Bir ilişkiye başlarken bazen karşımızdaki insanı olduğu kişi olarak değil, olabileceği kişi olarak görürüz.
Onun bugün söylediklerinden çok, yarın söylemesini umduğumuz cümlelere; bugün sergilediği davranışlardan çok, zamanla göstereceğine inandığımız davranışlara bağlanırız. “Aslında çok iyi biri.” “Bana karşı böyle ama değişebilir.” “Biraz zaman geçsin, beni tanıdıkça farklı olacaktır.” “Onu yeterince seversem kendini toparlar.”
Ve fark etmeden ilişkinin bir tarafı olmaktan çıkıp diğer tarafın dönüşüm projesinin yöneticisi hâline geliriz.
Tam da burada “Seni değiştirebilirim” yanılsaması başlar.
İnsanları değiştirmek mi, değiştirebileceklerine inanmak mı?
İnsan davranışı değişebilir. Bu, psikolojinin ve sosyal bilimlerin bize söylediği önemli gerçeklerden biridir. İnsanlar farkındalık geliştirebilir, sorumluluk alabilir, yardım isteyebilir, yeni davranışlar öğrenebilir ve ilişkilerindeki kalıpları dönüştürebilir.
Ancak burada kritik bir ayrım vardır:
Bir insanın değişebiliyor olması, sizin onu değiştirebileceğiniz anlamına gelmez.
Değişim, dışarıdan zorla gerçekleştirilen bir müdahale değil; kişinin kendi farkındalığı, motivasyonu ve sorumluluğuyla yürüttüğü bir süreçtir.
Bu nedenle bir partneri daha anlayışlı, daha sadık, daha ilgili, daha sorumlu ya da daha iletişimci hâle getirmek bizim görevimiz değildir. Bir başkasının potansiyelini görmek mümkündür; fakat onun potansiyelini gerçekleştirmek bizim sorumluluğumuz değildir.
Bazen sevgi ile kurtarıcılığı birbirine karıştırırız.
“Onu ben toparlarım.”
“Kimse onu benim kadar anlamadı.”
“Çocukluğu zor geçmiş, o yüzden böyle davranıyor.”
“Bana güvenmeyi öğrendiğinde değişecek.”
Bu cümlelerin her biri insani bir anlayışın ürünü olabilir. Fakat anlayış göstermek ile davranışın sonuçlarını üstlenmek arasında önemli bir fark vardır.
Birinin neden böyle davrandığını anlamak, o davranışa katlanmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Potansiyeline âşık olmak
İlişkilerde en sık karşılaşılan yanılgılardan biri, kişinin mevcut hâliyle gelecekteki hâlini birbirine karıştırmaktır.
Karşımızdaki insanın ne kadar iyi biri olabileceğini görürüz. Belki gerçekten de içinde büyük bir potansiyel vardır. Ancak ilişkiyi sürdüren şey potansiyel değil, gerçekliktir.
Çünkü bir insanın “bir gün” nasıl davranacağına değil, bugün nasıl davrandığına ilişkinizle cevap verirsiniz.
“Beni seviyor ama bunu gösteremiyor.”
“Şimdilik sorumluluk almıyor.”
“Şu an çok öfkeli ama aslında içinde iyi biri var.”
“İleride evliliğe hazır olduğunda farklı olacak.”
Bu düşünceler umut verici olabilir. Fakat umut ile gerçeklik arasındaki mesafe uzadıkça ilişki yorucu hâle gelir.
Bir noktadan sonra kişi partneriyle değil, partnerinin zihninde oluşturduğu versiyonuyla ilişki yaşamaya başlar.
Ve bu durumda hayal kırıklığının kaynağı çoğu zaman yalnızca karşı tarafın davranışları değildir. Kişinin, gerçek insan ile zihnindeki insan arasındaki farkı kabullenememesi de süreci zorlaştırır.
“Beni sevseydi değişirdi” düşüncesi
İlişkilerde oldukça güçlü bir inanç vardır:
“Beni gerçekten sevseydi böyle davranmazdı.”
Oysa sevgi, tek başına davranış değişikliğini garanti etmez.
Bir insan sizi sevebilir ve yine de sağlıksız iletişim kurabilir. Sizi önemseyebilir ve buna rağmen sınırlarınıza saygı göstermeyebilir. Kaybetmek istemeyebilir ama değişmek için gerekli sorumluluğu almak istemeyebilir.
Çünkü sevgi ile değişim aynı şey değildir.
Değişim için çoğu zaman yalnızca sevgi değil; farkındalık, motivasyon, sorumluluk alma ve davranışın sonuçlarıyla yüzleşme gerekir.
Bu nedenle ilişkilerde kendimize şu soruyu sormak daha işlevseldir:
“Beni seviyor mu?” sorusunun yanında,
“Benimle kurduğu ilişki bana iyi geliyor mu?”
Bu iki soru aynı cevabı vermek zorunda değildir.
Aile içinde başlayan bir rol
“Seni değiştiririm” düşüncesi yalnızca romantik ilişkilerde ortaya çıkmaz. Aile ilişkilerinde de benzer bir dinamik görülebilir.
Bir ebeveyn, çocuğunun tüm hayatını kontrol ederek onun adına doğru kararları vermeye çalışabilir. Bir eş, diğer eşin duygularını sürekli düzenlemeye ve davranışlarını yönetmeye çalışabilir. Bir yetişkin çocuk, yıllarca ebeveyninin hayatını toparlamak için kendisini sorumlu hissedebilir.
Bu noktada aile sistemleri açısından önemli bir soru ortaya çıkar:
Kimin sorumluluğu kimin üzerinde?
Aile içinde sevgi, bazen sınırların ortadan kalkmasına neden olabilir. Oysa sağlıklı ilişkilerde yakınlık kadar sınırlar da önemlidir.
Bir yetişkinin hayatındaki bütün sorunları çözmek, onun adına karar vermek veya sürekli olarak sonuçları telafi etmek, kısa vadede ilişkiyi koruyor gibi görünse de uzun vadede bağımlı ilişki örüntülerini güçlendirebilir.
Yardım etmek ile kişinin sorumluluğunu onun yerine taşımak arasında ince fakat önemli bir çizgi vardır.
Değişmesini beklerken kendimizi kaybetmek
Belki de “Seni değiştirebilirim” yanılsamasının en ağır sonucu budur:
Karşımızdakini değiştirmeye çalışırken kendimizi değiştirmeye başlarız.
Daha fazla susarız.
Daha fazla tolere ederiz.
Daha fazla açıklarız.
Daha fazla bekleriz.
Daha fazla affederiz.
Daha fazla kendimizden veririz.
Bir süre sonra ilişkiyi sürdürebilmek için kendi ihtiyaçlarımızı küçültmeye başlarız.
“Çok şey istemiyorum.”
“Böyle de idare ederim.”
“Şimdi sırası değil.”
“Biraz daha sabretmeliyim.”
Derken başlangıçta değiştirmek istediğimiz kişi aynı kalırken, değişen biz oluruz.
Fakat bu değişim her zaman gelişim değildir.
Bazen kendimizden uzaklaşmaktır.
Peki ne yapmalı?
Öncelikle karşımızdaki insanı “olmasını istediğimiz kişi” ile “olduğu kişi” arasında ayırabilmek gerekir.
Kendimize şu soruları sorabiliriz:
Bu insan bugün olduğu hâliyle hayatımda olsaydı, onu yine seçer miydim?
Değişeceğine dair umudum olmasaydı, bu ilişkiyi sürdürmek ister miydim?
Onun değişmesini mi bekliyorum, yoksa onun değişmesi için sürekli ben mi çabalıyorum?
Bu ilişkide sevgi mi yaşıyorum, yoksa sorumluluk mu taşıyorum?
Ve belki de en önemlisi:
Karşımdaki insanın gerçekliğini kabul ediyor muyum, yoksa potansiyeline mi bağlanıyorum?
Bu soruların cevapları her zaman kolay olmayabilir. Çünkü bir insanı olduğu hâliyle kabul etmek, onu onaylamak anlamına gelmez. Kabul etmek; gerçeği değiştirmeye çalışmadan görebilmektir.
Bazen sevmenin en sağlıklı biçimi, değiştirmeye çalışmamaktır
İnsan ilişkilerinde değişim elbette mümkündür. Ancak gerçek değişim, birinin diğerine uyguladığı baskıyla değil, kişinin kendi içsel süreciyle ortaya çıkar.
Biz başkasına yol gösterebiliriz. Dinleyebiliriz. Destek olabiliriz. Sınır koyabiliriz. İhtiyaçlarımızı açıkça ifade edebiliriz. Gerektiğinde profesyonel yardım önerebiliriz.
Fakat bir insanın yerine değişemeyiz.
Çünkü yetişkin bir bireyin davranışlarının sorumluluğu, yine o bireye aittir.
Belki de sağlıklı ilişkilerin en önemli sorularından biri “Onu nasıl değiştirebilirim?” değil;
“Ben bu ilişki içinde kendim olarak kalabiliyor muyum?” sorusudur.
Çünkü bazen birini değiştirmeye çalışmak, aslında onun değişmesini değil, bizim hayal kırıklığımızın değişmesini istemektir.
Ve bazen olgunluk, karşımızdaki insanın potansiyelini görmekten çok, mevcut hâlini dürüstçe görebilmektir.
Bir insanı sevebiliriz.
Onu anlayabiliriz.
Onun değişebileceğine inanabiliriz.
Ama onun yerine değişemeyiz.
Belki de sevginin sınırı tam olarak burada başlar:
“Seni değiştirebilirim” demeyi bıraktığımız ve “Seni olduğun hâlinle görüyorum; şimdi kendi seçimlerimin sorumluluğunu alıyorum” diyebildiğimiz yerde.
