Cumartesi, Ekim 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kusursuz Olmanın Kusuru

“Kimse mükemmel değildir.” deyip yine de her şeyi mükemmel yapmaya çalışan bizler değil miyiz?

Peki, kusursuzluğun mümkün olmadığını bile bile neden onun peşinden koşarız? Neden zihnimiz, varamayacağını bildiği bir noktayı kendisine ulaşılması gereken bir hedef olarak seçer?

Belki de mesele hiçbir zaman mükemmel olmak değildir. Asıl mesele, mükemmel olmadığımızda başımıza geleceğinden korktuğumuz şeylerdir.

Çünkü insan bazen başarısızlıktan değil, başarısız olduğunda kendisine nasıl bakacağından korkar. Yaptığı bir hatanın yalnızca bir hata olarak kalmayıp kendi değerinin ölçüsüne dönüşmesinden çekinir. Böylece zamanla yaptıklarıyla kim olduğu arasındaki sınır silikleşmeye başlar. Başaramadığı her şey, zihninde yetersizliğinin bir kanıtına dönüşür. Artık mesele bir şeyi doğru yapabilmekten çok, yanlış yaptığında kendisine tahammül edebilmektir.

Psikologlar Gordon Flett ve Paul Hewitt, mükemmeliyetçiliği üç boyutta ele alır: kişinin kendisinden kusursuzluk beklemesi, başkalarından kusursuzluk talep etmesi ve çevresindeki insanların kendisinden kusursuz olmasını beklediğine inanması.

Özellikle sonuncusu üzerinde durmaya değer. Çünkü bazen insanı yoran, kendi beklentilerinden çok, başkalarının kendisinden beklediğini düşündükleridir.

Henüz yapılmamış bir hatanın utancını taşıyabilir, hiç dile getirilmemiş bir eleştiriden çekinebiliriz. Başkalarının zihninde var olduğunu düşündüğümüz beklentileri, kendi içimizde birer zorunluluğa dönüştürürüz. Bir süre sonra bu beklentilerin gerçekten bize mi ait olduğunu, yoksa başkalarının gözünden kendimize bakmayı mı öğrendiğimizi ayırt edemez hâle geliriz.

İnsan, olduğu kişiyle olması gerektiğine inandığı kişi arasında sıkışıp kalır.

Mükemmeliyetçilik bu yüzden yalnızca başarıya duyulan arzuyla açıklanamaz. Kimi zaman kabul görme ihtiyacının, kimi zaman reddedilme korkusunun, kimi zaman da kendi değerimizden duyduğumuz şüphenin başka bir ifadesidir.

Ne tuhaf değil mi? Başkalarının kusurlarında insan olmanın doğallığını görebilirken, kendi eksikliklerimizde düzeltilmesi gereken bir şeyler aramamız.

Üstelik mükemmeliyetçi bir zihinde başarı çoğu zaman kalıcı bir tatmin yaratmaz. Ulaşılan hedef, kısa bir süre sonra yerini ulaşılması gereken bir başkasına bırakır. İnsan, vardığı noktayı kutlayamadan bir sonraki mesafenin hesabını yapmaya başlar. Dün ulaşmak için çabaladığı şey, bugün sıradanlaşır. Böylece başarı bir varış noktası olmaktan çıkar, sonu gelmeyen bir yetişme çabasına dönüşür.

Belki de kendimize sormamız gereken soru, neden daha iyisini istediğimiz değil, neden olduğumuz hâlimizi yeterli bulamadığımızdır.

Çünkü insanın kendisini geliştirmek istemesiyle, kendisini ancak geliştiğinde sevebileceğine inanması aynı şey değildir.

Birinde ilerleme arzusu vardır, diğerinde ise olduğumuz hâlimizle değerli olamayacağımıza dair sessiz bir inanç.

Ve bütün bu kusursuzluk arayışının altında cevaplanmayı bekleyen bir soru saklıdır:

İnsan gerçekten mükemmel olmak mı ister, yoksa kusurları görüldüğünde de sevilmeye devam edeceğinden emin olamadığı için mi mükemmelliğe sığınır?

İnsan bazen bir ömrü, kendisinin henüz var olmayan bir hâline yetişmeye çalışarak geçirir. Daha başarılı, daha yeterli, daha eksiksiz olacağı bir zamana doğru yaşar. Sanki hayat, bütün eksikler tamamlandığında başlayacakmış gibi.

Oysa tamamlanan her eksikliğin ardından bir başkası belirir. Her ulaşılan hedef, varılması gereken yeni bir mesafeye dönüşür. İnsan, kendisinin daha iyi bir hâline yetişmeye çalışırken bugün olduğu kişiye giderek yabancılaşır.

Mükemmeliyetçiliğin en büyük çelişkilerinden biri de burada saklıdır: İnsan, kendisini yeterli hissedeceği bir geleceği inşa etmeye çalışırken bugününü sürekli yetersiz bulur.

Ve bütün bu çabanın sonunda geriye bir soru kalır:

Bir gün olmak istediğimiz insana dönüşsek bile, olduğumuz kişiyi sevmeyi öğrenememişsek gerçekten neyi başarmış oluruz?

Kaynakça

  • Hewitt, P. L., & Flett, G. L. (1991). Perfectionism in the self and social contexts: Conceptualization, assessment, and association with psychopathology. Journal of Personality and Social Psychology, 60(3), 456–470.
Nurşah Çoker
Nurşah Çoker
İnsan ruhunun derinliklerine merak duyan bir psikoloji öğrencisiyim.Yolum; anlamak, anlatmak ve iyileştirmek üzerine.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar