısı ve Öz Eleştiri Arasındaki İnce Çizgi

Dila Gürer Yazar: Dila Gürer
6 dk.okuma süresi
Kendini Suçlamak: Sorumluluk Algısı ve Öz Eleştiri Arasındaki İnce Çizgi

Giriş: İnsanlar olumsuz bir deneyim yaşadıklarında çoğu zaman bu deneyimin nedenlerini anlamlandırmaya çalışırlar. Bir ilişkinin sona ermesi, kişilerarası bir çatışma, başarısızlık ya da beklenmedik bir kayıp sonrasında kişinin kendi davranışlarını gözden geçirmesi bu anlamlandırma sürecinin bir parçası olabilir. Ancak kimi durumlarda yaşanan olayı değerlendirme çabası, kişinin sorumluluğunu olduğundan fazla üstlendiği ve kendisine yönelik eleştirilerini giderek artırdığı bir sürece dönüşebilir. Kendini suçlama olarak ele alınabilecek bu eğilim, yalnızca kişinin ne yaptığıyla değil, yaşananları nasıl yorumladığı ve kendisini bu deneyim karşısında nasıl konumlandırdığıyla da ilişkilidir.

Sorumluluk Almak ile Kendini Suçlamak Arasındaki Fark

Sorumluluk almak, bireyin bir olayın ortaya çıkmasındaki kendi katkısını değerlendirebilmesini ve gerektiğinde davranışlarının sonuçlarını üstlenebilmesini içerir. Kendini suçlama ise bu değerlendirmenin kişinin kendisine yönelik daha kapsamlı ve olumsuz yargılara dönüşmesiyle belirginleşebilir. Örneğin, bir çatışma sonrasında kişinin kullandığı ifadeleri sorgulaması, iletişim biçimini yeniden değerlendirmesine yardımcı olabilir. Buna karşılık, aynı çatışmayı kendi yetersizliğinin veya değersizliğinin bir göstergesi olarak yorumlaması, belirli bir davranıştan hareketle benliğinin bütününe ilişkin bir sonuca vardığını düşündürebilir. Bu noktada öz eleştiri kavramı önem kazanmaktadır. Gilbert (2009), kişinin kendisine yönelik eleştirel tutumunu utanç ve kendilik değerlendirmeleriyle ilişkili süreçler çerçevesinde ele almaktadır. Öz eleştiri bazı koşullarda kişinin davranışlarını gözden geçirmesine eşlik edebilse de yoğun, katı ve süreklilik gösteren bir biçim aldığında psikolojik zorlanmalarla ilişkili olabilir. Dolayısıyla burada belirleyici olan yalnızca kişinin kendisini eleştirmesi değil, eleştirinin içeriği, yoğunluğu ve kişinin benlik algısındaki yeridir.

Suçluluk ve Utanç: Davranıştan Benliğe Yönelen Değerlendirme

Kendini suçlama deneyiminin anlaşılmasında suçluluk ve utanç arasındaki ayrım da önem taşımaktadır. Bu iki duygu benzer durumlarda ortaya çıkabilse de değerlendirmelerin yöneldiği nokta bakımından farklılaşabilir. Tangney, Stuewig ve Mashek (2007), suçluluğun daha çok belirli bir davranışa ilişkin olumsuz değerlendirmeyle, utancın ise benliğin bütününe yönelik olumsuz değerlendirmeyle karakterize edildiğini belirtmektedir. Bu çerçevede suçluluk, bireyin davranışının başkaları üzerindeki etkisini fark etmesine ve telafi edici davranışlara yönelmesine eşlik edebilir. Utanç ise kişinin belirli bir davranışını değil, kendisini bütünüyle olumsuz değerlendirdiği bir deneyime dönüşebilir. Örneğin, bir başkasını kırdığını fark eden kişinin pişmanlık duyması ve ilişkiyi onarmaya çalışması suçlulukla ilişkili bir süreç olarak düşünülebilir. Buna karşılık aynı deneyim, kişinin kendisini sevilmeye veya kabul edilmeye değer görmemesiyle birleştiğinde daha kapsamlı bir kendilik değerlendirmesi söz konusu olabilir. Bu ayrım, kendini suçlamanın neden her zaman davranış değişikliğiyle sonuçlanmadığını anlamak açısından da önemlidir. Kişinin odağı yaptığı davranıştan kendi kişiliğine kaydığında, yaşanan duruma yönelik somut çözüm yollarını değerlendirmesi güçleşebilir.

