Sevgi Sözcüklerde Mi Saklı Davranışlarda Mı?
Sevgiyi hissetmek için bir davranış mı görmemiz gerekiyor, yoksa duymamız yeterli mi?
Sevgi, insanın hayatındaki en özel ve en kıymetli duygulardan biri. Peki, her şeyden önce kendimizi sevmemiz gerekmiyor mu? Sevgiyi önce kendimize göstermeyi, ardından başkalarıyla paylaşmayı öğrenemez miyiz?
Kendimizi sevmek; kendi ihtiyaçlarımızı göz önünde bulundurarak yaşamak, bize iyi gelen şeylere hayatımızda yer açmak ve kendimize gereken özeni göstermekle başlar.
Peki, sevgiyi başkalarına nasıl gösteriyoruz? Her insan sevgisini aynı şekilde mi ifade eder? Alışık olduğumuz sevgi gösterme biçiminden farklı bir davranışla karşılaştığımızda, karşımızdaki kişinin bizi sevmediğini söyleyebilir miyiz?
Bence burada önemli bir ayrım var. Herkes sevgiyi aynı şekilde öğrenmez ve aynı şekilde göstermez. Kimi insan sevgisini çocukluğunda gördüğü davranışlarla öğrenirken, kimi insan bunu zamanla, yaşadığı deneyimlerle öğrenir. Bu nedenle bir insanın sevgisini bizim alışık olduğumuz biçimde göstermemesi, bizi sevmediği anlamına gelmeyebilir. Belki de sevgisini nasıl göstereceğini bilmiyordur. Belki de sevgiyi sözcüklerle ifade etmeye alışmıştır ama davranışlarıyla göstermeyi hiç öğrenmemiştir.
Benim düşünceme göre ise sevgi, yalnızca sözcüklerde kalmamalı; davranışlara da yansımalıdır. Elbette herkesin sevgisini ifade etme biçimi farklı olabilir. Ancak sevdiğimiz insanın neler hissettiğini, nelere ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışmak ve bunları önemsemek de sevginin bir parçasıdır. Çünkü sevgiyi göstermeyi henüz öğrenmemiş olmakla, karşımızdaki insanın duygularını önemsememek aynı şey değildir.
Biraz kendi deneyimlerimden, biraz da çevremde gözlemlediklerimden yola çıkmak istiyorum. Bazen kendin istediğin bir şeyi başaramamış olsan bile sevdiğin kişinin başardığını gördüğünde onun adına içtenlikle sevinmektir sevgi. Daha önce “Bir gün burada olmak, bunu yapmak istiyorum.” diye konuştuğunuz bir hayalin, zaman geçtikten sonra onun tarafından gerçekleştirildiğini görmek ve gözlerinin dolmasına engel olamamaktır. Bazen kollarını açıp kocaman sarılmak, “İyi ki varsın” diyebilmek; bazen de sevdiğin insan için kilometrelerce yol gitmektir. Belki de o üzüldü diye günlerce düşünüp, mutlu etme planları yapmaktır.
Sevdiğin için yapılan yemekler, “Sen geleceksin diye” hazırlanan özel sofralar, bir yerde görüldüğünde “Bunu görünce aklıma sen geldin.” denilerek alınan küçük hediyeler… Bazen de sevdiğimiz kişinin hassasiyetlerini gözetmek, rahatsız olduğu bir konu açıldığında konuşmanın yönünü değiştirmek ya da kimseye rahatlıkla anlatamadığı bir şeyi bizimle paylaştığında göz temasını kesmeden onu dinlemek ve yanında olduğumuzu hissettirmek…
Bunların her biri, sevginin gündelik yaşamda kendine yer bulduğu küçük ama anlamlı davranışlar değil midir? Bazen sevdiğimiz kişinin hoşlandığı yerlere gitmek, bazen de onun hassasiyetlerini dikkate alarak davranmak, ona verdiğimiz değeri göstermenin bir yolu olabilir.
Peki, davranışa dönüşmeyen, yalnızca “Seni seviyorum, benim için çok özelsin.” sözleriyle ifade edilen bir sevgi de var. Sizce hangisi sevgiyi daha iyi anlatıyor?
Aklıma bu noktada bir örnek geliyor: Bir insanın çiçekleri sevdiğini söylemesi üzerine eve çiçek almak… Peki, o çiçeği aldıktan sonra bakımını yapmamak, ona özen göstermemek nasıl yorumlanmalı? Çiçeği almak sevgiyi ifade etmeye yeter mi, yoksa onu yaşatmak için de emek vermek mi gerekir?
Bu noktada Erich Fromm’un *Sevme Sanatı* adlı kitabındaki sevgi anlayışı aklıma geliyor. Fromm, sevgiyi yalnızca insanın içinde hissettiği, kendiliğinden ortaya çıkan bir duygu olarak değerlendirmez. Ona göre sevgi, öğrenilmesi ve geliştirilmesi gereken bir sanattır. Sevmenin yalnızca hissetmekten ibaret olmadığını; ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi gerektiren etkin bir süreç olduğunu vurgular. Bir insanı sevmek, onun varlığına ilgi göstermek, ihtiyaçlarını önemsemek, onu tanımaya çalışmak ve gelişimine değer vermek anlamına da gelir. Bu açıdan bakıldığında sevgi, yalnızca sözcüklerle dile getirilen bir duygu olmaktan çıkar; günlük yaşamda gösterilen özen, emek ve davranışlarla anlam kazanır.
Yine aklıma güzel Türk filmlerinden biri olan *Selvi Boylum Al Yazmalım* geliyor. Filmde söylendiği gibi: “Sevgi neydi? Sevgi emekti.”
Evet, sevgi emekti. Sevgi çabaydı, zamandı. Sevdiğimiz insanı anlamaya çalışmak, onun hassasiyetlerini önemsemek ve yanında olabilmekti. Elbette “Seni seviyorum.” demek de kıymetliydi. Ancak bu sözlerin davranışlarla desteklenmesi, sevgimizin karşı tarafa hissettirilmesini sağlıyordu.
Belki de asıl mesele, sevgiyi yalnızca sözcüklerde aramak değil, davranışların içinde de görebilmektir. Çünkü sevgi yalnızca söylenmek değil, aynı zamanda hissettirilmek ister.
Ve son olarak…
Ben sevmeyi seviyorum. Kimi neyi sevdiğim değil. O sevginin hissettirdiği huzuru, mutluluğu seviyorum. Sevgiyi anlatmayı, paylaşmayı, küçük şeylerde sevgiyi bulmayı seviyorum. Bugün ilk yazımı sizlerle paylaşmanın heyecanını ve mutluluğunu yaşıyorum. Artık sizler de benim kalbimde yer edinen insanlarsınız. Bu yolculukta sizlerle buluşmaktan, düşüncelerimi ve duygularımı paylaşmaktan çok mutluyum. Kalbinize dokunur belki cümlelerim.
Sizi seviyorum
Kaynakça
- Fromm, E. (2026). Sevme sanatı (I. Gündüz, Çev.). Say Yayınları.


