Kıskançlık, Haset ve Görünmez Rekabet
Giriş: Başkasının başarısı neden bazen kendi eksikliğimiz gibi görünür?
İnsan ilişkilerinde kıskançlık, haset ve rekabet zaman zaman görünür hâle gelen ancak çoğu zaman doğrudan ifade edilmeyen duygular ve davranışlar arasında yer alır. Başka birinin başarısını küçümsemek, elde ettiği kazanımları değersizleştirmek veya onunla sürekli bir karşılaştırma içinde olmak ilişkilerde güveni ve karşılıklı desteği zedeler. Özellikle yakın ilişkilerde ortaya çıktıklarında bu davranışları anlamlandırmak daha da güçleşir. Çünkü bir insandan destek ve samimiyet beklerken onun tutumlarında kıyaslama ya da örtük bir rekabetle karşılaşmak ilişkideki güven duygusunu sorgulamamıza neden olabilir. Bu davranışların ardında hangi psikolojik süreçler bulunabilir? İnsan neden başkasının sahip olduklarını kendi eksiklikleriyle ilişkilendirir? Kıskançlık, rekabet hangi koşullarda ortaya çıkar ve kişinin hem kendisiyle hem de çevresindeki insanlarla kurduğu ilişkiyi nasıl etkiler?
Kıskançlık, haset ve rekabet: Birbirine benzeyen ama farklılaşan duygular
Haset başka bir kişinin sahip olduğu bir imkâna, başarıya veya özelliğe yönelik arzu ve bu sahipliğin kişide uyandırdığı rahatsızlıkla ilişkilidir. Bir başkasının ekonomik imkânları, fiziksel görünümü, akademik başarısı, sosyal çevresi veya kurduğu ilişki, kişinin kendisini onunla karşılaştırmasına neden olabilir. Burada temel mesele, diğer kişinin sahip olduğu bir şey ile kişinin kendisinde bulunduğunu düşündüğü eksiklik arasındaki farktır. Haset her zaman karşıdaki kişinin kötülüğünü istemek anlamına gelmez. Kişi başkasının sahip olduklarını arzularken kendi hayatında da benzer kazanımlara ulaşmak isteyebilir. Bununla birlikte karşıdakinin sahip olduklarını kaybetmesini istemeye veya onun başarısını değersizleştirmeye yöneldiğinde daha yıkıcı bir biçim alabilir. Kıskançlık ise özellikle değer verilen bir ilişkinin üçüncü bir kişi tarafından tehdit edildiği algısıyla ilişkilendirilir. Romantik ilişkilerde partnerin ilgisini kaybetme korkusu bunun bilinen bir örneğidir. Bununla birlikte arkadaşlık ve aile ilişkilerinde de kıskançlık yaşanabilir. Bir arkadaşın başka biriyle yakınlaşması sonucunda dışlanmış hissetmek veya aile içinde ilginin başka bir kişiye yöneldiğini düşünmek bu duruma örnek verilebilir. Rekabet ise iki veya daha fazla kişinin belirli bir hedefe, konuma ya da başarıya ulaşmaya çalıştığı durumları ifade eder. Rekabetin kendisi mutlaka olumsuz değildir. Kişinin gelişmesini, çaba göstermesini ve hedeflerini belirlemesini destekleyebilir. Ancak kişinin kendi değerini sürekli başkalarını geçmesine bağlaması, rekabeti ilişkileri yıpratan bir mücadeleye dönüştürebilir. Bu üç kavram birbiriyle ilişkili olsa da aynı duyguyu anlatmaz. Bir insan arkadaşının başka bir kişiyle yakınlaşmasını kıskanabilir; arkadaşının sahip olduğu imkânlara haset duyabilir veya onunla belirli bir alanda rekabete girebilir. Dolayısıyla önemli olan duyguların adından çok hangi düşüncelerle beslendiğini ve davranışlara nasıl yansıdığını anlamaktır.
Sosyal karşılaştırma ve özdeğer algısı
İnsanlar kendilerini değerlendirirken yalnızca kendi deneyimlerinden ve ölçütlerinden yararlanmaz; başkalarının başarılarını, özelliklerini ve yaşam koşullarını da bir referans noktası olarak kullanabilirler. Leon Festinger’in 1954 yılında ortaya koyduğu sosyal karşılaştırma kuramı, bireylerin kendi görüşlerini ve yeteneklerini değerlendirmek için başkalarıyla karşılaştırma yapma eğilimlerini açıklayan temel yaklaşımlardan biridir (Festinger, 1954). Karşılaştırmalar gündelik hayatın pek çok alanında ortaya çıkabilir ve kendi durumumuzu yeniden değerlendirmemize neden olabilir. Özellikle kendimiz için önemli gördüğümüz alanlarda yaptığımız karşılaştırmalar daha belirgin duygusal tepkiler yaratabilir. Çünkü bu kişilerle benzer başlangıç noktalarına sahip olduğumuzu düşünür ve onların ulaştığı sonuçları kendi hayatımız için bir ölçüt olarak değerlendirebiliriz. Burada özdeğer algısı önem kazanır. Kişi kendisini yalnızca sahip olduğu özellikler, kişisel değerleri ve yaşam deneyimleri üzerinden değil; başkalarından ne kadar ileride veya geride olduğuna göre değerlendirmeye başladığında, karşılaştırmalar benlik algısı üzerinde daha belirleyici hâle gelebilir. Örneğin uzun süredir iş arayan bir kişinin aynı bölümden mezun olan arkadaşının işe başladığını öğrenmesi, arkadaşına yönelik mutlulukla birlikte kendi geleceğine ilişkin kaygıyı da tetikleyebilir. Kişi bu durumu yalnızca arkadaşının elde ettiği bir fırsat olarak değil, kendisinin geride kaldığının bir kanıtı olarak yorumlarsa üzüntüsü zamanla yetersizlik hissine dönüşebilir. Oysa iki insanın aynı dönemde mezun olması, aynı koşullara sahip olduğu veya aynı zamanda aynı sonuçlara ulaşması gerektiği anlamına gelmez. Eğitim olanakları, ekonomik koşullar, kişisel sorumluluklar, sosyal destek ve karşılaşılan fırsatlar birbirinden farklı olabilir. Başkasının ilerlemesi, kendi hayatımızda bir gerileme yaşandığını göstermez. Ancak kişi kendi değerini karşılaştırmalı başarı üzerinden kurduğunda başka birinin kazanımı kendi kaybıymış gibi hissedilebilir.
Haset ve kıskançlığın psikolojik kaynakları: Her şey çocuklukta mı başlar?
Bir kişinin başkalarıyla sürekli kendini kıyaslamasının veya başkasının başarısı karşısında yoğun bir rahatsızlık yaşamasının tek bir nedeni yoktur. Bu duyguların ortaya çıkışında kişisel deneyimler, içinde bulunulan sosyal çevre, karşılanmamış beklentiler ve kişinin kendisi hakkındaki değerlendirmeleri birlikte rol oynayabilir. Çocukluk döneminde sürekli kardeşleriyle, yaşıtlarıyla karşılaştırılan, yalnızca başarılı olduğunda takdir edilen ya da kabul görmek için belirli beklentileri karşılaması gerektiğini hisseden bir çocuk zamanla kendi değerini performansına bağlamayı öğrenebilir. Böyle bir deneyim yaşayan her çocuk aynı biçimde etkilenmez ancak bazı kişilerde başarı, kabul görme ve yeterli hissetme arasında güçlü bir bağlantı gelişebilir. Örneğin sürekli başka bir çocukla karşılaştırılan birine doğrudan veya dolaylı biçimde şu mesaj verilmiş olabilir: Başarılı olduğunda daha değerlisin. Bu tür mesajlar kişinin yetişkinlikte de başkalarının başarılarını kendi değerinin ölçüsü gibi yorumlamasına katkıda bulunur. Ergenlik döneminde ise akran kabulü, sosyal konum ve kimlik gelişimi önem kazanır. Kişi kendisinin nasıl göründüğünü, başkaları tarafından nasıl değerlendirildiğini ve çevresindeki insanlarla nerede durduğunu daha fazla sorgulayabilir. Bu dönemde yaşanan dışlanma, reddedilme veya yoğun karşılaştırılma deneyimleri bazı kişilerde sosyal değerlendirmelere yönelik hassasiyeti artırabilir. Yetişkinlikte de benzer dinamikler devam edebilir. Ekonomik belirsizlikler, iş bulma güçlükleri, toplumsal başarı beklentileri ve kişinin kendi hayatına ilişkin karşılanmamış hedefleri, başkalarının kazanımlarını daha hassas bir biçimde değerlendirmesine neden olabilir. Bununla birlikte, haset ve rekabetçi davranışları yalnızca kişinin geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimlerle veya özdeğer algısıyla açıklamak yeterli değildir. Bireysel mizaç özellikleri, kişiler arası farklılıklar, öğrenilmiş davranış kalıpları ve kişinin içinde bulunduğu sosyal çevre de bu örüntülerin oluşumunda rol oynar. Aynı koşullarda büyüyen veya benzer deneyimler yaşayan kişiler, başkalarının başarılarına birbirinden oldukça farklı tepkiler verebilir.
Psikanalitik Bir Bakış: Melanie Klein’a Göre Haset
Haset duygusu, psikanalitik kuramda özellikle Melanie Klein’ın çalışmalarıyla ele alınmıştır. Klein, Haset ve Şükran (1957) adlı eserinde hasedi, kişinin bir başkasında bulunan ve değerli gördüğü şeye yönelik rahatsızlık duymasıyla ilişkilendirir. Ona göre haset, bazı durumlarda yalnızca başkasının sahip olduklarını arzulamakla kalmayıp, kişinin bunlardan aldığı doyumu bozma veya sahip olduklarını değersizleştirme eğilimini de içerebilir. Hasedin yalnızca kişinin içinde yaşadığı bir duygu olarak kalmayabileceğini, bazı durumlarda kişiler arası ilişkilere de yansıyabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Ancak bu, başkasının başarısını küçümseyen her davranışın bilinçdışı hasetten kaynaklandığını kanıtlamaz; kuram bu tür davranışları yorumlamak için kullanılan psikanalitik bir çerçevedir.
Başkasının başarısı ne zaman tehdit olarak algılanır?
Haset üzerine yapılan araştırmalar bu duygunun tek biçimli olmadığını ve farklı düşünce ve davranış örüntüleriyle ilişkili olabildiğini göstermektedir. Lange, Weidman ve Crusius’un (2018) araştırma programı ve meta-analizi, hasetle ilişkili acı ve aşağılık hissinin hem kişinin kendisini geliştirmeye yöneldiği tepkilerle hem de başkasına yönelik düşmanca tepkilerle bağlantılı olabileceğini ele almaktadır. Kişinin özdeğerini başkalarının önünde olmasına bağladığı durumlarda, başkasının ilerlemesi daha tehdit edici algılanabilir. Böyle bir durumda kişi kendi hedeflerine yönelmek yerine karşıdakiyle sürekli bir üstünlük mücadelesine girmeye veya elde ettiği sonucu önemsiz göstermeye başlayabilir. Örneğin kişi istediği eğitim programına kabul edilemediğinde yakın arkadaşının aynı programa kabul edildiğini öğrendiğinde, arkadaşının başarısına sevinmekte zorlanabilir çünkü bu durum kendisinin yaşayamadığı bir deneyimi hatırlatmaktadır. Bu üzüntü tek başına arkadaşına yönelik haset veya kötü niyetin kanıtı değildir ancak kişi kendi hayal kırıklığıyla baş etmek yerine arkadaşının sevincini gölgelemeye başladığında, tebrik etmek yerine kendi mutsuzluğunu yansıttığında veya başarısını değersizleştirdiğinde ilişkinin dinamiği değişir.
Neden yakın görülen insanlarla daha fazla kıyaslama yapılır?
İnsan tanımadığı birinin başarısını fark ettiğinde de karşılaştırma yapabilir. Fakat yakın arkadaşlar, kardeşler, akrabalar veya benzer eğitim ve meslek geçmişine sahip olduğumuz kişilerle aramızdaki karşılaştırmalar daha fazla olabilir. Çünkü bu kişilerle ortak deneyimler, benzer hedefler veya paylaşılan bir geçmiş olabilir. Bir arkadaşımızın hayalini kurduğumuz bir eğitim programına kabul edilmesi, uzun süredir istediğimiz bir işe başlaması ya da maddi açıdan daha rahat bir yaşam sürmesi, kendi beklentilerimizi yeniden düşünmemize neden olabilir. Benzer şekilde bir yakınımızın ilişkisinde mutlu olduğunu görmek, kendi ilişkimizde karşılanmayan ihtiyaçları fark etmemizi sağlayabilir. Bu noktada kıyaslamanın konusu yalnızca başarı değildir. İnsanlar para, fiziksel görünüm, zekâ, eğitim, mesleki konum, sosyal çevre, aile ilişkileri ve romantik ilişkiler üzerinden de kendilerini başkalarıyla karşılaştırabilirler. Kişi başka birinin sahip olduğu her özelliği kıskanmak zorunda değildir. Kendi hayatında önemli gördüğü veya eksikliğini hissettiği belirli bir alanda karşılaştırma yapabilir. Bir insan arkadaşının maddi imkânlarından rahatsızlık duyarken onun eğitim hayatını önemsemeyebilir; başka biri ise sosyal kabul veya mesleki başarı konusunda daha hassas olabilir. Burada belirleyici olan karşıdaki kişinin neye sahip olduğu kadar bu özelliğin bizim için ne ifade ettiğidir. Başkasının sahip olduğu bir şey, kendi hayatımızda karşılanmamış bir ihtiyacı, ertelenmiş bir hedefi veya kendimizle ilgili bir kaygıyı görünür kılabilir. Ancak bu durum yakınlarımızın başarılarından rahatsızlık duyacağımız anlamına gelmez. Kişinin kendi duygularını nasıl yorumladığı, başkasının başarısına hangi anlamı yüklediği ve özdeğerini neye dayandırdığı, yaşadığı deneyimi etkileyebilir.
Görünmez rekabetin ilişkiler üzerindeki etkileri
Rekabet, ortak bir hedefe ulaşmak için çaba göstermeyi destekleyebilir. İnsanlar birbirlerinden öğrenebilir, motive edebilir ve karşılıklı gelişimi teşvik edebilirler. Ancak kimin daha başarılı veya daha fazla imkâna sahip olduğunu belirlemeye yönelik bir mücadeleye dönüştüğünde karşılıklı güven ve destek zayıflar, ilişki bozulur. Görünmez rekabetin belirgin özelliklerinden biri, kişinin karşısındaki insanla çatışma yaşamadan da onun başarılarını gölgelemeye çalışmasıdır. Başarıyı tesadüfe bağlamak, elde edilen kazanımları önemsizleştirmek, konuşmayı sürekli kendine yönlendirmek veya olumlu bir gelişme karşısında yüzünün, tavrının olumsuz olarak değişmesi bu örüntünün olası görünümleridir. Bununla birlikte davranışların tekrarlanması, bağlamı ve ilişkinin genel örüntüsü birlikte değerlendirilmelidir. Bu tür ilişkilerde kişinin kendi kazanımları bile yeterli hissetmesini sağlamayabilir. Çünkü ölçüt kendi ilerlemesi değil, diğer kişinin nerede durduğudur. Bir arkadaşın başarı elde etmesi, kişinin kendi başarısını küçümsemesine, kendi hayatındaki olumlu gelişmeleri görmezden gelmesine neden olabilir. Asıl belirleyici olan kişinin bu duygular karşısında nasıl davrandığıdır. Kendi hayal kırıklığını fark ederek sorumluluğunu üstlenmesi, arkadaşının başarısını desteklemesine engel olmayabilir. Sürekli kıyaslamaya maruz kalan kişi zamanla olumlu gelişmelerini paylaşmaktan kaçınabilir, kendisini açıklamak veya savunmak zorunda hissedebilir. İlişki içinde güvenin ve karşılıklı desteğin azalması, kişinin sevincini bile rahatça yaşayamadığı bir ortam yaratır. Böylece arkadaşlık bir bağ olmaktan çıkarak kişinin kendisini sürekli ölçtüğü, değerlendirdiği ve mutluluğunu bile paylaşamadığı bir alana dönüşür.
