Kalbin Kimi Seçiyor? Hiç durup düşündün mü? Neden bazı insanlar daha ilk tanıştığın anda sana bu kadar tanıdık geliyor? Neden seni en çok yoran kişilerden vazgeçmek, sana en iyi gelenlerden uzaklaşmaktan daha zor oluyor? Belki de kalp, sandığımız kadar rastgele seçimler yapmıyordur.
Çoğu zaman bir insanı olduğu gibi sevmiyoruz. Onun bize hissettirdiklerini, onda bulmayı umduğumuz eksik parçaları ya da tamamlanacağını sandığımız yanlarımızı seviyoruz. Bazen bir bakışta çocukluğumuzun izlerini görüyoruz. Bazen de yıllardır peşinden koştuğumuz o “bir gün değişecek” umudunu… İşte tam da bu yüzden bazı ilişkiler bittiğinde canımız yalnızca karşımızdaki insan için yanmıyor. Kaybettiğimiz şey; kurduğumuz hayaller, beklediğimiz değişim ve hiç yaşanmamış ihtimaller oluyor.
Oysa sevgi, sürekli neyi yanlış yaptığını düşündüğün bir duygu olmamalı. Bir mesajın saatlerce gelmesini beklemek… Her tartışmadan sonra suçu kendinde aramak… “Biraz daha sabredersem düzelir.” diye kendini ikna etmek… Bunlar çoğu zaman sevginin değil, kaybetme korkusunun sesi olabilir. Çünkü bazen kalbimiz bizi huzura değil, alıştığımız duygulara götürür. Ve alıştığımız şey, her zaman bize iyi gelen şey değildir.
Belki de bu yüzden bazı insanlar, kendilerine değer veren birine “çok sıradan” derken, belirsizlik yaşatan birinin peşinden aylarını, hatta yıllarını harcayabiliyor. Fakat gerçek sevgi, seni sürekli kendinden şüphe ettiren bir yer değildir. Gerçek sevgi, kendini ispatlamak zorunda kalmadığın yerdir. Belki bugün kendine şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Ben gerçekten onu mu seviyorum, yoksa onun yanında hissetmeyi umduğum kişiyi mi?
Çünkü bazen değişmesi gereken seçtiğimiz insanlar değildir. Onları seçmemize neden olan yaralardır. Belki de bu yüzden aynı hikâyeyi farklı insanlarla yaşamaya devam ediyoruz. İsimler değişiyor, şehirler değişiyor, hatta yaş aldıkça beklentilerimiz bile değişiyor. Ama his hep aynı kalıyor. Yine anlaşılmadığını hissediyorsun. Yine sevilmek için daha fazla çabalıyorsun. Yine “Bu kez farklı olacak.” diyorsun. Aslında farklı olan hiçbir şey olmuyor. Çünkü iyileşmeyen yaralar, kendilerine benzeyen insanları bulmakta oldukça başarılıdır.
Bazen birini bırakmak bu kadar zor değildir. Zor olan, onunla birlikte kurduğun geleceği bırakmaktır. Zihninde defalarca canlandırdığın o anları, belki hiç yaşanmayacak ihtimalleri ve “Bir gün düzelecek.” umudunu geride bırakmaktır. İnsan çoğu zaman bir insana değil, ihtimallere bağlanır. Ve ihtimallerin vedası, gerçeklerin vedasından çok daha ağır gelir.
Peki ya sevgi gerçekten nedir? Belki de sevgi; seni değiştirmeye çalışmayan, olduğun hâlinle yanında kalabilen birinin sessiz varlığıdır. Çünkü sağlıklı bir ilişki, sürekli iniş çıkışlarla heyecan aradığın bir savaş alanı değildir. Kendini her gün kanıtlamak zorunda kaldığın bir sınav da değildir. Sağlıklı bir ilişki bazen ilk başta “çok sıradan” gelir. Çünkü kaosa alışmış bir zihin, huzuru sıkıcılık sanabilir. Sürekli belirsizlik yaşamaya alışan biri için netlik yabancı hissettirebilir.
İşte tam da bu yüzden bazı insanlar sevildiklerinde uzaklaşır; peşinden koşmaları gerektiğinde ise daha çok bağlanırlar. Bu bir karakter meselesi değildir. Çoğu zaman öğrenilmiş bir bağlanma biçimidir. Kendimize sormamız gereken soru belki de “Neden beni sevmiyor?” değil, “Neden beni seçmeyen birini seçiyorum?” olmalı. Çünkü bazen hayatımıza giren insanlar bize değerimizi göstermez. Sadece kendimizle kurduğumuz ilişkiyi görünür hâle getirir.
Kendini yeterince değerli gören biri, sevgiyi dilenmez. İlginin peşinden koşmaz. Sürekli kırıldığı hâlde kalmaya çalışmaz. Çünkü bilir ki sevgi, insanı eksiltmez. Sevgi, insanın kendisi olabildiği yerde büyür. Belki de hayatımızdaki en önemli ilişki, bir başkasıyla kurduğumuz değil; aynaya baktığımızda kendimizle kurduğumuz ilişkidir. Çünkü kendini seven biri, sadece kimi sevdiğini değil, kimi hayatında tutacağını da değiştirir.
Ve bazen gerçek iyileşme, doğru insanı bulduğunda değil… Artık yanlış insanı seçmediğinde başlar. Belki de kalbin yanlış insanı seçmiyor. Belki sadece yaralarını tanıyan insanlara yöneliyor. Çünkü insan, en çok bildiği duyguyu “sevgi” zannediyor. Çocukken sevgiyi sessiz kalınca gördüysen, bugün de susuyorsun. Kendini anlatmaktan vazgeçiyorsun. “Kırılmadım.” diyorsun. “Önemli değil.” diyorsun. İçin paramparça olsa bile güçlü görünmeye çalışıyorsun. Çünkü bir zamanlar sana öğretilen buydu.
Belki de bu yüzden seni dinlemeyen insanlara kendini anlatmaya çalışıyorsun. Seni seçmeyen insanların seni seçmesi için uğraşıyorsun. Çünkü onların sevgisini kazanabilirsen, yıllardır içinde taşıdığın o eksiklik hissinin de biteceğine inanıyorsun. Ama hiçbir insan, çocukluğunda eksik kalan sevgiyi tamamlayamaz. Bunu ne kadar erken anlarsak, o kadar az yoruluruz. Çünkü bazı insanlar hayatımıza bizi mutlu etmek için değil, kendimizi fark etmemiz için girer. Onlar bir duraktır. Bir varış noktası değil.
Ve bazen en büyük cesaret, gitmek değildir. Kalmaman gerektiğini kabul etmektir. Çünkü sevgi, insanı kendinden uzaklaştırmamalı. Birini severken kendi sesini kaybediyorsan… Sürekli onun isteklerine göre şekilleniyorsan… Eskiden güldüğün şeylere artık gülemiyorsan… Aynaya baktığında kendini değil, onun görmek istediği kişiyi görüyorsan… Orada sevgi değil, yavaş yavaş silinen bir “sen” vardır.
İnsan bazen terk edildiği için değil… Kendini terk ettiği için mutsuz olur. İşte bu yüzden bazı ayrılıklar kayıp değildir. Kendine açılan bir kapıdır. Çünkü bazı insanlar gider. Ama onların gidişiyle birlikte kaygın da gider. Kendini kanıtlama çaban da gider. Her gece “Acaba beni hâlâ seviyor mu?” diye düşündüğün o yorgunluk da gider. Ve geriye ilk kez uzun zamandır hissetmediğin bir şey kalır. Huzur… Belki ilk başta huzur sana yabancı gelecek. Çünkü kaosun içinde büyüyen bir kalp, sessizliği boşluk sanır. Oysa huzur, boşluk değildir. Huzur, kendini kaybetmeden sevebilmektir.
Belki de gerçek aşk, seni değiştiren kişi değildir. Sana yeniden kendin olmayı hatırlatan kişidir. Bu yüzden kalbini suçlama. O, sadece bugüne kadar öğrendiği yoldan yürüdü. Ama bundan sonrasını seçmek senin elinde. Çünkü iyileşen bir kalp, artık peşinden koştuğu insanları değil… Yanında yürüyen insanları seçer. Ve belki de hayatındaki en büyük değişim, doğru kişiyi bulduğun gün değil… Kendini sevilmeye ikna etmeyi bıraktığın gün başlayacaktır. Çünkü sevgi, uğruna kendinden vazgeçtiğin bir savaş değildir. Sevgi… Kendine dönebildiğin yerdir. Fark etmek, değişimin başladığı yerdir. Kendini tanıdıkça seçimlerin değişecek. Seçimlerin değiştikçe ilişkilerin değişecek. Ve bir gün geriye dönüp baktığında, seni en çok inciten insanların aslında seni en önemli gerçekle tanıştırdığını göreceksin: İnsan, en doğru kişiyi bulduğunda değil; kendine hak ettiği değeri vermeyi öğrendiğinde gerçekten sevilmeye başlar. İşte o zaman kalbin, ilk kez gerçekten huzuru seçecek.


