Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Kanatlarını Kim Kesti? Sevgi Adına Öldürülen Potansiyel

Gülşen Budak Yazar: Gülşen Budak Uzman Yazar
9 dk.okuma süresi
Kanatlarını Kim Kesti? Sevgi Adına Öldürülen Potansiyel

Sevgi Adına Öldürülen Potansiyel: Ailede Kontrol, Kaygı ve Öğrenilmiş Çaresizlik Gülşen Ekin Budak | Aile Danışmanı

Özet

Bir kuşun uçmasını engellemek için kafese kapatılması her zaman gerekli değildir. Bazen kanatlarının kesilmesi yeterlidir. Üstelik bunu yapan kişi, kuşu koruduğuna inanabilir. İnsan ilişkilerinde de benzer bir durum yaşanır. Özellikle aile içinde sevgi, koruma ve fedakârlık adı altında sergilenen bazı davranışlar, bireyin özerkliğini, özgüvenini ve karar verme becerisini zayıflatabilir. Bu makale, kanatları kesilen papağan metaforundan hareketle ebeveyn tutumlarının çocukların psikolojik gelişimine etkisini; bağlanma kuramı, öz belirleme kuramı, öğrenilmiş çaresizlik ve psikodinamik yaklaşım çerçevesinde ele almaktadır. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn tutumları, psikolojik kontrol, özerklik, öğrenilmiş çaresizlik, bağlanma, bireyselleşme, kuşaklararası aktarım. 1. Papağanı Kim Öldürdü? Kedi mi, Onu Uçamaz Hâle Getiren mi? Bir papağanın ölümünden ilk bakışta kedi sorumlu tutulabilir. Çünkü görünürde tehlikeyi yaratan kedidir. Oysa metaforun derinliğinde farklı bir soru vardır: Papağanı gerçekten karşılaştığı tehlike mi yok etti, yoksa tehlikeden kaçabilme becerisinin elinden alınması mı? Burada kedi, yaşamın kaçınılmaz güçlüklerini temsil eder: başarısızlık, reddedilme, ayrılık, belirsizlik ve hayal kırıklığı. Kanatları kesen kişi ise sevgi adına kontrol eden, korumak isterken bağımlılık yaratan ebeveynin veya yakın ilişkinin sembolüdür. Papağan da kendi potansiyeline sahip olmasına rağmen bu potansiyeli kullanma fırsatı bulamayan bireyi temsil eder. Bu metaforda öldürülen yalnızca bir kuş değildir. Simgesel olarak bireyin cesareti, bağımsızlığı, keşfetme arzusu ve kendine duyduğu güven de zarar görmektedir. Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Her koruyucu davranış psikolojik kontrol değildir. Sağlıklı ebeveynlik, çocuğu tehlikelere karşı korurken gelişim düzeyine uygun biçimde kendi kararlarını almasını da destekler. 2. Sevginin Gölgesinde Büyüyen Kontrol Bazı ebeveynler çocuklarına sürekli şu mesajları verir: “Sen yapamazsın.” “Ben senin iyiliğin için söylüyorum.” “Beni dinlemezsen üzülürsün.”

“Senin yerine ben karar vereyim.”

