Salı, Ekim 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kendimizi Anlamadan Önce Etiketliyor Olabilir Miyiz?

“Son zamanlarda hiçbir şey yapmak istemiyorum, depresyondayım galiba.”

“Birkaç gündür mutsuzum, kesin depresyona girdim.”

“Hiçbir şeye hevesim yok, sanırım depresyondayım.”

Bu cümleleri yalnızca ruh sağlığı alanında değil, günlük konuşmalarımızda da oldukça sık duyuyoruz. Kendimizi kötü hissettiğimiz zamanlarda yaşadığımız duyguyu anlamaya çalışmadan önce ona bir isim vermeye yöneliyoruz. Bazen birkaç gün süren isteksizliği “depresyon”, yoğun kaygıyı “anksiyete”, bir ilişkide yaşamış olduğumuz zorlanmaları ise başka bir psikolojik etiketle açıklayabiliyoruz.

Peki, kendimizi anlamadan önce etiketliyor olabilir miyiz?

Elbette psikolojik kavramların günlük hayatta daha fazla konuşuluyor olması, ruh sağlığı konusunda farkındalığın artması açısından önemlidir. Ancak bir kavramı sık kullanmak, onun ne anlama geldiğini doğru bildiğimiz anlamına gelmemektedir.

Örneğin depresyon denildiğinde çoğu kişinin aklına doğrudan üzüntü gelmektedir. Oysa depresyon yalnızca üzgün hissetmekten ibaret değildir.

Hepimiz zaman zaman mutsuz olabiliriz. Bir ilişkinin bitmesi, iş veya okul hayatındaki yoğunluk, yaşanan bir kayıp, hayal kırıklıkları ya da uzun süreli stres kendimizi daha isteksiz, yorgun veya keyifsiz hissetmemize neden olabilir. Bazen günlerce hiçbir şey yapmak istemeyebilir, insanlardan uzaklaşabilir veya eskisi kadar enerjik olmayabiliriz.

Bunların yaşanması, tek başına depresyon yaşadığımız anlamına gelmemektedir.

Burada önemli olan, yaşadığımız duygunun yalnızca ne olduğu değil; ne kadar sürdüğü, ne kadar yoğun olduğu ve hayatımızı nasıl etkilediğidir.

Örneğin, bir gün boyunca hiçbir şey yapmak istememek ile uzun süredir günlük sorumlulukları yerine getirmekte zorlanmak aynı şey değildir. Birkaç gün arkadaşlarımızla görüşmek istememek ile sosyal ilişkilerden giderek uzaklaşmak arasında da önemli bir fark vardır.

Depresif bir tabloda ilgi ve keyifte belirgin azalma, enerji düşüklüğü, uyku veya iştah değişiklikleri, dikkat ve konsantrasyon güçlükleri, yoğun değersizlik ya da suçluluk düşünceleri gibi farklı belirtiler görülebilir. Bu belirtilerin bir arada değerlendirilmesi ve kişinin günlük işlevselliği üzerindeki etkisinin ele alınması gerekir.

Bu nedenle “Kendimi kötü hissediyorum, o hâlde depresyondayım.” şeklinde bir sonuca ulaşmak, yaşadığımız durumu anlamak için yeterli değildir.

Fakat bunun tam tersi de mümkündür.

Bazen kişi, uzun süredir devam eden değişiklikleri “Herkes yoruluyor, benimki de geçer.” diyerek önemsemeyebilir. Daha önce keyif aldığı şeylerden uzaklaşabilir, uyku düzeni değişebilir, sürekli yorgun hissedebilir veya kendisiyle ilgili olumsuz düşünceleri artabilir. Buna rağmen yaşadıklarını normal karşılayarak yardım aramayı erteleyebilir.

Yani kendimize hemen bir tanı koymak kadar, yaşadığımız belirtileri sürekli küçümsemek de bizi kendi deneyimimizi anlamaktan uzaklaştırabilir.

Üstelik psikolojik zorluklar her zaman dışarıdan göründüğü şekilde yaşanmaz.

Depresif belirtiler yaşayan herkes gün boyunca ağlamaz veya yatağından çıkmaz. Bazı insanlar işe veya okula gitmeye, arkadaşlarıyla görüşmeye ve günlük sorumluluklarını yerine getirmeye devam edebilir. Dışarıdan hayatı normal görünürken içeride ciddi bir zorlanma yaşayabilir.

Bu yüzden bir kişinin gülümsemesi, sosyal hayatına devam etmesi ya da çalışması, onun hiçbir psikolojik zorluk yaşamadığı anlamına gelmemektedir.

Tam da bu noktada kendimize farklı sorular sormaya başlayabiliriz:

“Ne zamandır böyle hissediyorum?”

