Perşembe, Ekim 1, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Hayatının Seyircisi Olmaktan Vazgeçmek: Kendi Hikâyende Yeniden Yer Açmak

Bazen insanın hayatında görünürde hiçbir şey yanlış değildir. Sabah kalkar, yapılması gerekenleri yapar, mesajlara cevap verir, sorumluluklarını yerine getirir, bir yerlere yetişir. Hatta dışarıdan bakıldığında oldukça düzenli, güçlü ve başarılı bile görünebilir.

Ama bütün bunların arasında açıklaması zor bir his vardır:

Sanki kendi hayatını yaşamıyor da onu uzaktan izliyordur.

Kararlar alınır, günler geçer, insanlar gelir ve gider. İnsan ise hayatının merkezinde olması gerekirken yavaş yavaş kendi hikâyesinin seyircisine dönüşebilir.

Çünkü bazen kaybolmak için bir yere gitmek gerekmez. İnsan olduğu yerde de kendinden uzaklaşabilir.

Ne Zaman Kendi Hayatımızdan Çekilmeye Başlıyoruz?

Çocukluktan itibaren çevremizden yalnızca nasıl konuşacağımızı, nasıl davranacağımızı ya da hangi kurallara uymamız gerektiğini öğrenmeyiz. Aynı zamanda hangi yönlerimizin daha çok kabul gördüğünü de fark ederiz.

Sessiz olduğumuzda mı daha çok seviliyoruz? Başarılı olduğumuzda mı takdir görüyoruz? Sorun çıkarmadığımızda mı “iyi çocuk” oluyoruz?

Başkalarını üzmediğimiz sürece mi değerliyiz?

İnsan zamanla kabul görmek için kendisinin hangi parçalarını öne çıkarması, hangilerini geri plana atması gerektiğine dair bazı kalıplar geliştirebilir. Öz-belirleme kuramına göre bireyin psikolojik iyi oluşunda özerklik, yeterlik ve ilişkilenme gibi temel ihtiyaçların karşılanması önemli bir yere sahiptir (Deci & Ryan, 2000). Başka bir deyişle, yalnızca çevrenin beklentilerine uyum sağlamak değil, kendi seçimlerimiz üzerinde söz sahibi olduğumuzu hissetmek de ruhsal iyi oluş açısından önemlidir.

Ancak zaman içinde “Ben ne istiyorum?” sorusu, “Benden ne bekleniyor?” sorusunun gerisinde kalabilir.

Herkesi memnun etmeye çalışan bir yetişkin…

Hayır dediğinde suçluluk hisseden biri…

Başarısız görünmemek için hiç denememeyi tercih eden biri…

Ne istediğinden çok kendisinden ne beklendiğini düşünen biri…

Ve belki de en önemlisi, hayatının büyük bölümünü kendi arzularından çok çevresel beklentilere göre düzenleyen biri.

Böylece insan kendi hayatında var olmaya devam eder ama seçimlerinin ne kadarının gerçekten kendisine ait olduğunu ayırt etmek zorlaşır.

Alkışın Bittiği Yerde Sen Kimsin?

Modern dünyada başarı çoğu zaman görünür şeylerle ölçülüyor.

Diplomalar, iş unvanları, ilişkiler, sosyal medya hesapları, gidilen yerler, yapılan işler…

Bir hedefe ulaşınca kısa süreliğine iyi hissediyoruz. Sonra önümüzde yeni bir hedef beliriyor.

Daha fazlası.

Biraz daha iyisi.

Bir sonraki başarı.

Bu noktada insan kendisini farkında olmadan sürekli kanıtlaması gereken bir projeye dönüştürebilir.

Buradaki sorun hedef sahibi olmak değildir. Hedefler hayatımıza yön verebilir, motivasyon sağlayabilir ve gelişmemize katkıda bulunabilir. Ancak öz-değer bütünüyle başarıya, onaya ya da dışsal ölçütlere bağlandığında kişi kendisini sürekli değerlendirme baskısı altında hissedebilir. Crocker ve Wolfe’un (2001) öz-değerin koşulluluğuna ilişkin çalışmaları, bireylerin öz-değerlerini belirli başarı alanlarına bağlamalarının psikolojik kırılganlık yaratabileceğini göstermektedir.

Bu nedenle bazen kendimize şu soruyu sormak gerekir:

Kimse görmeseydi yine de aynı hayatı ister miydim?

Kimse seni alkışlamasaydı?

Kimse başarını bilmese?