Bu ifadeler bazen gerçek bir endişenin dışavurumudur. Ancak sürekli tekrarlandıklarında çocuğun kendi yeterliliğine ilişkin algısını olumsuz etkileyebilir. Edward Deci ve Richard Ryan'ın Öz Belirleme Kuramı'na göre insanın psikolojik gelişiminde üç temel ihtiyaç öne çıkar: özerklik, yeterlilik ve ilişkisellik. Çocuk yalnızca sevilmeye değil, kendi başına bir şeyler başarabileceğini deneyimlemeye de ihtiyaç duyar. Sürekli müdahale edilen bir çocuk zamanla şu düşünceyi geliştirebilir: “Demek ki ben tek başıma yeterli değilim.” Böylece ebeveynin kaygısı, çocuğun kendisine yönelik güvensizliğine dönüşebilir. 3. Kimin Kaygısı, Kimin Hayatını Yönetiyor? Psikodinamik açıdan bakıldığında aşırı kontrolün arkasında her zaman çocuğun gerçek ihtiyaçları bulunmayabilir. Bazen ebeveynin kendi geçmişinden getirdiği kaygılar, kayıplar ve çözümlenmemiş duygusal çatışmalar da etkili olabilir. Çocukluğunda yoğun güvensizlik yaşamış bir ebeveyn, kendi çocuğunun bağımsızlaşmasını tehlikeli algılayabilir. Çocuğunun başarısızlığına tahammül etmekte zorlanan ebeveyn ise onun yerine karar vererek kendi kaygısını azaltmaya çalışabilir. Bu durumda çocuğa verilen örtük mesaj şudur: “Benim içim rahat etsin diye sen risk alma.” Oysa çocuğun gelişimsel görevi, ebeveyninin bütün kaygılarını ortadan kaldırmak değildir. Burada önemli olan soru şudur: Ebeveyn çocuğunu mu koruyor, yoksa çocuğun hayatını kontrol ederek kendi kaygısını mı yatıştırıyor? Bu soru ebeveyni suçlamak için değil, davranışın altında yatan psikolojik dinamikleri anlamak için sorulmalıdır. 4. Öğrenilmiş Çaresizlik: Uçabileceğini Unutan Kuş Martin Seligman'ın öğrenilmiş çaresizlik üzerine çalışmaları, bireyin davranışlarıyla sonuçları arasında kontrol kuramadığını tekrar tekrar deneyimlemesinin, sonraki durumlarda da pasifliğe yol açabileceğini göstermiştir. Aile yaşamında bununla benzerlik taşıyan süreçler görülebilir. Sürekli eleştirilen, girişimleri engellenen veya kararları geçersiz kılınan çocuk, zamanla denemekten vazgeçebilir. Başlangıçta “Yapmak istiyorum.” diyen çocuk, ilerleyen dönemlerde “Zaten yapamam.” demeye başlayabilir. Bu, her çocukta kaçınılmaz olarak ortaya çıkan bir sonuç değildir. Çocuğun mizacı, sosyal desteği, diğer güvenli ilişkileri ve yaşadığı deneyimler süreci değiştirebilir. Metaforun en çarpıcı noktası burada ortaya çıkar: Kanatlarının kesilmesine alışan kuş, bir süre sonra kafesin kapısı açık olsa bile uçmayı denemeyebilir. Çünkü bazen bireyi sınırlayan yalnızca dış koşullar değil, zamanla içselleştirdiği yetersizlik inançlarıdır. 5. Psikolojik Kontrol: Çocuğun Görünmeyen Kafesi Brian Barber (1996), ebeveynlerin psikolojik kontrolünü çocuğun düşüncelerine, duygularına ve kendilik algısına müdahale eden bir tutum olarak tanımlamıştır. Bu kontrol her zaman açık baskıyla gerçekleşmez. Bazen suçluluk hissettirme, sevgiyi geri çekme, kıyaslama veya çocuğun duygularını geçersiz kılma biçiminde ortaya çıkar. Örneğin: “Beni sevseydin böyle yapmazdın.” “Senin için bu kadar fedakârlık yaptım.”

“Ben olmadan hiçbir şeyi başaramazsın.”

Bu ifadeler sık tekrarlandığında çocuk, kendi ihtiyaçlarını ifade etmenin ilişkisini tehlikeye atabileceğini düşünebilir. Zamanla kendi isteklerinden vazgeçmeyi sevginin koşulu olarak öğrenebilir. Burada öldürülen şey fiziksel anlamda yaşam değil, bireyin kendi hayatının öznesi olabilme duygusudur. Çocuk büyüdüğünde yetişkin olabilir; ancak kararlarının sorumluluğunu üstlenirken hâlâ başkalarının onayına ihtiyaç duyabilir. 6. Bağlanma mı, Bağımlılık mı? Sevginin İki Yüzü John Bowlby'nin bağlanma kuramı açısından güvenli ilişki, çocuğun hem yakınlık arayabileceği hem de çevresini keşfedebileceği duygusal bir temel sunar. Güvenli bağlanma, çocuğun ebeveyninden hiç ayrılmaması anlamına gelmez. Tam tersine, ihtiyaç duyduğunda geri dönebileceğini bilerek dünyayı keşfedebilmesidir. Bu noktada iki kavramı birbirinden ayırmak gerekir: Bağlanma: “İhtiyaç duyduğunda yanındayım.” Bağımlılığı pekiştiren kontrol: “Ben olmadan yapamazsın.” Sağlıklı bir aile ilişkisinde sevgi, çocuğun bireyselleşmesini tehdit olarak görmez. Çünkü çocuğun kendi kararlarını vermesi, ebeveynini artık sevmediği anlamına gelmez. Bazen ebeveyn için en zor gelişimsel görev, çocuğun kendisinden farklı bir hayat seçebileceğini kabul etmektir. 7. Kesilen Kanatlar Yetişkin İlişkilerinde Nasıl Görünür? Çocuklukta deneyimlenen kontrol edici ilişki örüntüleri, bazı bireylerin yetişkinlik ilişkilerinde de kendini gösterebilir. Örneğin kişi, terk edilmekten korktuğu için sürekli karşısındakini memnun etmeye çalışabilir. Kendi sınırlarını ifade etmekte zorlanabilir veya bağımsız kararlar aldığında yoğun suçluluk hissedebilir. Bu durum her zaman çocukluk deneyimlerinden kaynaklanmaz. Ancak erken dönem ilişkileri, yetişkinlikteki beklentilerin ve kendilik algısının oluşmasında önemli bir rol oynayabilir. Çocukluğunda “Benim istediğim gibi davranırsan seni onaylarım.” mesajını alan birey, yetişkinlikte de sevgiyi koşullu bir deneyim olarak algılayabilir. Böylece çocuklukta ebeveyn tarafından kesilen kanatlar, yetişkinlikte bireyin kendi kendisine koyduğu sınırlara dönüşebilir. İşte bu noktada metafor yeni bir anlam kazanır: Bazen kafesin kapısı açılır, fakat insan dışarı çıkmanın suçluluk olduğuna inanır. 8. Kanatlar Yeniden Güçlenebilir mi? Psikolojik gelişim geçmiş deneyimlerle şekillense de yalnızca geçmiş tarafından belirlenmez. Özerkliği destekleyen ilişkiler, yeni başarı deneyimleri, psikolojik danışmanlık süreçleri ve güvenli sosyal bağlar bireyin kendine ilişkin inançlarını yeniden değerlendirmesine yardımcı olabilir. Öğrenilmiş çaresizlik üzerine yapılan sonraki çalışmalar da kontrol edilebilirlik deneyiminin önemini vurgulamaktadır. Maier ve Seligman'ın 2016 tarihli değerlendirmesi, bu alandaki ilk açıklamaların nörobilimsel bulgular ışığında geliştirildiğini ortaya koymuştur. Aile danışmanlığı açısından temel amaç, ebeveyni suçlamak değil; aile içindeki kontrol, kaygı ve bağımsızlaşma örüntülerini görünür kılmaktır. Ebeveynlerin kendilerine sorabilecekleri önemli sorular vardır: Çocuğumun hata yapmasına gelişimine uygun ölçüde izin veriyor muyum? Onun yerine karar verirken hangi korkumu yatıştırmaya çalışıyorum? Çocuğum benden farklı düşündüğünde bunu reddedilmek olarak mı algılıyorum?

Onu korumakla kendi kaygılarımı yönetmek arasındaki farkı görebiliyor muyum?

Çocukların her tehlikeyle tek başına mücadele etmesi beklenemez. Ancak yaşlarına uygun sorumluluklar almaları, hata yapmaları ve yeniden denemeleri desteklenebilir.

Sonuç: Kedi mi Suçlu, Makas mı?

Papağan metaforuna yeniden döndüğümüzde karşımıza tek bir fail değil, birbiriyle ilişkili koşullar çıkar. Kedi yaşamın tehditlerini, makas kontrolü, kafes bağımlılığı, kanatlar ise bireyin özerklik ve yeterlilik potansiyelini temsil eder. Metaforun amacı, yaşanan her olumsuzluğun sorumluluğunu ebeveynlere yüklemek değildir. Amaç, iyi niyetle yapılan davranışların da gelişimsel sonuçları olabileceğini fark etmektir. Çocuğunu korumak isteyen ebeveyn, bazen farkında olmadan onun yerine yaşamaya başlayabilir. Oysa çocukların ihtiyaç duyduğu şey, bütün engellerin önlerinden kaldırılması değil; karşılaştıkları engellerle baş edebilecek becerilerin geliştirilmesidir. Bir çocuğa verilebilecek en değerli miras, hiç düşmeyeceği bir hayat değil; düştüğünde yeniden ayağa kalkabileceğine duyduğu güvendir. Ve belki de aile danışmanlığında sorulması gereken en önemli soru şudur: “Çocuğumuzun kanatlarını mı güçlendiriyoruz, yoksa uçmasından korktuğumuz için onları mı kesiyoruz?” Sevgi, bireyin özgürlüğünü ortadan kaldırdığında koruyucu işlevinden uzaklaşabilir. Sağlıklı sevgi ise güvenli sınırlar içinde gelişmeye, farklılaşmaya ve bireyselleşmeye alan tanır. Çünkü gerçek sevgi, kanatları keserek yanında tutmak değil; uçmayı öğrenirken yanında olabilmektir.

Kaynakça

  • Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development.
  • Seligman, M. E. P. (1975). Helplessness: On Depression, Development, and Death.
  • Barber, B. K. (1996). Parental Psychological Control. Child Development.
  • Ryan, R. M. & Deci, E. L. (2000). Self-Determination Theory. American Psychologist.
  • Soenens, B. & Vansteenkiste, M. (2010). Parental Psychological Control. Developmental Review.
Gülşen Budak Gülşen Budak
Uzman Yazar
Aile Danışmanı Aile&Çocuk&Ergen Bireysel Danışman ONLEİN & YÜZYÜZE Hizmet Çalışma Alanları BDT ,ACT, ŞEMA Psikodinamik Yaklaşım Attentioner Dikkat Geliştirme Programı(7-17) Yaş yetkili uygulayıcı Moxo Test Uygulayıcı SAS Metod Yetkili Uygulayıcısı Eral-Net ZEKA Testi (7-17) Yaş Uygulayıcısı Sınavı Kaygısı Danışmanlık
Psikolog Rehberi Aile Danışmanı · Online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!