Bu duygularla daha sağlıklı bir ilişki nasıl kurulabilir?
Kıskançlık, haset gibi duyguları bastırmak ya da kendini kötü bir insan olarak değerlendirmek yerine neyin tetiklediğini anlamaya çalışmaktır. Bir başkasının başarısı karşısında rahatsızlık hissedildiğinde şu sorular üzerinde düşünmek yararlı olabilir: Bu kişinin sahip olduğu hangi özellik beni etkiliyor? Onun başarısı benim kendimle ilgili hangi düşüncemi harekete geçiriyor? Gerçekten onun başarısız olmasını mı istiyorum yoksa ben de benzer bir fırsata sahip olmak mı istiyorum? Kendi hayatımda karşılanmamış hangi ihtiyacım görünür hâle geliyor? Bu sorular dikkati yalnızca karşıdaki kişinin sahip olduklarından kendi ihtiyaçlarımıza ve hedeflerimize yöneltmeye yardımcı olabilir. Başkasının başarısını küçümsemek veya onun sevincini gölgelemek yerine bu başarının bizde uyandırdığı duyguyu anlamak daha yapıcı bir başlangıçtır. Kişinin kendi değerini yalnızca mesleki başarı, maddi imkân, fiziksel görünüm veya sosyal kabul üzerinden tanımlamaması da önemlidir. İnsanların hayatları farklı koşullarda ve farklı zaman çizelgelerinde ilerler. Başka birinin belirli bir alanda daha ileride olması, kişinin diğer özelliklerini değersiz kılmaz.
Sonuç: Başkasının ışığı bizim değerimizi azaltır mı?
Kendi değerimizi sürekli başkalarının başarılarıyla ölçtüğümüzde onların her kazanımı bize kendi eksikliklerimizi hatırlatan bir karşılaştırmaya dönüşebilir. Oysa bir başkasının ilerlemesi bizim gerilememiz değildir. Onun sahip olduğu imkânlar, bizim sahip olduklarımızı anlamsızlaştırmaz; onun hayatındaki bir gelişme, kendi hayatımızın değerini belirlemez. Belki de üzerinde düşünmemiz gereken asıl soru, başkasının neden bizden daha iyi durumda olduğu değil, onun başarısını neden kendi değerimiz hakkında bir hükme dönüştürdüğümüzdür. Gerçek gelişim her zaman bir başkasının önünde olmayı başarmakta değil, kendi değerimizi sürekli bir yarışın sonucuna bağlamaktan vazgeçebilmekte başlar.
Kaynakça
- American Psychological Association. (t.y.-b). Jealousy. APA Dictionary of Psychology. https://dictionary.apa.org/jealousy
- Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117–140. https://doi.org/10.1177/001872675400700202 https://www.simplypsychology.com/articles/social-comparison-theory
- Lange, J., Weidman, A. C., & Crusius, J. (2018). The painful duality of envy: Evidence for an integrative theory and a meta-analysis on the relation of envy and schadenfreude. Journal of Personality and Social Psychology, 114(4), 572–598. https://doi.org/10.1037/pspi0000118



