“Bu bardağı masaya tam şu şekilde koyarsam istediğim iş olacak”
“Terlikleri yan yana getirmezsem kötü bir haber alabilirim”
“İçimden geçen şeyi söylersem gerçekleşir”
“Bu hareketi üç kez yaparsam sevdiğim kişinin başına kötü bir şey gelmesini engelleyebilirim”
Zaman zaman çoğumuz, düşüncelerimizle veya davranışlarımızla dış dünyadaki olaylar arasında gerçekte bulunmayan bağlantılar kurabiliriz. Bir dileğin gerçekleşmesini sağlamak ve hatta korktuğumuz bir ihtimali engellemek için küçük ritüellere başvurabiliriz. Yaptığımız şeyin sonucu gerçekten değiştiremeyeceğini bir yanımız bilir ama yine de “ne olur ne olmaz” diyerek onu yapmaktan vazgeçemeyiz. Psikolojide bu eğilim, majik düşünce ya da büyüsel düşünce olarak adlandırılır.
Majik düşüncenin kökenleri yaşamın erken dönemlerine uzanır. Çocuk, gelişiminin ilk yıllarında kendi arzuları, düşünceleri ve dış dünya arasındaki sınırları yetişkinler kadar net biçimde ayıramaz. Acıktığında yiyeceğin gelmesi, ağladığında birinin yanına yaklaşması veya istediği nesnenin ona verilmesi çocukta ihtiyaç ve arzularının dünyayı harekete geçirdiği izlenimini yaratabilir. Çocuğun kendisini her şeye gücü yeten biri gibi deneyimlediği bu ruhsal duruma omnipotans-tümgüçlülük adı verilir.
Ancak, çocuk büyüdükçe dünyanın yalnızca kendi istekleri doğrultusunda şekillenmediği gerçeğiyle karşılaşır. Her arzusu gerçekleşmez, her kayıp önlenemez ve sevdiği kişiler her zaman onun yanında kalmaz. Bu karşılaşma, aynı zamanda ilk büyük hayal kırıklıklarından biridir. Majik düşünce, omnipotansın tamamen kaybedilmesine karşı geliştirilen ruhsal bir uzlaşma gibi çalışabilir. Örneğin, çocuk gerçekte her şeyi yapamayacağını fark ederken belirli düşünce ve davranışlarla olayları etkileyebildiğine inanmaya devam eder. Böylece dış dünyanın sınırları kabul edilirken, her şeye gücü yettiğine ilişkin eski inançtan da bütünüyle vazgeçilmemiş olur.
Majik düşünce yalnızca arzulanan bir şeyi gerçekleştirme amacı taşımaz. Bazen korkulan bir olayın yaşanmasını engelleme işlevi de görebilir. Örneğin kişi, terlikleri belirli bir biçimde yerleştirirse babaannesinin ölmesini önleyebileceğini düşünebilir. Terliklerin konumuyla babaannesinin yaşamı arasında gerçek bir ilişki olmadığını bilir. Buna rağmen terlikleri düzeltmeden oradan ayrıldığında yoğun bir huzursuzluk duyabilir. Çünkü ritüeli gerçekleştirmemek, yalnızca bir hareketi eksik bırakmak değil aynı zamanda kötü ihtimal karşısında hiçbir şey yapamıyor olmak anlamına gelir.
Burada majik düşüncenin temel işlevlerinden biri de belirsizlik üzerinde kontrol hissi yaratmaktır. İnsan zihni için bazen kendi etkisizliğini ve çaresizliğini kabul etmek gerçekçi olmayan bir sorumluluğu üstlenmekten daha güçtür. “Ben engelleyebilirim” düşüncesi kişiye ağır bir sorumluluk yüklese de “bunun üzerinde hiçbir kontrolüm yok” gerçeğinden daha katlanılabilir gelebilir.
Majik düşünceler, kişinin kabul etmekte zorlandığı öfke ve saldırganlık gibi duygularla da bağlantılı olabilir. Sevdiğimiz birine öfkelenebilir, bir anlığına onun ortadan kaybolmasını isteyebilir veya zihnimizden istenmeyen bir düşünce geçirebiliriz. Ardından o kişinin başına gerçekten kötü bir şey gelme ihtimali de düşüncemizin bunu yaratabileceği korkusunu doğurabilir. Kişi, kendi saldırgan arzusunu etkisiz hale getirmek için bazı ritüeller geliştirebilir mesela belirli bir cümleyi tekrarlamak, bir nesneyi belli biçimde yerleştirmek veya aynı hareketi birkaç kez yapmak gibi. Böylece ritüel, yalnızca dışarıdaki tehlikeyi değil aynı zamanda kişinin kendi içindeki “tehlikeli” arzuyu da denetlemeye çalışır.
Düşünceye bu tür bir güç atfetme, özellikle obsesif kompulsif belirtilerde belirginleşebilir. Obsesif kişilik örgütlenmelerinde kişi düşüncelerine büyük bir güç atfedebilir, kötü bir şeyi düşünmekle onu yapmak veya gerçekleşmesine neden olmak arasındaki sınır bulanıklaşabilir. Bu nedenle düşüncesini geri almak, etkisizleştirmek ya da olası sonucu engellemek için zihinsel veya davranışsal ritüellere başvurabilir. Psikanalitik açıdan bu ritüeller, istenmeyen düşünce ve arzuları “bozmayı” amaçlayan geri alma savunmasıyla ilişkilendirilebilir. Düşüncenin saçma olduğunun bilinmesi ise yarattığı kaygının ortadan kalkmasına her zaman yetmez.
Majik düşünce bütünüyle çocukluğa ait veya yalnızca patolojik bir durum değildir. Yetişkin yaşamında da aşk, hastalık, kayıp, sınav, iş görüşmesi ve yas gibi kontrolün azaldığı dönemlerde belirginleşebilir. Sorun, bu düşüncelerin varlığından çok kişinin yaşamını ne ölçüde yönettiğidir. Ritüeller yapılmadığında yoğun kaygı doğuyor, kişi kendisini gerçekleşen olaylardan gerçek dışı biçimde sorumlu tutuyor veya gündelik hayat bu davranışlar nedeniyle daralıyorsa artık altında yatan çatışmanın anlaşılması önem kazanır.
Sonuç olarak, majik düşüncenin ardındaki asıl soru “düşüncelerim gerçekliği değiştirebilir mi?” değil, “değiştiremeyeceğim bir gerçeklik karşısında hissettiğim çaresizliğe dayanabilir miyim?” sorusudur. Bardağı belirli bir şekilde koymak dünyayı değiştirmeyebilir fakat kısa bir an için dünyanın kontrolümüzde olduğu hissini yaratabilir. Bazen vazgeçmekte en çok zorlandığımız şey de ritüelin kendisi değil, onun bize sunduğu bu kontrol yanılsamasıdır.
Kaynakça
- Freud, S. (2012). Totem ve tabu (K. Şipal, Çev.). Say Yayınları. (Orijinal eser 1913 yılında yayımlanmıştır).
- Winnicott, D. W. (1998). Oyun ve gerçeklik (T. Birkan, Çev.). Metis Yayınları. (Orijinal eser 1971 yılında yayımlanmıştır).


