Mevsimler gelip geçerken sadece hava sıcaklıkları değişmiyor. Uyku düzenimizden günlük programımıza birçok şey farklılaşıyor. Peki bu değişimler ruh halimizi nasıl etkiliyor?
“Bu havalarda hiçbir şey yapmak istemiyorum.” cümlesini sık sık duymuşuzdur ve kullanmışızdır. Mevsim geçişlerinde bazı insanların kendilerini daha enerjik, bazı insanların ise daha yorgun, isteksiz veya içe dönük hissetmesi mümkündür.
Mevsimlerin ruhsal yaşantımız üzerindeki etkisini anlamak için öncelikle bedenimizin biyolojik ritmine bakmak gerekir. İnsan bedeni yaklaşık 24 saatlik bir döngü içerisinde çalışan sirkadiyen ritme sahiptir. Uyku ve uyanıklık başta olmak üzere hormonların salgılanması, vücut sıcaklığı ve çeşitli biyolojik süreçler bu ritimle ilişkilidir. Gün ışığı ise bu sistemin önemli düzenleyicilerinden biridir. Mevsimlerin değişmesiyle günlerin uzunluğu ve gün içerisinde maruz kaldığımız doğal ışık miktarı da değişir. Bu durum bazı kişilerde uyku düzeni, enerji ve duygu durumuyla ilişkili değişikliklere yol açar. Sonbahar ve kış aylarında günlerin kısalması, insanların gün ışığına daha az maruz kalmasına neden olur. Bu nedenle mevsim değişimlerini yalnızca “hava soğudu” şeklinde değerlendirmek yerine, bedenimizin bu değişime nasıl uyum sağladığını düşünmek gerekir.
Mevsim geçişlerinin psikolojik etkilerini yalnızca biyolojik süreçlerle açıklamak da yeterli değildir. Çünkü mevsim değişirken hayatımızın düzeni de değişir. Yazın bitmesiyle okullar açılır, iş temposu artar, günlük hayatın sorumlulukları tekrardan başlar. Dolayısıyla sonbahar geldiğinde hissedilen isteksizliğin tamamını mevsime bağlamak doğru olmayabilir. Bazen ruh halimizdeki değişimin arkasında değişen rutinler, artan sorumluluklar, stres veya yaz döneminden çıkmanın yarattığı duygusal geçiş de olabilir. Uyku saatlerinin değişmesi, sabahları uyanmakta zorlanma veya gün içerisinde daha yorgun hissetme, kişinin günlük yaşamını ve duygu durumunu etkileyebilir. Uyku ile psikolojik iyi oluş arasında çift yönlü bir ilişki vardır. Yetersiz veya düzensiz uyku, kişinin stresle baş etmesini zorlaştırabilirken, yoğun stres ve olumsuz duygular da uyku düzenini bozabilir. Bu nedenle mevsim geçişlerinde ortaya çıkan yorgunluk ve isteksizliği değerlendirirken uyku alışkanlıklarımızı da gözden geçirmek gerekir.
Bir mevsim bir kişi için huzur anlamına gelirken, başka biri için zorlayıcı olabilir. Kimisi yağmurlu havalarda kendisini daha sakin hissederken, kimisi güneşli günlerde daha enerjik olabilir. Bu farklılıklar bize önemli bir şeyi hatırlatır: İnsan psikolojisi tek bir değişkenle açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Belki de mevsim geçişlerine yalnızca doğanın değişimi olarak değil, bizim de yeniden uyum sağladığımız dönemler olarak bakmak gerekir. Bedenimiz ışığa, sıcaklığa ve değişen günlük düzene uyum sağlamaya çalışırken ruhumuz da yeni koşullara adapte olur. Kimi zaman bu uyum kolay, kimi zaman ise daha yavaş gerçekleşebilir. Önemli olan, kendimizi her gün aynı enerjiyle, aynı motivasyonla ve aynı ruh haliyle devam etmek zorunda hissetmemektir. Çünkü doğa bile her mevsimde aynı kalmıyorsa, insanın da her gün aynı hissetmesi gerekmiyor. Bazen ihtiyacımız olan şey, değişime direnmek yerine kendimize değişime uyum sağlayacak zamanı tanımaktır.