Kimse kararını onaylamasa?

Yine de aynı yolu seçer miydin?

Bu sorular rahatsız edici olabilir. Çünkü insanın uzun zamandır kendisine ait olduğunu düşündüğü bazı hedeflerin aslında başkalarının beklentileriyle ne kadar iç içe geçtiğini gösterebilir.

Güçlü Olmak Her Şeye Dayanmak Değildir

Güç kavramını çoğu zaman yanlış yerde arıyoruz.

Hiç ağlamamakta.

Pes etmemekte.

Her şeye yetişmekte.

Yardım istememekte.

Kırıldığımızı belli etmemekte.

Ayağa mümkün olduğunca hızlı kalkmakta.

Oysa psikolojik dayanıklılık, hiçbir şeyden etkilenmemek anlamına gelmez. Dayanıklılık; zorlayıcı deneyimlere rağmen uyum sağlayabilme, yeniden organize olabilme ve işlevselliği sürdürebilme kapasitesiyle ilişkilidir (Masten, 2001).

Bazen güç, etkilendiğini kabul edebilmektir.

“Bu bana ağır geldi.” diyebilmektir.

Bir ilişkinin seni tükettiğini fark etmektir.

Sürekli güçlü görünmeye çalışmanın seni yorduğunu kabul etmektir.

Bir zamanlar çok istediğin bir şeyin artık sana uygun olmadığını söyleyebilmektir.

Hatta bazen yıllardır uğruna emek verdiğin bir hedefi bırakabilmektir.

Çünkü vazgeçmek her zaman güçsüzlük değildir.

Bazen insanın artık kendisine ait olmayan bir hayatı sürdürmeyi reddetmesidir.

Kendine Dönüş Büyük Bir Devrim Gibi Görünmeyebilir

Hayatını değiştirmek denildiğinde akla genellikle büyük kararlar gelir.

İşten ayrılmak.

Şehir değiştirmek.

Bir ilişkiyi bitirmek.

Yeni bir başlangıç yapmak.

Oysa insanın kendisine dönüşü çoğu zaman çok daha sessiz başlar.

Bir davete gitmek istemediğinde “hayır” demekle.

Telefonu bir kenara koyup kendi düşüncelerinle birkaç dakika yalnız kalmakla.

Bir konuda gerçekten ne düşündüğünü fark etmekle.

Sürekli açıklama yapmak zorunda olmadığını öğrenmekle.

Sana iyi gelmeyen bir ilişkide daha net sınırlar koymakla.

Yıllardır ertelediğin bir şeyi yalnızca sevdiğin için yapmaya başlamakla.

Bunların hiçbiri dışarıdan büyük görünmeyebilir.

Fakat psikolojik değişim çoğu zaman tek bir büyük kararın değil, küçük ama tutarlı seçimlerin sonucudur.

Kabul ve Kararlılık Terapisi yaklaşımında da kişinin değerleri doğrultusunda hareket etmesi önemli bir yere sahiptir. Amaç her zaman rahatsız edici duygu ve düşünceleri ortadan kaldırmak değil; onların varlığına rağmen anlamlı bulunan bir yaşam yönünde hareket edebilmektir (Hayes, Strosahl, & Wilson, 2012).

Belki de kendine dönüş tam olarak burada başlar:

“Korkmuyorum.” demekte değil, “Korkuyorum ama yine de benim için önemli olanı seçiyorum.” diyebilmekte.

Her Seçimin Bir Kaybı Vardır

Kendi hayatını seçmenin romantikleştirilmeyen bir tarafı daha vardır.

Her seçim bir şeylerden vazgeçmek anlamına gelir.

Bir sınır koyduğunda bazı insanlar bundan hoşlanmayabilir.

Kendi istediğin yolu seçtiğinde birilerinin beklentisini karşılayamayabilirsin.

Değiştiğinde eski ilişkilerinin bazıları sana eskisi kadar uygun gelmeyebilir.

Kendini daha fazla ifade etmeye başladığında seni yalnızca sessiz olduğun hâlinle seven insanların rahatsız olduğunu görebilirsin.

Bu nedenle insanın kendisi olması yalnızca özgürleştirici değildir; zaman zaman oldukça zorlayıcıdır.

Çünkü ait olmak ile kendin olmak arasında kaldığımız anlar vardır.

Carl Rogers’ın insan merkezli yaklaşımında, bireyin deneyimlediği benlik ile çevresinden aldığı kabul koşulları arasındaki uyumsuzluğun psikolojik gerilim yaratabileceği vurgulanır (Rogers, 1961). İnsan başkalarının sevgisini ya da onayını kaybetmemek adına kendi bazı yönlerini bastırdığında, zamanla kendisine yabancılaşabilir.

Belki de yetişkinliğin en zor sorularından biri şudur:

Bir yere ait olmak için kendimden ne kadar vazgeçiyorum?

Kaybettiğin Kişi Bazen Sensin

İnsanlar genellikle kayıpları başka insanlar üzerinden düşünür.

Bir arkadaşlığı kaybetmek.

Bir ilişkiyi kaybetmek.

Birini kaybetmek.

Oysa insan bazen kendisini de kaybedebilir.

Sevdiği şeyleri bırakır.

Eskiden heyecanlandığı şeylere vakit ayırmaz.

Ne istediğini düşünmek yerine yapılması gerekenlerle yaşar.

Başkalarının ihtiyaçlarına o kadar odaklanır ki kendi ihtiyaçlarını fark etmekte zorlanır.

Sonra bir gün hayatına baktığında, kendi seçimlerinin içinde kendisine ne kadar yer kaldığını sorgulamaya başlayabilir.

Bu fark ediş rahatsız edici olabilir.

Ama aynı zamanda güçlü bir başlangıçtır.

Çünkü kendinden uzaklaştığını fark etmek, geri dönüş yolunu görebilmenin ilk adımıdır.

Kendine Geri Dönmek

Belki bugün hayatının tamamını değiştirmek zorunda değilsin.

Belki büyük bir karar vermen de gerekmiyor.

Sadece birkaç soruya gerçekten cevap vermen gerekiyor:

Son zamanlarda neyi yalnızca başkaları benden beklediği için yapıyorum?

Nerede “hayır” demek isterken “evet” diyorum?

Hangi hâlimi insanlar daha kolay kabul etsin diye saklıyorum?

Başarısız olmayacağımı bilseydim neyi denerdim?

Kimse beni yargılamayacak olsaydı nasıl bir hayat seçerdim?

Ve belki en önemlisi:

Şu an kurduğum hayatın içinde gerçekten ben var mıyım?

Bu soruların cevapları hemen gelmeyebilir.

Gelmek zorunda da değil.

Kendini tanımak bir kez tamamlanan bir süreç değildir. İnsan değiştikçe ihtiyaçları, sınırları, hayalleri ve kendisine dair bildikleri de değişir.

Belki de mesele bir gün kendimizin “son hâlini” bulmak değildir.

Mesele, değişirken kendimizi terk etmemeyi öğrenmektir.

Çünkü güç bazen herkese meydan okumak değildir.

Bazen sessizce kendi tarafına geçmektir.

Başkalarının senin için yazdığı cümlelerin arasından çıkıp kendi cümleni kurmaktır.

Her şeyi değiştirmek değil, artık sana ait olmayan şeyleri fark etmektir.

Ve belki de insanın hayatında yapabileceği en cesur şeylerden biri, yıllarca nasıl görünmesi gerektiğini düşündükten sonra kendisine dönüp şu soruyu sorabilmesidir:

“Peki ben nasıl yaşamak istiyorum?”

Cevabın ne olursa olsun, hikâye tam da orada yeniden başlar.

Kaynakça

  • Crocker, J., & Wolfe, C. T. (2001). Contingencies of self-worth. Psychological Review, 108(3), 593–623. https://doi.org/10.1037/0033-295X.108.3.593
  • Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). The “what” and “why” of goal pursuits: Human needs and the self-determination of behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227–268. https://doi.org/10.1207/S15327965PLI1104_01
  • Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2012). Acceptance and commitment therapy: The process and practice of mindful change (2nd ed.). Guilford Press.
  • Masten, A. S. (2001). Ordinary magic: Resilience processes in development. American Psychologist, 56(3), 227–238. https://doi.org/10.1037/0003-066X.56.3.227
  • Rogers, C. R. (1961). On becoming a person: A therapist’s view of psychotherapy. Houghton Mifflin.
Miray Özgür
Miray Özgür
İstanbul Kent Üniversitesi İngilizce Psikoloji Bölümü’nden onur derecesiyle mezun oldum. Klinik psikoloji, nöropsikoloji, çocuk ve ergen psikolojisi alanlarında edindiğim deneyimlerin yanı sıra psikoloji alanındaki bilimsel bilgileri anlaşılır ve ilgi çekici içeriklerle aktarmayı amaçlıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar