Son yıllarda psikolojiye dair kavramların günlük konuşma dilinde giderek daha fazla yer aldığı görülmektedir. “Narsist”, “travmalı”, “gaslighting”, “toksik”, “OKB’li” ve “tetiklenmek” gibi ifadeler yalnızca klinik veya akademik ortamlarda değil, gündelik iletişimde de sıkça kullanılan kavramlar hâline gelmiştir. Bu durum, ruh sağlığı farkındalığının artmasına katkı sağlarken, psikolojik kavramların bilimsel bağlamlarından uzaklaşarak yanlış kullanılmasına da neden olabilmektedir.
Psikolojik kavramların popülerleşmesiyle birlikte yaygınlaşan bilgiler, insanların ruh sağlığı okuryazarlığını artırıyor mu, yoksa yanlış bilgilerin yayılmasına mı yol açıyor? Psikoloji kavramları günlük yaşamı anlamamıza yardımcı olurken, bu kavramların gelişigüzel kullanılması hem kişilerarası ilişkileri hem de ruh sağlığına dair algılarımızı birçok yönden etkilemektedir.
Günlük hayatta psikolojik terimlere artık çok sık rastlıyoruz. Örneğin; “O kesin narsist.”, “Toksik biri.”, “Travma yaşıyorum.”, “Anksiyetem var.” ve son zamanlarda sıkça kullanılan “DEHB’im var.” cümlelerini birçok yerde duymuşuzdur. Hâlbuki bu ifadelerin çoğu, klinik psikolojide belirli ölçütlerle değerlendirilen kavramlardır. Kullanılan bu ifadeler bazen gerçek anlamlarından uzaklaşıp, hoşlanılmayan davranışları tanımlamak için kullanılan birer etikete dönüşmektedir.
Peki, bireyler neden tanı koyan bir dil kullanmayı tercih ediyor?
Artık psikoloji yalnızca uzmanların konuştuğu bir alan değil. Videolar, kitaplar, podcast’ler ve sosyal medya sayesinde insanlar psikolojik kavramlarla çok sık karşılaşmaktadır. Farkındalık artarken, kavramların gündelik hayata taşınması da hız kazanmıştır. Yaşadığımız olumsuz deneyimlere isim vermek, onları etiketlemek; deneyimlerimizi daha anlaşılır ve kontrol edilebilir hissettirmektedir. Yapılan araştırmalar, bu kavramların yalnızca bir tanı değil, aynı zamanda bireyin kendini tanımlama biçimi hâline geldiğini göstermektedir.
Örneğin; “DEHB’liyim, odaklanamıyorum.” veya “Borderline’ım var.” gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bireyler bu kavramları yalnızca kendilerini tanımlamak için değil, aynı zamanda diğer bireylerin davranışlarına tanı koymak amacıyla da gündelik hayatta terapi diline başvurmaktadır.
2025 yılında yayımlanan “Unmasking Therapy-Speak” adlı akademik makale, tam da bu olguyu incelemektedir. Makale, terapi dilinin gündelik konuşmaya taşınmasının yalnızca farkındalık sağlamadığını; aynı zamanda kavramların anlamını aşındırma, insanları kolayca patolojikleştirme, kendi kendine tanı koymayı teşvik etme ve psikolojik dili başkalarını etiketlemek için kullanma gibi riskler taşıdığını savunmaktadır.
İnsanların tanı koyma nedenleri arasında belirsizliği azaltma ihtiyacı, kimlik oluşturma, sosyal aidiyet ve uzmanlaşma hissi yer almaktadır. Bu nedenler, bireylerin tanı koyan bir dil kullanmalarına örnek teşkil edebilir. Kavramların yanlış kullanımı ise klinik anlamları ile gündelik kullanımları arasında önemli farklılıklar oluşmasına neden olmaktadır.
Gündelik yaşamda terapi dilinin kullanılmasının hem olumlu hem de olumsuz etkileri bulunmaktadır. Olumlu etkilerinin en önemlilerinden biri, bireylerin terapiye daha sıcak bakmasını sağlaması ve duygular hakkında konuşmayı normalleştirmesidir. Terapi dili, ruh sağlığı farkındalığını artırırken; yanlış kullanımı ise bireylerin birbirlerini hatalı biçimde etiketlemesine neden olabilmektedir. Bu yanlış etiketlemeler, zamanla klinik kavramların anlam kaybetmesine yol açmaktadır.
Sonuç olarak, terapi dilinin gündelik yaşamda kullanılması tek başına olumsuz bir gelişme değildir. Bununla birlikte, beraberinde getirdiği olumlu gelişmeler de bulunmaktadır. Bu nedenle terapi dilinin gündelik yaşama taşınması ne tamamen olumlu ne de tamamen olumsuz olarak değerlendirilebilir.


