Bir insanla ilk kez karşılaştığımızda, onun hakkında düşünmeye başlamamız için uzun zaman gerekmez. Konuşma biçimi, yüz ifadesi, beden dili, giyim tarzı ve hatta yalnızca fiziksel görünümü üzerinden karşımızdaki kişinin güvenilir, sosyal, başarılı ya da soğuk biri olduğuna dair hızlıca fikir oluşturabiliriz. Peki, birkaç saniye içerisinde oluşturduğumuz bu izlenimler gerçekten ne kadar doğrudur?
İlk izlenimlerin oldukça hızlı oluştuğunu gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Willis ve Todorov’un (2006) gerçekleştirdiği çalışmada, katılımcıların daha önce hiç görmedikleri kişilerin yüzlerini yalnızca 100 milisaniye gördükten sonra çeşitli özellikler hakkında değerlendirmeler yapabildikleri görülmüştür. Daha uzun süre düşünme fırsatı verildiğinde değerlendirmeler genel olarak benzer kalmıştır. Bu bulgu, insanların sosyal çevreleri hakkında ne kadar hızlı değerlendirmeler yapabildiğini göstermektedir.
Ancak hızlı oluşan bir izlenim, mutlaka doğru bir izlenim anlamına gelmez. İnsan zihni, sosyal dünyayı anlamlandırırken çeşitli bilişsel kestirmeler kullanır. Bu kestirmeler, her yeni insanı ve durumu en baştan değerlendirmek zorunda kalmadan hızlıca karar vermemizi sağlar. Fakat aynı zamanda sınırlı bilgi üzerinden genelleme yapmamıza da neden olabilir.
Bu noktada halo etkisi önemli bir rol oynar. Bir kişinin sahip olduğu tek bir belirgin özelliğin, o kişi hakkındaki diğer değerlendirmelerimizi de etkilemesine halo etkisi denir. Örneğin bir kişiyi fiziksel olarak çekici, özgüvenli veya sempatik bulduğumuzda, onun aynı zamanda daha başarılı, zeki ya da güvenilir olduğunu düşünme eğiliminde olabiliriz. Burada aslında birbirinden bağımsız özellikler arasında zihinsel bir bağlantı kurarız.
İlk izlenimlerimizi yalnızca gördüğümüz kişi değil, sahip olduğumuz beklentiler ve stereotipler de şekillendirebilir. Beynimiz karşılaştığı her kişiyi tamamen tarafsız bir şekilde değerlendirmek yerine, geçmiş deneyimlerinden ve daha önce oluşturduğu kategorilerden yararlanır. Bu durum sosyal hayatı daha kolay anlamlandırmamızı sağlarken, kişileri sahip oldukları gerçek özelliklerden ziyade ait olduklarını düşündüğümüz gruplar üzerinden değerlendirmemize de yol açabilir.
Yine de buradan ilk izlenimlerin tamamen yanlış olduğu sonucunu çıkarmak doğru olmaz. Ambady ve Rosenthal’ın (1992) yaptığı bir çalışma, insanların bir kişiyi çok kısa süre gözlemlediklerinde bile onun hakkında bazı doğru çıkarımlarda bulunabildiğini gösteriyor. Örneğin birinin konuşma şekli, beden dili ya da yüz ifadesi bize onun hakkında bazı ipuçları verebilir. Ancak bu kısa gözlemler, karşımızdaki kişiyi gerçekten tanımak için yeterli değildir. Yani ilk izlenim bize bir fikir verebilir, fakat bütün hikâyeyi anlatmaz.
Bu nedenle ilk izlenimleri kesin bir “gerçek” olarak değil, yeni bilgiler geldikçe değişebilecek bir ilk değerlendirme olarak görmek daha sağlıklı olabilir. Bir insanın birkaç saniyelik görüntüsü bize onun hakkında bazı ipuçları verebilir; ancak tek başına kişiliğini, niyetlerini veya değerlerini açıklayamaz.
Belki de kendimize sormamız gereken soru “İlk izlenimim doğru mu?” değil, “Bu kişi hakkında fikrimi değiştirebilecek yeni bilgilere ne kadar açığım?” olmalıdır.
Kaynakça
- Ambady, N., & Rosenthal, R. (1992). Thin slices of expressive behavior as predictors of interpersonal consequences: A meta-analysis. Psychological Bulletin, 111(2), 256–274.
- Willis, J., & Todorov, A. (2006). First impressions: Making up your mind after a 100-ms exposure to a face. Psychological Science, 17(7), 592–598.