“Son zamanlarda bende neler değişti?”

“Eskiden keyif aldığım şeylere karşı ilgim nasıl?”

“Günlük hayatımı sürdürmek benim için ne kadar zorlaştı?”

“Uyku, iştah, enerji veya dikkat düzeyimde belirgin bir değişiklik var mı?”

“Kendim hakkında düşündüklerim son dönemde nasıl değişti?”

Bu sorular bize kendi kendimize bir tanı koydurmaz. Zaten buradaki amaç da bu değildir. Ancak yaşadığımız deneyime daha dikkatli bakmamızı sağlayabilir.

Çünkü bazen kendimizi anlamak yerine kendimize bir etiket bulmaya çalışıyoruz.

“Ben depresyondayım.”

“Ben kaygılı biriyim.”

“Ben zaten hep böyleyim.”

Oysa bir psikolojik belirti yaşamak, kişinin tamamını tanımlayan bir kimlik değildir.

Bir dönem yoğun kaygı yaşamak, “kaygılı bir insan” olmak anlamına gelmediği gibi depresif belirtiler yaşamak da kişinin kendisini yalnızca “depresif” olarak tanımlamasını gerektirmez.

Ruhsal yaşantımızı anlamaya çalışırken etiketlerden çok deneyimimize bakmak bu nedenle önemlidir. Çünkü aynı davranışın arkasında farklı nedenler olabilir. Bir kişinin insanlardan uzaklaşması depresif belirtilerle ilişkili olabilirken, başka bir kişinin yoğun bir stres döneminde kendini koruma biçimi olabilir. Bir kişinin sürekli uyuması fiziksel veya psikolojik farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Bu nedenle tek bir belirtiye bakarak kişinin yaşadığı durumu açıklamak mümkün değildir.

Psikolojik değerlendirme de tam olarak bu nedenle önem taşır. Kişinin yaşadığı belirtilerin bütünü, süresi, yaşamındaki koşullar ve işlevselliği birlikte ele alınır.

Belki de ruh sağlığı konusunda kendimize sormamız gereken soru “Bende ne var?”dan önce “Ben ne yaşıyorum?” olmalıdır.

Çünkü her mutsuzluk depresyon değildir. Ancak uzun süren ve günlük yaşamı etkileyen değişiklikleri de yalnızca “kötü bir dönem” diyerek geçiştirmemek gerekir.

Kendimizi anlamak, her duygumuza bir isim vermekle değil; o duyguyu fark etmek, ne anlatmaya çalıştığını görmek ve gerektiğinde destek alabilmekle başlar.

Belki de bazen ihtiyacımız olan şey kendimize hemen bir etiket koymak değil, kendimize biraz daha yakından bakmaktır. Çünkü kendimizi anlamadan önce verdiğimiz her etiket, yaşadığımız gerçek hikâyenin yalnızca küçük bir parçasını anlatıyor olabilir.

Kaynakça

  • Gökbulut, B., & Bilen, H. (2024). Üniversite Öğrencilerinin Sosyal Medya Bağımlılığı İle Depresyon, Anksiyete ve Stres Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, 14(1), 66-75.
  • Kazaz, M., & Acar, N. (2024). The New Environmental Factor of Depression, Anxiety and Stress: Excessive Social Network Loading. Kıbrıs Türk Psikiyatri Ve Psikoloji Dergisi, 6(3), 262-268.
  • Çıtak, Ş., Taş, H. İ., & Karaman, O. (2024). Depresyon Duyarlılık İndeksinin Türkçe Uyarlama, Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması. CBU-SBED: Celal Bayar University-Health Sciences Institute Journal, 11(2), 224-231.
  • Tanrıkulu Kayan, G., İnan, S. Y., & Karataş, Y. (2024). Depresyon Tedavisinde Kullanılan İlaçların Etki Mekanizmalarındaki Yeni Gelişmeler. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi, 33(4), 227-233.
Sıla Demircan
Sıla Demircan
Sıla Demircan, Uluslararası Final Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur. Lisans eğitimi süresince Çocuk Merkezli Oyun Terapisi, Çocuk ve Ergenlerde Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Çocuk Değerlendirme Testleri, MOXO Dikkat Testi, Stres Yönetimi ve Psikolojik Danışmada Kullanılan Ölçekler alanlarında çeşitli eğitimler alarak mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmiştir. Psikoloji alanına duyduğu ilgiyi bilimsel temellere dayalı yaklaşımlarla birleştirmeyi hedefleyen Demircan, hem akademik hem de uygulamaya yönelik alanlarda kendini sürekli geliştirmeye önem vermektedir. Bireylerin psikolojik iyi oluşlarını desteklemeye yönelik çalışmalar yürütmeyi ve bu alanda mesleki yetkinliğini artırmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar