Cumartesi, Ekim 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuğumu Anlıyorum

Bir çocuğun davranışlarının ardındaki duyguları görebilmek

Bir çocuk neden ağlar? Neden bazen en basit isteğe karşı çıkar, kendisine söylenenleri yapmak istemez ya da hiç beklemediğimiz bir anda öfkelenir? Neden okuldan geldiğinde sorularımıza cevap vermek istemezken başka bir zaman gün boyunca yaşadığı her şeyi anlatmak için sabırsızlanır? Yetişkinler olarak çocukların davranışlarını anlamlandırmaya çalışırken çoğu zaman hızlı cevaplar veririz: Şımarıklık yapıyor, söz dinlemiyor, ilgi çekmeye çalışıyor ya da yaşının gerektirdiği olgunluğu gösteremiyor…

Peki, bir anlığına davranışı değerlendirmeyi bırakıp çocuğun yaşadığı duyguya odaklansak ne değişir?

Çocuk yetiştirmek, yalnızca bir çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak, ona kurallar öğretmek ve geleceğe hazırlamak değildir. Aynı zamanda henüz kendisini ve dünyayı anlamlandırmaya çalışan bir insanın iç dünyasına eşlik etmektir. Bu süreçte ebeveynlerin, ebeveyn adaylarının ve çocuklarla çalışan uzmanların kendilerine sorması gereken önemli bir soru vardır: Çocuğumun ne yaptığını görüyorum; peki, neden yaptığını anlamaya çalışıyor muyum?

Çünkü bir çocuğu anlamak, her davranışını onaylamak değil; davranışının ardındaki duyguyu, ihtiyacı ve mesajı fark edebilmektir.

Davranışın Ardında Söylenemeyenler Var

Çocuklar her zaman yaşadıklarını kelimelerle ifade edemez. Özellikle küçük yaşlarda duyguları tanıma, düzenleme ve anlatma becerileri henüz gelişmektedir. Bir çocuk üzüldüğünde ağlayabilir, korktuğunda öfkelenebilir, kendisini yalnız hissettiğinde huzursuz davranabilir. Bazen gün boyunca yaşadığı güçlükleri anlatamaz ve biriken duygularını evde küçük bir olay karşısında dışa vurabilir.

Okuldan eve gelen bir çocuğun çantasını fırlattığını ve annesinin sorularına öfkeyle karşılık verdiğini düşünelim. Yetişkinin ilk tepkisi, davranışı eleştirmek veya hemen disiplin sağlamaya çalışmak olabilir. Oysa çocuk gün içerisinde arkadaşları tarafından dışlanmış, öğretmeniyle sorun yaşamış ya da uzun ve yorucu bir gün geçirmiş olabilir. Elbette bunlar yalnızca olası açıklamalardır; davranışın nedenini anlamanın yolu çocuğu gözlemlemek ve onunla iletişim kurmaktır.

Burada önemli olan, ilk yorumumuzu tek gerçek kabul etmemektir.

Harvard Üniversitesi Gelişmekte Olan Çocuk Merkezi, çocukların gelişiminde yetişkinlerle kurdukları duyarlı ve karşılıklı etkileşimlerin önemini vurgulamaktadır. Çocuğun iletişim girişimlerine karşılık verilmesi, kendisini ifade etmesine ve çevresiyle sağlıklı ilişkiler geliştirmesine destek olabilir.

Bu nedenle çocuğun davranışını yalnızca düzeltilmesi gereken bir sorun olarak görmek yerine, onu anlamamıza yardımcı olabilecek bir işaret olarak değerlendirmeliyiz.

Bazen “Neden böyle davranıyorsun?” sorusu yerine “Bugün seni üzen bir şey mi oldu?” diye sormak daha anlamlı bir başlangıç olabilir. İlk soru çocuğu kendisini savunmaya yöneltebilirken ikincisi yaşadıklarını anlatabilmesi için ona alan açabilir.

