Bağlanmak mı, Bağımlı Hissetmek mi?
•Giriş
Birini sevmek, onunla vakit geçirmek, gün içerisinde yaşadıklarımızı paylaşmak ve hayatımızda ona özel bir yer açmak… Romantik ilişkilerin doğal bir parçası olan bu deneyimler, çoğu zaman kendimizi daha güvende ve değerli hissetmemizi sağlar. Peki, birini hayatımızın önemli bir parçası hâline getirirken kendi hayatımızın merkezinden uzaklaşmaya başlarsak ne olur?
Hiç partnerinizin size geç cevap vermesi nedeniyle kendinizi huzursuz hissettiğiniz oldu mu? Ya da aslında istemediğiniz bir şeye, sırf aranızda sorun çıkmasın diye evet dediğiniz? Belki de bir tartışmanın ardından bütün gününüzün nasıl geçtiği, ilişkinizin o anki durumuna bağlı olarak değişti.
Bunlar zaman zaman herkesin yaşayabileceği deneyimlerdir. Ancak bu durumlar sürekli tekrar ediyor ve kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasına neden oluyorsa üzerinde durulması gereken bir noktaya gelinmiş olabilir.
Çünkü bazen bir ilişkiyi kaybetmemek için gösterdiğimiz çaba, farkında olmadan kendimizden uzaklaşmamıza neden olabilir.
•Birini Sevmek ile Ona İhtiyaç Duymak Arasındaki Fark
Bir ilişki içerisinde partnerimize ihtiyaç duymamız son derece doğaldır. Zor bir günün ardından onunla konuşmak, desteğini hissetmek veya önemli bir karar öncesinde fikrini almak ilişkideki yakınlığın bir parçasıdır.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Partnerimizin hayatımızda önemli bir yere sahip olması ile kendimizi yalnızca onun varlığı sayesinde iyi hissedebilmemiz aynı şey değildir.
Örneğin, partneriniz arkadaşlarıyla vakit geçirmek istediğinde bunu anlayışla karşılayabiliyor musunuz? Yoksa bu durum kendinizi ikinci plana atılmış gibi hissetmenize mi neden oluyor?
Kendi başınıza bir plan yaptığınızda bundan keyif alabiliyor musunuz? Yoksa partneriniz yanınızda olmadığı için yaptığınız şeylerin anlamını yitirdiğini mi düşünüyorsunuz?
Bu soruların tek bir doğru cevabı yok. Her ilişkinin dinamiği farklıdır. Ancak kişinin kendi duygusal dünyasını ve davranışlarını fark edebilmesi, ilişkideki yakınlık ile bağımlılık arasındaki çizgiyi anlamasına yardımcı olabilir.
Bağlanma kuramının öncülerinden John Bowlby, insanın yakın ilişkilerinde güven ve destek arayışının temel psikolojik ihtiyaçlardan biri olduğunu ortaya koymuştur. Buradan hareketle, bir başkasına ihtiyaç duymanın tek başına bir sorun olmadığını söyleyebiliriz. Asıl üzerinde durulması gereken, bu ihtiyacın kişinin kendi yaşamını ve benlik algısını ne ölçüde etkilediğidir.
•Kaybetme Korkusuyla Kendimizden Vazgeçmek
Bazı ilişkilerde kişi, partnerini kaybetme ihtimalini o kadar fazla düşünür ki kendi ihtiyaçlarını ifade etmekte zorlanmaya başlar.
Bir konuda rahatsızlık duyduğunda bunu dile getirmek yerine susmayı tercih eder. Kendi düşüncesini savunmak yerine karşı tarafın beklentilerine uyum sağlar. Tartışma çıkmasın diye bazı konuları konuşmaktan kaçınır.
Başlangıçta bunlar küçük fedakârlıklar gibi görünebilir. Hatta kişi, ilişkisini korumak için böyle davranması gerektiğine inanabilir.
Ancak zamanla şu soruyu sormak gerekir: Bir ilişkiyi sürdürebilmek için sürekli kendimizden ödün vermek zorunda mıyız?
İlişkide yaşanan her anlaşmazlığın ayrılıkla sonuçlanacağı düşüncesi, kişinin kendisini ifade etmesini zorlaştırabilir. Oysa iki insanın farklı düşüncelere, ihtiyaçlara ve beklentilere sahip olması ilişkinin doğal bir parçasıdır.
Bir ilişkinin içerisinde anlaşılmak kadar anlaşmazlık yaşayabilmek de önemlidir. Çünkü sürekli uyum göstermeye çalışmak, bir süre sonra kişinin kendi isteklerini ve sınırlarını tanımasını güçleştirebilir.
•Bazen Partnerimizin Davranışlarından Çok, Onlara Yüklediğimiz Anlam Bizi Etkiler
Diyelim ki partneriniz gün içerisinde size eskisinden daha az mesaj attı.
Aklınızdan ilk ne geçer?
“Artık benimle konuşmak istemiyor.”
“Benden uzaklaşıyor.”
“Acaba bir şey mi yaptım?”
Belki de yalnızca yoğun bir gün geçiriyordur. Ancak zihnimiz her zaman olayları olduğu gibi değerlendirmez. Özellikle kaybetme korkusunun yoğun olduğu ilişkilerde belirsiz durumlar, olumsuz ihtimaller üzerinden yorumlanabilir.
Burada önemli olan, yaşanan olay ile o olaya ilişkin düşüncemizi birbirinden ayırabilmektir.
Partnerin geç cevap vermesi bir olaydır. Artık sevilmediğinizi düşünmeniz ise bu olaya yüklediğiniz anlamdır.
