Otuz Yaş Kararlarım: İyilikte Seçici Olmak
Otuz yıllık hayat tecrübemin ve buna eşlik eden yaklaşık on yıllık mesleki deneyimimin bana öğrettiği bir şey var: İyilik, her zaman yalnızca iyi sonuçlar doğurmuyor. Ne iyiliği yapan için ne de yapılan kişi için. Özellikle de karşılığında beklenen şey maddi bir çıkar değil, yalnızca biraz saygı ve takdirken…
Değer görmeyen iyilik, zamanla yardımsever kişide de iz bırakabiliyor. Üstelik bir şeyi karşılıksız sunmamız, onun değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Zamanımızın, bilgimizin, dikkatimizin ve emeğimizin bir karşılığı var. Fakat bazı insanlar, kendilerine kolayca sunulan şeyin arkasındaki emeği görmemeyi tercih edebiliyor. Otuz yaşıma girerken vardığım karar şu: İyi niyetimi koruyacağım ama onu artık herkese aynı cömertlikle sunmayacağım.
Bence burada önemli bir ayrım var. İyi olmakla sürekli erişilebilir olmak aynı şey değil. Yardımsever olmakla herkesin sorununu çözmek için hazır bulunmak da aynı şey değil. Bir insanın ihtiyaç duyduğu bir şeyi fark etmeniz, o ihtiyacın sorumluluğunu sizin üzerinize yüklemez. Hele ki söz konusu olan zaman, mesleki bilgi ya da yıllarca edinilmiş bir uzmanlıksa…
İnsanların kendi görüşlerinin dikkatle dinlenmesini beklerken başkasının katkısına bu kadar az özen göstermesini de sorgulamak gerekiyor. Bir öneriye katılmamak mümkün. Konuşmak istememek de öyle. Fakat bunları karşıdakinin bilgisini küçümsemeden ifade edebiliriz. Teşekkür etmek, söylenen her şeyi uygulama sözü vermek değildir. Bir insanın sunduğu katkıyı takdir etmek de onun her söylediğini doğru kabul etmek anlamına gelmez.
Bazen insanların başkasının bilgisini kabul etmekte neden bu kadar zorlandığını merak ediyorum. Bir öneriyi kabul etmek, kendi yetersizliğini kabul etmek gibi mi hissettiriyor? Bir başkasının uzmanlığını takdir etmek, insanın kendi konumunu tehdit mi ediyor? Elbette bunu her durum için söylemek mümkün değil. Fakat bazı insanların, yardımın kendisinden çok yardımın kendilerine sunulmuş olmasından rahatsız olduklarını düşünüyorum.
Yine de iyi niyetle sunduğumuz her yardımın isteneceğini varsayamayız. Schulz ve arkadaşlarının iki işyeri araştırmasında, istenmeyen yardım teklifleri, kişinin yeterlik ve kendi kararlarını verme ihtiyacının engellendiğini hissetmesiyle ilişkili bulundu. Burada önemli bir ayrım var: Talep edilmemiş bir yardım memnuniyetle karşılanabilir; istenmeyen yardım ise kişinin arzu etmediği bir müdahaledir (Schulz ve ark., 2024).
Yardımı sunanın isteği de önemli. Psikologlar Netta Weinstein ve Richard Ryan’ın dört çalışması, kişinin kendi isteği ve değerleri doğrultusunda yardım etmesinin hem kendisi hem de yardımı alan kişi açısından olumlu sonuçlar verebildiğini gösteriyor. Buradan çıkardığım sonuç, iyiliği herkesin her ihtiyacını üstlenme mecburiyetine çevirmemek. Zamanımız ve enerjimiz konusunda ne kadar cömert olacağımıza ve hangi koşullarda vereceğimize kendimiz karar verebiliriz (Weinstein ve Ryan, 2010).
Bu nedenle, özellikle bilgi ve yönlendirme sunarken önce sorun: “Bu konuda bir öneri duymak ister misin?” Yanıt olumsuzsa bilginizi paylaşmaya gerek kalmaz. Karşı tarafın duymak istemediği bir şeyi anlatmak için daha fazla emek harcamayın. Kendi bilginizi paylaşmak zorunda değilsiniz; onun da önerinizi kabul etme zorunluluğu yok. Yardımı bir kez teklif edip kararı karşı tarafa bırakmak çoğu zaman yeterli olabilir.
Yoğun zaman ve uzmanlık isteyen yardımlarda daha da seçici olun. Her talebi üstlenmeyin. Ne kadar katkı sunabileceğinizi baştan belirtin. Emeğinizi sürekli küçümseyen veya sizi her an hizmet vermeye hazır gören ilişkilerde katkınızı sınırlayın. Birinin ihtiyacını fark etmeniz, o ihtiyacın bütün sorumluluğunu üstlenmenizi gerektirmez. Ücretsiz sunduğunuz bir katkının size olan maliyetini de hesaba katın.
Çünkü ücretsiz olan şey, bedelsiz değildir.
Bazen bedeli zamandır, zihinsel enerjidir ve mutlaka yıllarca edinilmiş bilgi birikimidir. Bazen de sürekli başkalarına yöneltilen dikkatin, insanın kendisine ayırabileceği alandan eksilmesidir.
Benim için birinin özel çabayı hak etmesi, sunduğum emeğe saygı göstermesiyle ilgili. Bunun ölçüsü bana maddi bir karşılık verebilmesi değil. Bir teşekkür, bir takdir cümlesi, verilen emeği fark etmek… Bunlar çoğu zaman yeterlidir. Kimlere daha fazla zaman ve ilgi ayıracağımı belirlerken, desteğin istenmesini ve ilişki içindeki tutumu dikkate alacağım. Sürekli ve büyük fedakârlıklarımı daha az sayıda, özenle seçtiğim ilişkide tutmayı tercih ediyorum.
Otuz yaşıma girerken kararım bu: Her konuşmada yardımcı olma sorumluluğunu üstlenmeyeceğim. Bilgimi daha seçerek paylaşacağım. Herkesin sorununu çözmeye, her ihtiyaç gördüğüm yerde devreye girmeye ya da her bildiğimi anlatmaya çalışmayacağım. Çünkü bilgi de emek de zaman da, ancak doğru kişiye ve doğru zamanda verildiğinde gerçekten değer kazanıyor.
Çocuklara karşı şefkatim ve kendi anneme karşı cömertliğim benim için ayrı bir yerde duruyor. Diğer ilişkilerimde ise neyi, ne kadar vereceğime daha dikkatli karar vereceğim.
Benden gençlere ve hâlâ kendilerinden istenmeden ya da istendiğinde fazlasıyla iyilik sunanlara iki önerim var:
- Sizden talep edilmeden iyilik sunmayın. Önce karşınızdaki kişinin bu iyiliği gerçekten istediğinden, değerini anlayacağından ve vereceğiniz desteğin ona gerçekten fayda sağlayacağından emin olun.
- Ne olursa olsun, verdiğiniz emeğin ve gösterdiğiniz özenin karşılığında büyük, içten bir teşekkürü hak ettiğinizi unutmayın.
Bu yazı yayınlandığında 30. yaş günümü kutluyor olacağım.
Otuz yaşıma hediyem şu: Karşılıksız yaptığım iyiliklerin daha fazlasını bundan sonra kendime, içimdeki küçük kıza ve o küçük kızı büyüten o harika anneye ayırmak.
Otuz yaşım bana kendi değerimi yalnızca verdiklerimle değil, sadece var olmakla da hissedebilmeyi getirsin.
Bu kez yalnızca varoluşumu kutluyorum.
Kaynakça
- Schulz, A. D., Fay, D., Schöllgen, I., & Wendsche, J. (2024). When help is not wanted: Frustrated needs and poor after-work recovery as consequences of unwanted help at work. Stress and Health, 40(5), e3415. https://doi.org/10.1002/smi.3415
- Weinstein, N., & Ryan, R. M. (2010). When helping helps: Autonomous motivation for prosocial behavior and its influence on well-being for the helper and recipient. Journal of Personality and Social Psychology, 98(2), 222–244. https://doi.org/10.1037/a0016984