Kendini Suçlamanın İşlevi: Kontrol ve Belirsizlik

Kendini suçlama ilk bakışta yalnızca kişinin kendisine yönelttiği olumsuz bir tutum gibi görünebilir. Bununla birlikte, bazı durumlarda belirsizliği azaltmaya veya yaşanan bir deneyimi açıklanabilir hâle getirmeye yönelik bir çabanın parçası olarak da değerlendirilebilir. Özellikle kişilerarası ilişkilerde yaşanan olumsuzlukların nedenleri her zaman açık değildir. Bir başkasının uzaklaşması, ilişkinin beklenmedik biçimde değişmesi veya bir çatışmanın çözülememesi, kişiyi kesin bir açıklama arayışına yöneltebilir. Bu süreçte sorumluluğu bütünüyle kendisine atfetmek, yaşananları kendi davranışlarıyla açıklayabilmesini sağlayabilir. Böyle bir değerlendirme, kişiye gelecekte benzer bir sonucu önleyebileceği hissini de verebilir. Ancak bu kontrol algısı, olayın ortaya çıkmasında etkili olan diğer koşulların göz ardı edilmesi pahasına oluşabilir. Özellikle başkalarının davranışlarının ve dışsal etkenlerin de belirleyici olduğu durumlarda, kişinin tüm sorumluluğu üstlenmesi yaşananları değerlendirme biçimini daraltabilir. Bu açıklama kendini suçlamanın her durumda kontrol arayışından kaynaklandığı anlamına gelmemektedir. Kendini suçlama farklı bireylerde farklı psikolojik süreçlerle ilişkili olabilir. Bununla birlikte, kişinin sorumluluk algısının olayın gerçek koşullarıyla ne ölçüde örtüştüğü, üzerinde durulması gereken önemli bir noktadır.

Öz Şefkat ve Kendilik Değerlendirmesi

Kendini suçlama ve yoğun öz eleştiri karşısında ele alınabilecek kavramlardan biri öz şefkattir. Neff (2003), öz şefkati kendine yönelik nezaket, ortak insanlık deneyiminin farkında olma ve bilinçli farkındalık olmak üzere üç temel bileşen üzerinden kavramsallaştırmaktadır. Bu yaklaşım, kişinin kendi hatalarını görmezden gelmesini veya sorumluluklarını reddetmesini gerektirmez. Daha çok, kişinin zorlayıcı deneyimlerini değerlendirirken kendisine yönelik tutumunun da farkında olmasını içerir. Bir davranışın uygun olmadığını kabul etmek ile bu davranış nedeniyle kişinin kendisini bütünüyle yetersiz olarak değerlendirmesi birbirinden ayrılabilir. Bu açıdan öz şefkat, sorumluluğun yerine geçen bir yaklaşım olmaktan ziyade, sorumluluk alırken benliğe yönelik aşırı olumsuz değerlendirmelerin azaltılmasına katkıda bulunabilecek bir tutum olarak düşünülebilir. Bununla birlikte, öz şefkatin etkisi kişinin yaşadığı güçlüğe, bağlama ve bireysel özelliklerine göre farklılaşabilir.

Sonuç

Kendini suçlama, bireyin yaşadığı olumsuz deneyimleri anlamlandırma biçimiyle yakından ilişkili, birden fazla psikolojik sürecin eşlik edebildiği bir olgudur. Kimi zaman davranışların sonuçlarını değerlendirme çabasından kaynaklanırken kimi zaman yoğun öz eleştiri, utanç veya kontrol arayışıyla birlikte görülebilir. Bu nedenle kendini suçlamayı yalnızca kişinin kendisine fazla yüklenmesi olarak ele almak, deneyimin altında yatan süreçleri anlamak açısından yetersiz kalabilir. Daha işlevsel bir değerlendirme, kişinin yaşanan durumdaki sorumluluğunu gerçekçi biçimde ele alabilmesini, diğer etkenleri göz önünde bulundurabilmesini ve tekil bir deneyimden hareketle benliğinin bütününe ilişkin olumsuz sonuçlara varmamasını içerebilir. Böylece sorumluluk, kişinin kendisini değersizleştirmesiyle değil, davranışlarını anlama ve gerektiğinde değiştirme kapasitesiyle ilişkilendirilebilir.

Kaynakça

  • Gilbert, P. (2009). Introducing compassion-focused therapy. Advances in Psychiatric Treatment, 15(3), 199–208. https://doi.org/10.1192/apt.bp.107.005264
  • Neff, K. (2003). Self-Compassion: An Alternative Conceptualization of a Healthy Attitude Toward Oneself. Self and Identity, 2(2), 85–101. https://doi.org/10.1080/15298860309032
  • Tangney, J. P., Stuewig, J., & Mashek, D. J. (2007). Moral emotions and moral behavior. Annual Review of Psychology, 58, 345–372. https://doi.org/10.1146/annurev.psych.56.091103.070145
Dila Gürer Dila Gürer
Dila Gürer, psikoloji alanında akademik ve mesleki çalışmalar yürüten bir psikolog ve araştırmacıdır. Koç Üniversitesi Psikoloji ve Sosyoloji bölümlerinden onur dereceleri ile mezun olmuştur. Lisans hayatı boyunca çeşitli hastane ve özel kurumlarda yaptığı stajlarla klinik psikoloji alanına olan ilgisini ve deneyimini pekiştirmiştir. İçinde bulunduğu gönüllü projelerde farklı yaş gruplarıyla çalışma imkanı bulmuş, pozitif gelişim üzerine eğitimler vermiştir. Akademik yolculuğunda çeşitli projelerde araştırmacı olarak rol almış; çevresel faktörler, farklı psikoterapi yaklaşımları ve psikolojik süreçler arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışan Dila; Çocuk Merkezli Oyun Terapisi ve Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi eğitimlerini tamamlamıştır. Aktif olarak Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimi devam etmektedir. Şu anda çocuklarla dikkat eksikliği odaklı seanslar gerçekleştirmekte ve Koç Üniversitesi bünyesinde bağımsız araştırmacı olarak rol almaktadır. Hedefi, bireylerin ruh sağlığına dair farkındalıklarını artırmak, teori ve pratiği birleştirerek psikolojiyi günlük yaşamla ilişkilendirebilir hale getirmektir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!