Bunu fark etmek, her olumsuz düşüncenin yanlış olduğu anlamına gelmez. Ancak düşüncelerimizi gerçeklerin yerine koymadan önce onları değerlendirmemiz gerektiğini hatırlatır.
Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Şu anda gerçekten ne yaşanıyor, ben bu yaşananı nasıl yorumluyorum?
Bu küçük ayrım, ilişkilerde verdiğimiz duygusal tepkileri anlamamız açısından oldukça önemlidir.
•Sağlıklı Bir İlişkide Kendimize de Yer Var mı?
Bir ilişkinin içerisinde olmak, bireysel hayatımızın sona ermesi anlamına gelmez. Arkadaşlarımızla vakit geçirmek, kendi ilgi alanlarımızı sürdürmek, kişisel hedeflerimize yönelmek ve zaman zaman yalnız kalmak da hayatımızın önemli parçalarıdır.
Bazen romantik ilişkilerde yakın olmayı, her şeyi birlikte yapmak veya her an birbirinden haberdar olmak şeklinde yorumlayabiliyoruz. Oysa yakınlık, iki insanın bütün zamanlarını birlikte geçirmesinden çok, birbirlerinin hayatında güven duyabilecekleri bir alan oluşturabilmeleriyle ilgilidir.
Feeney’nin 2007 yılında yayımlanan ve “The Dependency Paradox” başlığını taşıyan araştırması da yakın ilişkilerde destek görebilmenin kişinin bağımsız hareket edebilmesini destekleyebileceğine dikkat çekmektedir.
Yani bir ilişkide kendimizi güvende hissetmek, kendi hayatımızdan uzaklaşmamızı gerektirmez. Aksine, karşılıklı desteğin bulunduğu bir ilişkide kişi kendi hedeflerine daha rahat yönelebilir.
Belki de burada kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan biri şudur: Partnerimle birlikteyken kendime de yer açabiliyor muyum?
•Peki, Bir İlişkide Kendimizi Kaybettiğimizi Nasıl Anlarız?
Bunun her zaman büyük tartışmalarla veya belirgin sorunlarla ortaya çıkması gerekmez. Bazen oldukça sıradan görünen davranışların arkasında da kişinin kendi ihtiyaçlarından uzaklaşması bulunabilir.
Eskiden keyif aldığınız etkinlikleri artık yapmıyor olabilirsiniz. Arkadaşlarınızla görüşmek yerine sürekli partnerinizin uygun olduğu zamanı bekliyor olabilirsiniz. Bir karar alırken kendi isteğinizden önce onun nasıl karşılayacağını düşünüyor olabilirsiniz.
Hatta bazen yalnızca partnerinizin ruh hâli iyi olmadığı için kendinizi de kötü hissetmeye başlayabilirsiniz.
Bunların herhangi biri tek başına duygusal bağımlılık anlamına gelmez. Önemli olan bu davranışların ne sıklıkla yaşandığı ve kişinin yaşamını nasıl etkilediğidir.
Bu noktada küçük bir farkındalık çalışması yapabiliriz. Kendinize şu soruları yöneltin:
- Bu ilişkide kendi düşüncelerimi rahatça ifade edebiliyor muyum?
- Partnerimden farklı bir şey istediğimde suçluluk hissediyor muyum?
- İlişkimden bağımsız olarak kendime ait bir yaşam sürdürebiliyor muyum?
- Partnerimle sorun yaşadığımda kendime verdiğim değer de değişiyor mu?
- Onu kaybetmemek için aslında istemediğim davranışlarda bulunuyor muyum?
Bu sorular bir tanı koymak veya ilişkinizi iyi ya da kötü olarak sınıflandırmak için değil, kendi ilişki deneyiminizi daha yakından değerlendirebilmeniz için bir başlangıç olabilir.
•Sonuç: Birlikte Olmak, Kendimizden Vazgeçmek Değildir
Romantik ilişkiler hayatımıza birçok şey katar. Birlikte gülmek, paylaşmak, zor zamanlarda destek görmek ve bir başkasıyla ortak bir gelecek kurmak bunlardan bazılarıdır. Ancak bütün bunların içerisinde kendimize ait olan alanı koruyabilmek de en az ilişkiyi sürdürmek kadar önemlidir.
Bazen birini kaybetmemek için daha fazla çaba gösterir, daha fazla uyum sağlar ve daha fazla fedakârlık yaparız. Fakat bütün bunları yaparken kendi ihtiyaçlarımızı ne kadar duyabiliyoruz?
Belki de ilişkilerde kendimize daha sık sormamız gereken soru şudur: Bu ilişkinin içerisinde yalnızca sevdiğim kişiye mi yer açıyorum, yoksa kendime de yer bırakıyor muyum?
Çünkü sağlıklı bir ilişki, iki insanın birbirine ihtiyaç duymadığı bir ilişki değildir. İki insanın birbirine yakınlık duyarken kendi kimliğini, isteklerini ve bireyselliğini de koruyabildiği bir ilişkidir.
Birini sevmek, kendimizden vazgeçmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Bazen bir ilişkide kurabileceğimiz en sağlıklı bağ, birbirimize yakın kalırken kendimizden de uzaklaşmamayı öğrenmektir.
Sevgiyle kalın…
Kaynakça
- Kaynakça
- Bowlby, J. (1982). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment (2nd ed.). Basic Books.
- Feeney, B. C. (2007). The dependency paradox in close relationships: Accepting dependence promotes independence. Journal of Personality and Social Psychology, 92(2), 268–285. https://doi.org/10.1037/0022-3514.92.2.268



