“Artık yalnız kalmaya alıştım.”
“Kimsenin varlığına gerek yok.”
Bazen bu cümleleri güçlendiğimizi ya da artık kimseye ihtiyacımız olmadığını düşünerek söyleriz. Kimseye ihtiyaç duymadığımızı, kendi kendimize yetebildiğimizi anlatırız veya öyle sanarız. Oysa insanın yalnızlığa alışması her zaman iyileştiği ya da kendi kendine yetebildiği anlamına gelmez.
Bazen yalnızlığa alışmak, yalnız kalmayı sevmekten ve istemekten çok, bir daha hayal kırıklığına uğramamak için kimseyi hayatımıza almamayı, insanlara karşı duvar örmeyi öğrenmektir.
Bir insan birkaç kez aynı yerlerden incindiğinde, kendini korumak için bazı sonuçlara ulaşabilir, inanmaya başlayabilir: “Nasıl olsa gidiyorlar.” “Kimseye güvenilmez.” “Böyle olacağını biliyordum.”
“Tek başıma daha iyiyim.”
İlk başta bu düşünceler insana gerçekten iyi gelebilir, rahatlatıcı olabilir. Çünkü kimseye ihtiyaç duymazsak kimse bizi yaralayamaz, incitemez gibi gelir. O duvarları aşamazlarmış gibi hissederiz. Yakınlaşmazsak, duvar üstüne duvar örersek terk edilme ihtimalimizin de azalacağını düşünürüz.
Fakat burada gözden kaçırdığımız bir durum var: Kendimizi korumak için kurduğumuz duvarlar, bir süre sonra bizi de dışarıda bırakabilir.
Yalnızlık bazen bir seçimdir. İnsan kendi başına kalmaktan, sessizlikten ve kendi alanında olmaktan gerçekten keyif alabilir. Hatta buna hiçbir problem yaşamadan alışmış ve böyle yaşamayı gerçekten istiyor olabilir. Yani burada yalnız kalmakla ilgili bir sorun yoktur.
Ama bazen yalnızlık bir savunmaya dönüşür. İnsanlardan uzaklaşırız çünkü yorulmuşuzdur, bıkmışızdır. Mesajlara cevap vermemeye başlarız. Buluşmaları erteler, hatta gitmeyiz. Yeni insanlarla tanışmak istemeyiz. Birileri hayatımıza girmeye çalıştığında geri çekilir, onları iteriz.
Sonra da kendimize: “Ben zaten yalnızlığı seviyorum.” deriz. Peki gerçekten seviyor muyuz? Yoksa yalnızlık, bizim için daha az riskli olduğu için mi bize daha güvenli geliyor?
Çünkü bir ilişkiye girdiğimizde her şeyi kontrol edemeyiz. Birine kendimizi anlatmak, görülme ihtimalinin olduğu kadar yanlış anlaşılma ve görülmeme ihtimalini de taşır. Sevmek, aslında kaybetme ihtimalini de beraberinde getirir. Bu yüzden bazen yalnızlık, huzurdan çok bize kontrol hissiyatı verir. Kimseyi beklemezsek bekletilmeyiz. Kimseyi sevmezsek, hayatımıza almazsak üzülmeyiz. Kimseye güvenmezsek hayal kırıklığına uğramayız.
Fakat bunun bedeli, hayatımızdaki olumlu ilişkilerin de önünü kapatmak olabilir. Belki de bu yüzden kendimize zaman zaman şu soruyu sormamız gerekir: ‘Ben yalnız olduğum için mi huzurluyum, yoksa kimsenin beni incitmesine izin vermediğim için mi güvendeyim?’ İkisi birbirine çok benziyor gibi görünse de aslında aralarında önemli bir fark var.
Yalnız kalabilmek önemli bir beceridir. Fakat hiç kimseye ihtiyaç duymadığını düşünmek her zaman bir güç değildir. Çünkü insanın anlaşılmaya, paylaşmaya, destek görmeye, ait hissetmeye, sevmeye ve sevilmeye de ihtiyacı vardır. Sağlıklı olan, bir başkasına muhtaç olmak da değildir. “Tek başıma da iyiyim, tek başıma da hallederim ama hayatımda sana da yer açabilirim.” diyebilmektir.
Belki de iyileşmek, yeniden herkese tam anlamıyla güvenmek değildir. Belki yeniden küçük adımlarla da olsa güvenmeyi öğrenmektir. Bir arkadaşımıza mesaj atmak. Uzun zamandır ertelediğimiz bir buluşmaya gitmek. Birine gerçekten nasıl hissettiğimizi, duygularımızı anlatmak, alan açmak. Bir ilişkinin kusursuz olmak zorunda olmadığını, sorunların da olabileceğini kabul etmek.
Ve belki de en önemlisi, geçmişte yaşadığımız bir hayal kırıklığı yüzünden karşımıza çıkan herkesten aynı şeyi beklememeyi öğrenmek, herkesin aynı yarayı açmayacağını kabul etmek. Çünkü bazen geçmişte yaşadığımız bir ilişkinin acısını ve üzüntüsünü, gelecekte kurulabilecek bütün ilişkilerden çıkarırız.
Bir kişi gider. Biz herkesi göndeririz. Bir kişi bizi kırar. Biz kimseye yaklaşmamaya karar veririz. Veya birine yaklaşırız ama geçmişte yaşadığımız problemleri, yeniden yaklaştığımız kişide de yaşayacağımız ihtimaline kapılırız. Bir kişi bizi anlamaz. Biz anlaşılmayı beklemekten vazgeçtiğimiz gibi duygularımızı da yansıtamayız.
İşte yalnızlığa alışmak bazen tam olarak burada başlar. Tüm mesele, yalnız kalabilmek ile yalnız kalmaya alışmak arasındaki farkı anlamaktır. Çünkü insanın kendisiyle iyi bir ilişki kurması çok kıymetlidir. Ama kendimizle iyi anlaşmak, kendimizi sevmek, kendimizin üzülmesini istememek hayatımızda başkalarına yer olmadığı anlamına gelmez.
Kendimizle iyi anlaşmak, iyi ilişki kurabilmek, hayatımızda kimseye ihtiyaç duymayacağımız anlamına gelmez. Bazen tam tersine, kendimizle iyi bir ilişki kurduğumuzda; başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerde daha sağlıklı sınırlar koyabilmemize olanak sağlar. İhtiyaçlarımızı daha rahat ifade edebilmemize ve yeniden bağ kurabilmemize alan açar.
Bazen güçlü olmak, “Kimseye ihtiyacım yok.” demek değildir. Bazen güç: “Yine incinebilirim ama yine de bağ kurmayı seçiyorum.” diyebilmektir.


