Mutluluk, modern yaşamın en çok aranan hedeflerinden biri haline geldi. Daha iyi hissetmek için kitaplar okuyor, podcastler dinliyor, sosyal medyada “iyi yaşam” içeriklerini takip ediyor ve zaman zaman kendimize daha olumlu düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyoruz. Mutlu olmak elbette herkesin isteyebileceği doğal bir hedef. Ancak psikoloji bize önemli bir noktayı hatırlatıyor: Mutluluk, sürekli olarak ulaşılması gereken bir ruh hali değildir.
Hatta bazen sürekli mutlu olmaya çalışmak, kişinin kendi duygularıyla kurduğu ilişkiyi zorlaştırabilir.
Bunun önemli nedenlerinden biri, olumsuz duyguların hayatın doğal bir parçası olmasıdır. Üzüntü, kaygı, öfke veya hayal kırıklığı her zaman ortadan kaldırılması gereken sorunlar değildir. Bu duygular çoğu zaman belirli bir duruma verilen anlaşılabilir tepkilerdir. Örneğin bir kayıp karşısında üzülmek, önemli bir belirsizlik karşısında kaygılanmak ya da haksızlık karşısında öfkelenmek, kişinin psikolojik olarak “yanlış” olduğu anlamına gelmez.
Sorun, bu duygular ortaya çıktığında onları hemen değiştirmemiz gerektiğine inanmaya başladığımızda ortaya çıkabilir.
“Böyle hissetmemeliyim”, “Güçlü olmalıyım” veya “Her şeyin olumlu tarafını görmeliyim” düşünceleri ilk bakışta yardımcı görünebilir. Fakat kişi yaşadığı duyguyu kabul etmek yerine sürekli olarak bastırmaya veya ondan uzaklaşmaya çalıştığında, kendi iç deneyimiyle mücadele etmeye başlayabilir. Psikolojide bu durum, bazı bağlamlarda deneyimsel kaçınma kavramıyla açıklanır. Kişi yalnızca hoş olmayan duygudan kurtulmaya odaklandığında, kısa vadede rahatlama yaşasa bile uzun vadede bu duyguyla sağlıklı biçimde başa çıkmak zorlaşabilir.
Burada “olumsuz düşünmek iyidir” demiyorum. Mesele, olumlu düşünce ile olumsuz düşünce arasında seçim yapmak da değil. Asıl mesele, yaşadığımız duyguların hepsine belirli bir alan tanıyabilmek.
Bu konu özellikle sosyal medya çağında daha görünür hale geliyor. Başkalarının seyahatlerini, başarılarını, ilişkilerini ve günlük hayatlarının özenle seçilmiş anlarını görmek, kendi yaşamımızı olduğundan daha sıradan veya eksik değerlendirmemize neden olabiliyor. Sosyal karşılaştırma üzerine yapılan araştırmalar, özellikle kişinin kendisini başkalarıyla kıyaslamasının nasıl ve hangi koşullarda gerçekleştiğinin psikolojik iyi oluşla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Ekranda gördüğümüz hayatların tamamını değil, çoğunlukla seçilmiş anlarını gördüğümüzü unutmak ise bu karşılaştırmaları daha yanıltıcı hale getirebiliyor.
Bir başka önemli nokta da mutluluğun kendisinin bir performansa dönüşebilmesi. “Mutlu olmalıyım” düşüncesi bazen kişinin kendi ruh halini sürekli kontrol etmesine yol açabilir: Şu anda mutlu muyum? Neden yeterince iyi hissetmiyorum? Herkes hayatından memnunken ben neden değilim? Böyle bir zihinsel denetim, kişinin yaşadığı ana odaklanmak yerine kendi duygusunu değerlendirmesine neden olabilir.
Psikolojik iyi oluş açısından daha sağlıklı yaklaşım ise her zaman iyi hissetmeye çalışmak değil, farklı duygularla başa çıkabilme kapasitesini geliştirmek olabilir. Psikolojik esneklik olarak adlandırılan bu yaklaşım, kişinin zorlayıcı duygu ve düşüncelerin varlığını kabul ederken değerleri doğrultusunda hareket edebilmesini ifade eder. Başka bir deyişle, kaygılı olduğumuzda hayatımızı durdurmak zorunda değiliz; üzgün olduğumuzda da hemen neşelenmek zorunda değiliz.
Belki de mutluluğa bakışımızı biraz değiştirmemiz gerekiyor. Mutluluk, günün her anında hissetmemiz gereken bir duygu değil; yaşamın içinde zaman zaman ortaya çıkan deneyimlerden biri. Bazen huzur, bazen heyecan, bazen üzüntü, bazen de belirsizlik yaşayacağız. İyi oluş hali, bütün bu duyguları ortadan kaldırmakla değil, onlarla yaşayabilme becerisiyle daha yakından ilişkili olabilir.
Bu nedenle bir dahaki sefere kendimizi kötü hissettiğimizde ilk sorumuz “Bundan nasıl kurtulabilirim?” olmak zorunda değil. Belki daha anlamlı bir soru şudur: “Şu anda ne hissediyorum ve bu duygunun bana anlatmaya çalıştığı ne olabilir?”
Çünkü psikolojik olarak sağlıklı olmak, her zaman mutlu olmak anlamına gelmez. Bazen sağlıklı olmak, mutlu olmadığımız anlara da kendimizle savaşmadan yer açabilmektir.

