Bencil davranan herkes narsist midir?
Kendi isteklerini ön planda tutan bir arkadaşımız, bizi hayal kırıklığına uğratan bir partnerimiz ya da hatasını kabul etmekte zorlanan bir yakınımız… Bu insanları anlamak için artık uzun uzun düşünmek yerine tek bir kelimeye başvurabiliyoruz: “Narsist.” Benzer şekilde, yorulduğumuz bir ilişkiyi “toksik”, anlaşılmadığımız bir konuşmayı “gaslighting” olarak tanımlayabiliyoruz. Bir zamanlar daha çok uzmanların kullandığı psikoloji kavramları, bugün arkadaş sohbetlerinde, ayrılık mesajlarında ve sosyal medya paylaşımlarında karşımıza çıkıyor.
Bu kelimelerin hayatımıza girmesi, yaşadıklarımızı konuşabilmemiz açısından değerli. Daha önce normal sandığımız bir davranışın bizi incittiğini fark edebiliyor, ifade etmekte zorlandığımız duygulara isim verebiliyoruz. Ancak bir kavramın bize tanıdık gelmesi, onu her durumda doğru kullandığımız anlamına gelmiyor. Bazen yaşadığımızı açıklamaya çalışırken, karşımızdaki insan hakkında bildiğimizden çok daha fazlasını söylüyoruz.
Psikoloji kavramları yaşadıklarımızı anlamlandırabilir; ancak bir insanı tek bir davranışına bakarak etiketlemek, onu anlamamızı da zorlaştırabilir. Üstelik bu etiket, zamanla ilişkinin bütün ayrıntılarının önüne geçebilir. Ne yaşandığını, neyin tekrar ettiğini ve neyin değişmesi gerektiğini konuşmak yerine, bir insanın “ne olduğu” üzerinde durmaya başlayabiliriz.
Bir Kelimeyle Bir İnsanı Açıklayabilir miyiz?
Birinin bizi dinlememesi inciticidir. Kendi ihtiyaçlarını sürekli öne çıkarması, verdiği sözleri tutmaması veya duygularımızı önemsememesi de öyle. Bu davranışları fark etmek ve üzerimizdeki etkilerini ciddiye almak gerekir. Fakat bir davranışı tanımlamakla, o davranışı gösteren kişinin bütün kişiliği hakkında hüküm vermek arasında önemli bir mesafe vardır.
“Bu konuşmada yalnızca kendisini düşündü” dediğimizde belirli bir olayı anlatırız. “O narsist” dediğimizde ise kişinin düşünme, hissetme ve ilişki kurma biçiminin tamamına ilişkin bir iddiada bulunuruz. İlk cümle, üzerinde konuşulabilecek bir deneyimi görünür kılar. İkincisi, daha fazla değerlendirme gerektiren bir sonucu kesinleştirebilir.
Bencillik, narsisistik özellikler ve narsisistik kişilik bozukluğu aynı anlama gelmez. Narsisistik kişilik bozukluğu; süreklilik gösteren, farklı bağlamlarda ortaya çıkan büyüklük algısı, hayranlık ihtiyacı ve empati güçlükleri gibi özelliklerle değerlendirilen klinik bir durumdur. Tek bir tartışma, hayal kırıklığı veya sosyal medya listesindeki birkaç benzerlik, bu tanıyı koymak için yeterli değildir.
Bu ayrım, bir insanın davranışlarını mazur görmek için yapılmaz. Davranışın ne anlama geldiğini daha dikkatli değerlendirmek içindir. Birinin bizi incitmiş olması ile neden böyle davrandığını bildiğimizi düşünmemiz, birbirinden farklı şeylerdir. İlkinden kendi deneyimimiz aracılığıyla emin olabiliriz; ikincisi ise her zaman bu kadar açık değildir.
Bir Videoda Kendimizi Bulmak, Bütün Cevapları Bulmak Değildir
Bir ilişkide zorlanırken karşımıza çıkan kısa bir video bazen tam ihtiyacımız olan cümleyi söyleyebilir. “Duygularının sürekli küçümsenmesi normal değil” ifadesi, uzun süredir kendini suçlayan birinin yaşadıklarına başka bir gözle bakmasını sağlayabilir. Bu nedenle sosyal medyadaki psikoloji içeriklerini bütünüyle değersiz görmek doğru olmaz.
Sorun, farkındalık sağlayan bir içeriğin kişiye özel bir değerlendirme gibi kabul edilmesiyle başlar. Bir paylaşımda anlatılan davranışın bize tanıdık gelmesi, o paylaşımın ilişkimizi bütün yönleriyle açıkladığı anlamına gelmez. Kısa bir içerik; ilişkinin geçmişini, davranışın sıklığını, tarafların tepkilerini ve zaman içinde yaşanan değişimleri bilemez.
Örneğin, eleştirildiğinde savunmaya geçmek tek başına bir insan hakkında kesin bir sonuca götürmez. Ancak kişinin her eleştiride karşısındakini aşağılaması, sorumluluğu sürekli başkasına yüklemesi ve bunu konuşma girişimlerini bastırması, üzerinde durulması gereken bir örüntüdür. Burada ayrıntılar önemlidir. Davranışın yalnızca varlığına değil, nasıl tekrarlandığına ve ilişkiyi nasıl etkilediğine bakmak gerekir.
Bir içerikte kendimizi bulduğumuzda, onu bir sonuçtan çok bir başlangıç olarak görebiliriz. “Bu bana tanıdık geldi” demek, “Artık onun kim olduğunu kesin olarak biliyorum” demekten daha fazla düşünme alanı bırakır.
Canımız Yandığında Kesin Bir Cevap İsteriz
İncindiğimiz ilişkilerin ardından yalnızca üzüntü yaşamayız; bazen yoğun bir belirsizlik de taşırız. “Beni seviyorsa neden böyle davrandı?”, “Ben mi fazla şey bekledim?”, “Yaşadığım şey gerçekten haksızlık mıydı?” gibi sorular, ilişkinin bitmesinden sonra bile zihnimizde kalabilir.
Bir etiket, bu sorulara hızlı bir açıklama sunabilir. “O narsistti” dediğimizde, birbirinden kopuk görünen olaylar aynı hikâyenin parçaları hâline gelebilir. Kendimizi suçlamayı bırakmak veya yaşadığımız zararı kabul etmek kolaylaşabilir. Böyle bir açıklamanın neden çekici geldiğini anlamak mümkündür.
Yine de rahatlatıcı bir açıklama, her zaman yeterli bir açıklama değildir. Bir insana etiket verdikten sonra geçmişteki bütün olayları o kelime üzerinden yorumlamaya başlayabiliriz. Bizi araması, aramaması, özür dilemesi veya sessiz kalması aynı sonucun kanıtına dönüşebilir. Böyle olduğunda açıklamamız, yeni bilgileri değerlendirmeye kapalı hâle gelir.
Oysa yaşadığımız acıyı ciddiye almak için her soruya kesin bir yanıt bulmamız gerekmez. Birinin neden öyle davrandığını tam olarak anlayamayabiliriz. Buna rağmen davranışın üzerimizdeki etkisini görebilir, ihtiyaçlarımızı belirleyebilir ve neyi kabul etmeyeceğimize karar verebiliriz.
Her Tartışma Bir İlişkinin Zehirli Olduğunu Söylemez
İlişkiler, iki kişinin her zaman aynı şeyi istediği veya birbirini her seferinde doğru anladığı alanlar değildir. Yakınlık içinde de hayal kırıklığı, öfke, mesafe ve anlaşmazlık yaşanabilir. Bu deneyimlerin varlığı, tek başına ilişkinin zarar verici olduğunu göstermez. Aynı şekilde, sevginin varlığı da zarar veren davranışları önemsiz kılmaz.
Bu nedenle yalnızca “Tartışıyor muyuz?” sorusuna bakmak yeterli değildir. Nasıl tartıştığımız, tartışma sırasında kendimizi ne kadar güvende hissettiğimiz ve sonrasında neler olduğu da önemlidir. İtiraz edebiliyor muyuz? “Hayır” dediğimizde buna saygı gösteriliyor mu? Kırıldığımızı söylediğimizde dinleniyor muyuz? Yoksa duygularımızı ifade etmek, yeni bir aşağılanma veya baskı ihtimali mi yaratıyor?
“Toksik ilişki” ifadesi günlük dilde zarar veren ilişki dinamiklerini anlatmak için kullanılır. Fakat bir ilişkiye bu adı vermek, yaşanan sorunu kendi başına açıklamaz. Hangi davranışın zarar verdiğini söyleyemediğimizde, kelime güçlü görünse de deneyimimiz belirsiz kalabilir.
Sürekli küçük düşürülmek, kontrol edilmek, tehdit edilmek veya sınırlarımızın ihlal edilmesi üzerinde durulması gereken davranışlardır. Bunları sıradan bir anlaşmazlıkla aynı düzeyde ele almamak gerekir. Öte yandan her fikir ayrılığını aynı başlık altında toplamak da önemli farkları görünmez kılabilir.
“O Narsist” Dediğimizde Hangi Ayrıntıyı Kaybediyoruz?
Bir etiketi tekrar tekrar kullanırken, başlangıçta anlatmak istediğimiz somut deneyim geri planda kalabilir. “O narsist” cümlesi, bizi inciten davranışların hangileri olduğunu söylemez. Sözümüz mü kesildi? Başarımız mı küçümsendi? Verdiğimiz bir karar nedeniyle baskı mı gördük? Özür dilememiz için sürekli suçlandık mı?
Bu ayrıntıları ifade etmek, yaşadıklarımızı daha anlaşılır hâle getirir. “Duygularımı anlattığımda konuyu sürekli kendi mağduriyetine çeviriyor” cümlesi, ilişkinin içinde neler olduğuna dair bilgi verir. “Sınır koyduğumda benimle günlerce konuşmuyor” demek, üzerinde düşünülebilecek belirli bir davranışı tarif eder.
Somut bir dil kullanmak, karşımızdaki kişiyi ikna edeceğimizin garantisi değildir. Ancak kendi deneyimimizi daha açık görmemize yardımcı olabilir. İhtiyacımızın dinlenmek mi, saygı görmek mi, güvende hissetmek mi olduğunu fark edebiliriz. Böylece dikkatimizi yalnızca kişinin nasıl adlandırılacağına değil, ilişkinin bizim için ne anlama geldiğine de yöneltebiliriz.
Kendimizi Korumak İçin Bir Tanıya İhtiyacımız Yok
Etiketleme konusunda dikkatli olmak, zarar veren bir ilişkide kalmamız gerektiği anlamına gelmez. Bir davranışı kabul edilemez bulmak için o davranışın klinik bir tanıyla açıklanmasını beklememiz gerekmez. Karşımızdaki kişinin neden öyle davrandığına dair kesin bilgimiz olmasa da kendi sınırlarımızı belirleyebiliriz.
Bizi sürekli inciten bir ilişkiyi sürdürmek zorunda değiliz. Rahatsızlığımızı dile getirebilir, destek isteyebilir veya uzaklaşabiliriz. Bu kararların geçerli olması için önce karşımızdaki kişinin “narsist” olduğunun kanıtlanması gerekmez. Yaşadıklarımızın üzerimizdeki etkisi, başlı başına konuşulmaya değerdir.
Psikoloji kavramlarının en yararlı olduğu yer de burasıdır: Deneyimimizi daha dikkatli gözlemlememize ve daha açık ifade etmemize yardımcı olduklarında. Bir kavramı kullanırken kendimize, “Bu kelime yaşadığımı anlamamı mı sağlıyor, yoksa henüz anlamadığım ayrıntıları kapatıyor mu?” diye sorabiliriz.
Bencil davranan herkes narsist değildir. Fakat bir davranışın bizi incitmesi için narsisistik kişilik bozukluğundan kaynaklanması da gerekmez. Karşımızdaki insanın bütün kişiliğini açıklayamasak bile bize nasıl davrandığını, bu davranışın ne kadar tekrarlandığını ve hayatımızda neye yol açtığını konuşabiliriz.
Bazen en önemli cümle, “Senin ne olduğunu biliyorum” değil, “Bana böyle davranılmasını kabul etmiyorum” olur.
Kaynakça
- American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.). https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425787
- Campbell, W. K., & Foster, C. A. (2002). Narcissism and commitment in romantic relationships: An investment model analysis. Personality and Social Psychology Bulletin, 28(4), 484–495. https://doi.org/10.1177/0146167202287006
- Haslam, N. (2016). Concept creep: Psychology’s expanding concepts of harm and pathology. Psychological Inquiry, 27(1), 1–17. https://doi.org/10.1080/1047840X.2016.1082418
- Pincus, A. L., & Lukowitsky, M. R. (2010). Pathological narcissism and narcissistic personality disorder. Annual Review of Clinical Psychology, 6, 421–446. https://doi.org/10.1146/annurev.clinpsy.121208.131215