Unutmamak gerekir ki her davranışın arkasında mutlaka gizli bir sorun bulunmaz. Çocuklar bazen yoruldukları, sınırları denedikleri veya istedikleri gerçekleşmediği için de zorlayıcı davranışlar gösterebilir. Önemli olan, davranışın nedenini peşinen belirlemek yerine çocuğun içinde bulunduğu durumu bütüncül biçimde değerlendirmektir.

Duygular Kabul Edilir, Sınırlar Korunur

Çocuğu anlamaya çalışmak, her istediğini yapmak veya yanlış davranışlarına göz yummak anlamına gelmez. Aksine, duygusal anlayış ile sağlıklı sınırların bir arada bulunması, çocuğun kendisini güvende hissetmesine ve davranışlarının sorumluluğunu öğrenmesine yardımcı olur.

Bir çocuk kardeşine vurduğunda, arkadaşına bağırdığında veya öfkeyle eşyalarını fırlattığında yetişkinin müdahale etmesi gerekir. Ancak müdahalenin biçimi, çocuğun kendisini nasıl algıladığı ve yaşadığı durumdan ne öğrendiği açısından önem taşır.

“Kötü bir çocuksun.” demek, çocuğun kişiliğini hedef alır. “Kardeşine vurman doğru değil. Ona kızmış olabilirsin ama canını acıtamazsın.” demek ise davranışın sınırını açıkça ortaya koyar.

Bu iki yaklaşım arasındaki fark küçümsenmemelidir. Çocuğun yaptığı bir hatayla kendisini bütünüyle değersiz hissetmesi aynı şey değildir. Çocuk, yanlış bir davranışta bulunduğunda bunu telafi edebileceğini ve farklı davranmayı öğrenebileceğini bilmelidir.

Duyguların kabul edilmesi, zarar verici davranışların kabul edilmesini gerektirmez. Çocuğa öfkelenebileceğini ancak öfkesini başkasına zarar vererek ifade edemeyeceğini öğretmek mümkündür.

Böyle bir durumda yetişkin, “Çok kızdığını görüyorum. Biraz sakinleşelim, sonra ne olduğunu konuşabiliriz.” diyebilir. Çocuk sakinleştiğinde yaşanan olay birlikte değerlendirilebilir; özür dilemek, zararı telafi etmek veya bir sonraki sefer kullanılabilecek farklı davranışlar üzerinde konuşulabilir.

Çocuğun her kriz anında hemen sakinleşmesini beklemek gerçekçi değildir. Bazen zamana, bazen sessizliğe, bazen de yetişkinin rehberliğine ihtiyaç duyabilir. Önemli olan, hem çocuğun hem çevresindekilerin güvenliğini korurken duyguların ifade edilebileceği bir ortam oluşturmaktır.

Onunla Konuşuyoruz, Peki Gerçekten Dinliyor muyuz?

Günlük yaşamın koşuşturması içinde çocuklarla iletişim kurduğumuzu düşünürüz. Gününün nasıl geçtiğini sorar, okulda neler yaptığını öğrenmeye çalışır ve sorumluluklarını hatırlatırız. Ancak iletişim kurmakla gerçekten dinlemek aynı şey değildir.

Çocuğumuz bir olayı anlatırken telefonumuzla ilgileniyorsak, sözünü sürekli kesiyorsak veya anlattıklarını hemen kendi deneyimlerimizle karşılaştırıyorsak onu dinlediğimizi düşünsek bile yeterince alan tanımıyor olabiliriz.

Bir çocuk arkadaşının kendisiyle oynamak istemediğini anlattığında “Bunda üzülecek ne var?” demek, yetişkin açısından küçük görünen bir olayın çocuk için taşıdığı anlamı göz ardı edebilir. Oysa arkadaşlık ilişkileri, kabul görme ve bir gruba ait hissetme, çocukların sosyal dünyasında önemli bir yer tutar.

Bunun yerine “Arkadaşının seninle oynamak istememesi seni üzmüş olabilir.” diyebiliriz. Ardından “İstersen biraz daha anlatabilirsin.” diyerek konuşmayı sürdürmesine fırsat verebiliriz.

Etkili dinleme, her söylenene katılmak veya bütün sorunları çözmek değildir. Bazen çocuğun ihtiyacı, yetişkinin öğüt vermesi değil, yaşadığı duygunun fark edilmesidir.

UNICEF’in çocuklarla iletişim konusundaki rehberleri de çocuğun yaşına uygun iletişim kurmanın, onu dikkatle dinlemenin ve sözsüz iletişim biçimlerine dikkat etmenin önemini vurgular.

Çocuğun göz hizasına inmek, sözünü kesmeden dinlemek, cevap vermesi için zaman tanımak ve anlattıklarını ciddiye almak, günlük yaşamda uygulanabilecek basit ama değerli adımlardır.

Çocuğumuzla her gün uzun saatler geçiremeyebiliriz. Ancak birlikte geçirdiğimiz zamanın niteliğini artırabiliriz. Gün sonunda dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak, yalnızca birbirimize odaklandığımız kısa bir sohbet bile çocuğun kendisini ifade edebilmesi için önemli bir fırsat sunabilir.

Çocuğumu Anlarken Kendi Çocukluğumla Karşılaşıyor Olabilir miyim?

Çocuklarla kurduğumuz ilişkilerde çoğu zaman fark etmediğimiz bir başka boyut daha vardır: Kendi çocukluk deneyimlerimiz.

Bazı yetişkinler çocuklarının ağlamasına tahammül etmekte zorlanabilir. Bazıları bir itiraz karşısında kendisini sorgulanmış hissedebilir. Bazıları ise çocuklarının hata yapmasına, başarısız olmasına veya kendilerinden farklı tercihler geliştirmesine izin vermekte güçlük yaşayabilir.

Bu tepkilerin arkasında yorgunluk, stres, toplumsal beklentiler ve ebeveynlik anlayışı gibi pek çok etken bulunabilir. Bazen de kendi çocukluğumuzda öğrendiğimiz ilişki kurma biçimleri, bugünkü ebeveynlik tutumlarımızı etkileyebilir.

Örneğin, çocukken ağlaması sık sık ayıplanan bir yetişkin, kendi çocuğu ağladığında farkında olmadan “Ağlayacak ne var?” diyebilir. Sürekli başarılı olması beklenen bir ebeveyn, çocuğunun başarısızlığını olduğundan daha büyük bir sorun olarak değerlendirebilir.

Bunlar her yetişkin için geçerli, kaçınılmaz sonuçlar değildir. Ancak kendi tepkilerimizi tanımak, çocukla kurduğumuz ilişkinin niteliğini geliştirmek açısından önemlidir.

Bu noktada kendimize şu soruları sorabiliriz: Çocuğumun hangi davranışları beni diğerlerinden daha fazla öfkelendiriyor? Onun hata yapması neden beni bu kadar kaygılandırıyor? Çocuğumun yaşadığı duyguyu mu anlamaya çalışıyorum, yoksa bu duygunun bende uyandırdığı rahatsızlıktan mı kurtulmak istiyorum?

Bu soruların amacı ebeveynleri suçlamak değildir. Ebeveynlik, insanın kendi sınırları, deneyimleri ve duygularıyla da karşılaştığı bir süreçtir. Her yetişkin zaman zaman zorlanabilir. Önemli olan, zorlandığını fark edebilmek ve gerektiğinde destek almaktan çekinmemektir.

Çocuğun ihtiyaçlarını anlamaya çalışırken kendi duygularımızı da tanımak, daha sakin ve duyarlı ilişkiler kurmamıza yardımcı olabilir.

Çocuğumu Anlamak İçin Bugün Ne Yapabilirim?

Çocuğu anlamak için her zaman büyük değişiklikler yapmak gerekmez. Günlük alışkanlıklarımızda yapacağımız küçük düzenlemeler, ilişkimizin niteliğini geliştirebilir.

Önce gözlemleyin, sonra yorumlayın. Çocuğunuz öfkelendiğinde hemen bir etiket koymak yerine o sırada neler yaşandığını değerlendirin. Yorgunluk, hayal kırıklığı, kaygı veya karşılanmamış bir ihtiyaç olası etkenler arasında bulunabilir.

Duygulara isim verin. “Kızgın gibisin.”, “Bu durum seni üzmüş olabilir.” veya “Şu anda endişeli misin?” gibi ifadeler, çocuğun duygularını tanımasına yardımcı olabilir. Ancak duygusunu yanlış yorumladığınızda kendisini düzeltmesine fırsat verin.

Hemen çözüm üretmeyin. Çocuğunuz bir sorun anlattığında önce neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışın. Yaşına uygun olduğunda “Seni dinlememi mi istersin, yoksa birlikte bir çözüm mü düşünelim?” diye sorabilirsiniz.

Kıyaslamaktan kaçının. “Kardeşin böyle yapmıyor.” veya “Arkadaşın senden daha başarılı.” gibi ifadeler yerine çocuğun kendi gelişimine odaklanın. Her çocuğun mizacı, ilgi alanları ve öğrenme hızı farklıdır.

Hata yaptığınızda ilişkinizi onarın. Bazen sabrımız tükenebilir, sesimizi yükseltebilir veya çocuğumuzu yeterince dinleyemeyebiliriz. Böyle bir durumda özür dilemek, yetişkinin otoritesini ortadan kaldırmaz. “Az önce sana yüksek sesle konuşmam doğru değildi. Öfkeliydim ama bunu başka türlü ifade etmeliydim.” demek, sorumluluk almanın önemli bir örneğidir.

Çocuğun bireyselliğine alan açın. Her çocuk aynı şeylerden hoşlanmaz, aynı hızda gelişmez veya duygularını aynı biçimde ifade etmez. Çocuğunuzu başkalarıyla karşılaştırmak yerine onun kendine özgü özelliklerini tanımaya çalışın.

Çocuğun davranışlarında uzun süre devam eden ve günlük yaşamını belirgin biçimde etkileyen değişiklikler olduğunda ise yalnızca ebeveynlik önerileriyle yetinmemek gerekir. Sürekli içe kapanma, yoğun kaygı, belirgin uyku değişiklikleri, okul yaşamında ciddi güçlükler veya kendine ya da başkasına zarar verme davranışları dikkatle değerlendirilmelidir. Bu durumlarda çocuğun ihtiyaçlarına göre ilgili sağlık ve çocuk gelişimi uzmanlarından destek alınabilir.

Çocuğu anlamak, gerektiğinde onun ihtiyaçlarını karşılayabilecek doğru desteğe ulaşmasını sağlamayı da kapsar.

Bir Çocuğun Dünyasına Açılan Kapı

Bir çocuğun davranışlarının ardındaki anlamı her zaman hemen çözemeyebiliriz. Her sorusuna doğru cevap veremeyebilir, her kriz anında sakin kalamayabiliriz. Ancak onu anlamak için çaba gösterebilir, söylediklerini dinleyebilir, duygularını küçümsemeden sınırlar koyabilir ve hata yaptığımızda ilişkimizi onarmayı öğrenebiliriz.

Ebeveynlikte mükemmellikten çok, farkındalık ve süreklilik önemlidir. Çocuklarla çalışan öğretmenlerin, sosyal hizmet uzmanlarının, psikolojik danışmanların ve diğer profesyonellerin de çocuğun yalnızca görünen davranışına değil; aile ilişkilerine, sosyal çevresine, gelişimsel özelliklerine ve ihtiyaçlarına bütüncül biçimde yaklaşması gerekir.

Çünkü bir çocuk yalnızca düzeltilmesi gereken davranışlardan, tamamlanması gereken ödevlerden veya ulaşılması gereken başarılardan ibaret değildir. O; kendine özgü duyguları, düşünceleri, korkuları, hayalleri ve anlaşılmayı bekleyen bir dünyası olan ayrı bir bireydir.

Belki de bir çocuğun hayatında bırakabileceğimiz en kıymetli iz, ona her zaman doğruyu söylemek değil; kendisini anlatabildiği, duygularının küçümsenmediği ve zorlandığında yalnız kalmayacağını bildiği bir ilişki sunabilmektir.

Çocuklar büyürken konuşmayı, yürümeyi, okumayı, yazmayı ve dünyada kendilerine bir yer edinmeyi öğrenirler. Bunun yanında kendilerini tanımayı, duygularını ifade etmeyi ve başkalarıyla ilişki kurmayı da öğrenirler. Bu yolculukta yetişkinlerin onlara nasıl yaklaştığı, kendileri ve çevreleri hakkında geliştirecekleri düşüncelere eşlik edebilir.

Bu nedenle bazen bir çocuğun karşısında durup onu değiştirmeye çalışmadan önce biraz yavaşlamak gerekir. Söylemek istediklerimizi bir anlığına erteleyip gözlerine bakmak, anlattıklarını dinlemek ve kendimize şu soruyu sormak…

“Şu anda bu çocuğun davranışını düzeltmeye mi çalışıyorum, yoksa onun dünyasını anlamaya mı?”

Belki de çocuklarımızla kurduğumuz ilişkinin yönünü değiştirecek ilk adım, tam olarak bu soruyu kendimize sorabildiğimiz anda başlayacaktır.

Kaynakça

  • Center on the Developing Child at Harvard University. (t.y.). Serve and return. Harvard University. https://developingchild.harvard.edu/key-concept/serve-and-return/
  • National Scientific Council on the Developing Child. (2004). Children’s emotional development is built into the architecture of their brains: Working Paper No. 2. Center on the Developing Child, Harvard University. UNICEF. (t.y.). Parenting and communicating with children. UNICEF. https://www.unicef.org/parenting
  • World Health Organization & UNICEF. (2012). Care for child development: Improving the care of young children. World Health Organization.
İrem Sultan Akyüz
İrem Sultan Akyüz
İrem Sultan Akyüz, sosyal hizmet uzmanı ve MEB onaylı aile danışmanıdır. Çalışmalarının odağında, bireyin yaşadığı psikolojik güçlüklerin çoğu zaman yalnızca “bireysel” değil; aile içi ilişkiler, iletişim örüntüleri ve sosyal çevre ile iç içe geçmiş yapılar olduğu gerçeği yer alır. Akyüz, özellikle aile içi iletişim, bağlanma stilleri, sınır koyma becerileri, ebeveyn tutumları, çocuk ve ergen gelişimi ile kişilerarası ilişkilerde tekrar eden davranış kalıpları üzerine yoğunlaşmaktadır. Koruyucu ve önleyici yaklaşımı merkeze alan çalışmaları; akran zorbalığı, ekran ve dijital medya kullanımının aile ilişkilerine etkileri, duygu düzenleme becerileri ve anksiyete temelli düşünce örüntülerini kapsamaktadır. Danışmanlık ve eğitim süreçlerinde, akademik bilgiyi günlük yaşamla ilişkilendirerek herkes için anlaşılır, uygulanabilir ve farkındalık sağlayan bir dile dönüştürmeyi amaçlar. Karadeniz Teknik Üniversitesinde Kamu Yönetimi alanında yüksek lisans eğitimine devam eden Akyüz, sosyal politika, aile refahı ve kamu yönetimi arasındaki bağı akademik düzeyde ele almaktadır. Yazılarında ve eğitimlerinde, okuyucunun kendi yaşamına dokunabilen, ilişkilerini yeniden düşünmesini sağlayan ve görünmeyen aile dinamiklerini görünür kılan bir perspektif sunmaktadır. Aynı zamanda Yeşilay'da gönüllü olarak çalışmakta ve faaliyetlerini sürdürmektedir. Eğitim ve seminerler vererek toplum yararını gözetmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar