Spiritüel Psikoloji: Kendimizi Anlamanın Başka Bir Yolu
Hiç durup kendinize “Ben gerçekten ne istiyorum?” diye sordunuz mu? Ya da hayatınızda her şey yolunda gibi görünürken içinizde bir şeylerin eksik olduğunu hissettiğiniz oldu mu? Bazen neden üzgün olduğumuzu biliriz, bazen de yalnızca içimizde tarif edemediğimiz bir boşluk vardır. İşte tam da böyle zamanlarda insan, yalnızca “Neden böyle hissediyorum?” sorusunu değil, “Bunun benim için anlamı ne?” sorusunu da sormaya başlar.
Spiritüel psikoloji biraz da bu soruların peşinden gider.
Aslında spiritüellik denildiğinde çoğumuzun aklına farklı şeyler gelebilir. Kimisi için dua etmek, kimisi için meditasyon yapmak, kimisi için doğada yürümek, müzik dinlemek ya da sadece sessiz kalıp kendi içini dinlemek spiritüel bir deneyim olabilir. Yani spiritüellik yalnızca belirli bir dine veya inanç sistemine ait değildir. Daha çok insanın kendisiyle, hayatla ve kendisinden daha büyük gördüğü bir şeyle kurduğu bağla ilgilidir.
Peki bunun psikolojiyle ne ilgisi var? Oldukça fazla.
Çünkü insan sadece düşünen ve davranan bir canlı değil. Aynı zamanda anlam arayan bir varlık. Yaşadığımız şeylere bir anlam vermeye çalışıyoruz. Bir ayrılıktan sonra “Neden beni bıraktı?” diye soruyoruz. Bir kayıptan sonra “Neden bunu yaşadım?” diyoruz. Hayatımızda büyük bir değişiklik olduğunda ise “Bundan sonra ne olacak?” sorusu geliyor.
Bazen bu soruların net bir cevabı olmuyor. Ama insan zihni belirsizlikle yaşamayı kolay bulmadığı için bir anlam aramaya devam ediyor.
Tam burada Viktor Frankl’ın yaklaşımı bize önemli bir şey söylüyor. Frankl, insanın temel ihtiyaçlarından birinin anlam arayışı olduğunu savunuyordu. Ona göre hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemeyebilir. Bazı olayları seçemeyiz, değiştiremeyiz veya kontrol edemeyiz. Fakat yaşadıklarımıza nasıl yaklaşacağımız konusunda belirli bir özgürlüğümüz olabilir.
Bu düşünce, spiritüel psikolojiyle de bazı noktalarda kesişiyor. Çünkü burada amaç yaşanan kötü bir şeyi “iyiymiş gibi” göstermek değil. Yaşadığımız şeyin hayatımızdaki yerini anlamaya çalışmak.
Örneğin bir ayrılık düşünelim. “Bu ayrılık benim için hayırlıymış, demek ki böyle olması gerekiyormuş” demek zorunda değiliz. Hatta bazen böyle cümleler acımızı bastırmamıza bile neden olabilir. Bunun yerine “Bu ilişki bana kendimle ilgili ne gösterdi?”, “Ben burada neye ihtiyaç duyuyordum?”, “Bundan sonra ilişkilerimde neyi farklı yapmak istiyorum?” diye sorabiliriz. İşte anlam arayışı burada başlıyor.
Spiritüel psikolojinin önemli konularından biri de farkındalık. Günlük hayatımızı düşünelim. Telefon bildirimleri, okul, iş, ilişkiler, sosyal medya, gelecek kaygısı… Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz. Bazen bütün gün konuşuyoruz ama kendimizi hiç dinlemiyoruz.
Bu yüzden zaman zaman durmak önemli. Meditasyon yapmak, birkaç dakika sessiz kalmak, günlük tutmak, doğada yürümek veya sadece telefonu bir kenara bırakıp nefesimize odaklanmak bize kendimizi daha yakından fark etme fırsatı verebilir. Buradaki amaç zihnimizi tamamen boşaltmak değil. Zaten zihnin tamamen susmasını beklemek çoğu zaman gerçekçi değil. Ama düşüncelerimizi biraz uzaktan izlemeyi öğrenebiliriz. Örneğin “Ben başarısızım” diye düşündüğümüzde, bunu doğrudan gerçek kabul etmek yerine “Şu anda başarısız olduğumu düşünüyorum” diyebiliriz. Bu küçük fark bile önemlidir. Çünkü düşüncelerimiz bizim tamamımız değildir. Spiritüel bakış açısının bir başka güzel tarafı da kişinin kendisine daha derinden bakmasına izin vermesidir. Çünkü hepimiz kendimiz hakkında görmek istemediğimiz bazı taraflara sahibiz. Kıskançlık, öfke, kontrol etme isteği, reddedilme korkusu, yetersizlik hissi… Genellikle bunlardan kaçmaya çalışıyoruz. Oysa bazen kendimizi iyileştirmek, bu duyguları ortadan kaldırmakla değil, onları anlamakla başlıyor. “Neden kıskandım?”, “Neden reddedilmek benim için bu kadar zor?”, “Neden sürekli kontrol etmeye çalışıyorum?” gibi sorular, kişinin kendi iç dünyasına açılan kapılar olabilir. Bu noktada spiritüellik ile “her şeyin enerjiden ibaret olduğu” düşüncesini birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Spiritüel psikoloji, “Pozitif düşünürsen başına kötü hiçbir şey gelmez” demek değildir. Aynı şekilde bir insanın hastalığını, travmasını veya yaşadığı zor olayları “negatif enerjisine” bağlamak da psikolojik açıdan sağlıklı değildir. Çünkü böyle düşünceler kişiyi yaşadığı sorunlardan dolayı suçlayabilir. Hayat her zaman kontrolümüzde değildir.
Bazen çok iyi insanlara kötü şeyler olur. Bazen elimizden geleni yaptığımız hâlde istediğimiz sonucu alamayız. Bazen de hiçbir mantıklı açıklama bulamayız. Spiritüelliğin sağlıklı tarafı, bütün bunlara sihirli cevaplar vermek yerine belirsizliğe rağmen yaşamaya devam edebilmemize yardımcı olmasıdır. Üstelik spiritüel deneyim herkes için aynı olmak zorunda da değildir.
Bir insan için dua etmek çok anlamlı olabilir. Başka biri için deniz kenarında yürümek. Bir başkası için müzik dinlemek, resim yapmak, kitap okumak veya sevdiği biriyle derin bir konuşma yapmak… Önemli olan kişinin kendisi için neyin anlamlı olduğunu keşfetmesidir. Belki de burada asıl soru “Ben neye inanmalıyım?” değildir.
“Benim için gerçekten ne önemli?” sorusudur. Çünkü bazen kendimizi başkalarının beklentileri üzerinden yaşamaya başlıyoruz. İyi bir öğrenci olmak, başarılı bir çalışan olmak, iyi bir partner olmak, güçlü görünmek… Bütün bunlar hayatımızın parçaları olabilir ama bizi tamamen tanımlamaz. Bir noktada insanın kendisine “Bunların hepsi bir yana, ben nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?” diye sorması gerekiyor. Bu soru kolay değil. Hatta bazen cevabı bulmak uzun zaman alabilir. Ama belki de önemli olan hemen bir cevap bulmak değildir. Önemli olan kendimize bu soruyu sorabilecek kadar dürüst olmaktır. Spiritüel psikoloji bize tam olarak böyle bir alan açabilir: biraz yavaşlamak, kendimizi dinlemek, yaşadıklarımızı anlamlandırmak ve hayatımızın yönünü yeniden düşünmek. Fakat bunu yaparken profesyonel psikolojik desteğin yerine spiritüel uygulamaları koymamak da önemli. Yoğun depresyon, travma, kaygı veya başka psikolojik sorunlar yaşayan bir kişinin yalnızca meditasyon, dua veya benzeri uygulamalara güvenmesi yeterli olmayabilir. Spiritüel çalışmalar, gerektiğinde psikolojik veya tıbbi desteğin yanında tamamlayıcı bir kaynak olarak düşünülebilir. Belki de insanın kendini tanıma yolculuğunun tek bir yolu yok. Bazen bir terapi odasında kendimizi keşfediyoruz. Bazen bir kitapta altını çizdiğimiz tek bir cümlede. Bazen uzun bir yürüyüşte, bazen bir şarkıda, bazen de gecenin sessizliğinde. Ve belki spiritüelliğin psikolojiyle buluştuğu yer tam olarak burası.
Kendimize “Hayatın anlamı nedir?” diye sormak yerine, “Ben kendi hayatıma nasıl bir anlam veriyorum?” diye sormak. Çünkü anlam her zaman hazır olarak karşımıza çıkmayabilir. Bazen onu ilişkilerimizde, seçimlerimizde, ürettiklerimizde, kayıplarımızda ve yeniden başlamaya çalıştığımız anlarda kendimiz oluştururuz. Belki de kendimizi bulmak, kaybolduğumuz her şeyi geri getirmek değildir. Bazen kendimizi bulmak, kim olduğumuzu yeniden seçebilmektir.
