Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Hiç Yaşanmamış Bir Hayatın Cazibesi: Karşıolgusal Düşünme

Ceren Güler Yazar: Ceren Güler
11 dk.okuma süresi
Hiç Yaşanmamış Bir Hayatın Cazibesi: Karşıolgusal Düşünme

Hiç Yaşanmamış Bir Hayatın Cazibesi: Karşıolgusal Düşünme

"İnsan bazen sahip olmadığı şeyi, sahip olduklarından daha parlak sanır. Çünkü uzakta duran ihtimal, henüz gündelik hayatın sınavına girmemiştir."

İnsan zihni, gerçekleşmiş olanla yetinmekte pek usta değildir. Bir kararın ardından, seçilmeyen yol birden aydınlanır. Bir şey elde edildiğinde ise ona kavuşmadan önceki günlerin özlemi, “Şimdi her şey değişecek,” diye kurulan cümleler ve o ihtimale yüklenen anlamlar geride kalır. Hayat, çoğu zaman yalnızca yaşananlardan değil, yaşanabilecek başka hayatların gölgesinden de oluşur. Bu gölge bazen kısa bir an belirip kaybolur; bazen de insanın bugüne bakışını sessizce değiştirecek kadar uzun süre yanında kalır. Çünkü zihinde kurulan alternatif, yalnızca başka bir olayın nasıl sonuçlanacağını değil, kişinin o hayatın içinde nasıl biri olacağını da vaat eder.

Belki de bu yüzden “Ya şöyle olsaydı?” sorusu, zihnimizde bu kadar geniş bir yer kaplar. O iş olsaydı daha mı mutlu olurdum? O ilişki bitmeseydi bugün nasıl biri olurdum? Başka bir şehirde yaşasaydım kendimi daha özgür hisseder miydim? Hiç başlamadığım bir yol, bazen yürüdüğüm yoldan daha davetkâr görünür. Çünkü bir ihtimal, yaşanmadığı sürece bütün kusurlarından korunur. Üstelik bu soruların içinde yalnızca geçmişe dair bir merak yoktur; kimi zaman geleceğe ilişkin bir umut da saklıdır: “Belki o zaman içimdeki huzursuzluk diner, belki o zaman kendimi daha tamamlanmış hissederim.” İnsan, olasılığın kendisine değil, onunla birlikte geleceğini düşündüğü yeni hâline de özlem duyabilir.

Uzakta duran şeyin cazibesi biraz da buradan gelir. Onu henüz gündelik hayatın içine almamışızdır; sabah telaşını, beklenmedik güçlüklerini, tekrar eden yanlarını bilmeyiz. Zihin boşlukları çoğu zaman en güzel ihtimallerle doldurur. Oysa gerçekleşmiş olan, bütün ayrıntılarıyla karşımızdadır: güzelliğiyle, yüküyle, sıradan bir salı günüyle… Hayal edilen seçenek yalnızca en parlak sahnelerini gösterirken, yaşanan seçenek bütün mevsimleriyle oradadır. Karşılaştırma da tam bu noktada adaletsizleşir. Yaşanmamış seçeneğin sıradan günleri henüz yoktur; yorucu yanları, ertelenmiş planları, hayal kırıklıkları ve kendi içinde taşıdığı belirsizlikler görünmez. Gerçek hayat bütün ayrıntılarıyla hatırlanırken ihtimal, çoğu zaman yalnızca özlenen duygunun ışığında belirir.

Psikolojide geçmişteki bir olayın başka türlü gerçekleşmesi hâlinde ne olabileceğini düşünmeye “karşıolgusal düşünme” denir. Bu düşünce her zaman zararlı değildir; bazen deneyimlerden ders çıkarmaya ve sonraki adımı daha bilinçli atmaya yardım eder. Ancak “Başka türlü olsaydı” düşüncesi, yaşanmamış seçeneği kusursuz bir hayat gibi sunmaya başladığında, yol göstermekten çok bugünden uzaklaştırabilir. Çünkü gerçekleşmeyen ihtimalin de kendi güçlükleri, kayıpları ve bilinmeyenleri olacaktı. İnsan çoğu zaman o ihtimalin tüm yaşamını değil, yalnızca içini burkan ya da heyecanlandıran birkaç sahnesini hayal eder. Buradaki belirleyici fark, düşüncenin içeriğinden çok kişiyi nereye götürdüğüdür: Daha önce ne olduğunu anlamaya ve bugün farklı bir adım seçmeye mi, yoksa değiştirilemeyecek bir geçmişin içinde tekrar tekrar yaşamaya mı?

“Keşke daha erken fark etseydim,” cümlesi bazen geleceğe açılan küçük bir kapı olabilir. Kişiye neyi önemsediğini, hangi sınırını korumak istediğini ya da bir dahaki sefere neyi farklı yapabileceğini gösterir. Fakat aynı cümle, zamanla “O zaman bütün hayatım başka türlü olurdu,” düşüncesine dönüşürse, bugünkü seçenekleri gölgeleyebilir. Pişmanlık, yaşananla değer verilen şey arasındaki mesafeyi haber verebilir; ama o mesafenin nasıl kapatılacağını tek başına söylemez. Bunun için soruyu geçmişteki kararın çevresinde döndürmek yerine, bugünde mümkün olan adıma çevirmek gerekir.

Üstelik bir şeyi elde etmek, ona yüklenen bütün anlamların da gerçekleşeceği anlamına gelmez. Bazen bir hedefe ulaşıldığında kısa bir sevinç yaşanır, ardından yeni bir hedef belirir. Aranan şeyin kendisi kadar, onun yaşatacağı düşünülen hâl de özlenmiş olabilir: güvende olmak, değerli hissetmek, özgürleşmek, kabul görmek… Hedef gerçekleştiğinde gündelik hayat yeniden başlar; beklenen duygunun her an sürmediği fark edilir. Bu, hedefin yanlış ya da sevincin sahte olduğu anlamına gelmez. Yalnızca insanın yeni koşullara uyum sağlayabilen bir varlık olduğunu hatırlatır. Psikolojide “hedonik uyum” adı verilen bu eğilim, olumlu değişimlerin duygusal etkisinin zamanla azalabilmesini ve beklentilerin yeniden yükselmesini açıklar. Bir dileğin gerçekleşmesinden sonra sevincin gündelik hayatın içine karışması, o dileğin değersiz olduğunu göstermez; çoğu zaman yalnızca yeniliğin yerini tanıdıklığın aldığını gösterir.

Bu yüzden “Kavuşunca neden eskisi kadar mutlu değilim?” sorusunun yanıtı her zaman “Yanlış şeyi istedim,” değildir. Belki de istenen şey gerçekten kıymetlidir, fakat ondan beklenen duygu tek başına bir hedefin taşıyabileceğinden daha büyüktür. Bir başarı, kişinin yeterli olduğuna dair bütün kuşkularını susturmayabilir; sevilen biri, her zaman güvende hissetmeyi sağlayamayabilir; yeni bir başlangıç, geçmişin izlerini kendiliğinden silmeyebilir. Bu farkı görmek, umudu azaltmaz. Hedefin üzerine yığılan bütün duygusal yükü fark ettirerek kişinin gerçek ihtiyacına daha yakından bakmasını sağlar.

Schopenhauer da "İsteme ve Tasarım Olarak Dünya" adlı eserinin 57. bölümünde, insanın arzu etmekle arzusuna kavuşmak arasında gidip gelişini ele alır; hayatı acı ile can sıkıntısı arasında salınan bir sarkaç imgesiyle anlatır. Bu düşünce bugünün hayatında da karşılık bulur: İnsan bazen bir şeyin yokluğundan, bazen de ona alışmış olmaktan huzursuzluk duyabilir. Yine de bu, her isteğin boş ya da her kavuşmanın hayal kırıklığı olduğu anlamına gelmez. Bir şeyi istemek, değişmek ve yeni bir yön aramak hayatın doğal parçalarıdır. Asıl mesele, her yeni isteği mevcut hayatın yetersizliğine dair kesin bir kanıt gibi görmeye başladığında ortaya çıkar. İstek, bazen eksikliğin sesidir; bazen de merakın, canlılığın ve henüz denenmemiş bir olasılığa doğru hareket etme arzusunun.

Bu noktada şu soru, isteğin ardındaki ihtiyacı görünür kılabilir: “Bu şeyi gerçekten mi istiyorum, yoksa bana yaşatacağını düşündüğüm duyguyu mu istiyorum?” Bazen arzulanan yeni iş, yalnızca başka bir meslek değil; görülme ve yeterli hissetme arzusudur. Bazen özlenen kişi kadar, o kişinin yanında olunduğu düşünülen hâl de özlenir. İsteğin ardındaki ihtiyacı fark etmek, onu küçümsemek değildir. Tam tersine, ne arandığını daha dürüstçe anlamaya çalışmaktır. Çünkü “Özgür olmak istiyorum” cümlesiyle “Şu anki koşullarımda nefes alamıyorum” cümlesi aynı yere işaret etmeyebilir; ilki bir yönü, ikincisi karşılanmamış somut bir ihtiyacı anlatıyor olabilir. İhtiyaç anlaşılabildiğinde, ona ulaşmanın tek yolunun zihinde büyütülen o seçenek olup olmadığı da yeniden düşünülebilir.

Bir başka soru da şudur: “Bu ihtimal gerçekleşseydi, hayatımın hangi tarafları değişecek; hangileri benimle gelmeye devam edecekti?” Çünkü başka bir şehir, başka bir iş ya da başka bir ilişki, insanı bütünüyle başka birine dönüştürmeyebilir. Bazı dertler yer değiştirir, bazılarıysa kişiyle birlikte gelir. Bunu görmek, hayal kurmaktan vazgeçmek değil; hayali, gerçekliğin tek ölçüsü hâline getirmemektir. Aynı zamanda hiçbir seçeneğin bir insanı tümüyle başka birine dönüştürmek zorunda olmadığını hatırlamaktır. Yeni bir hayat ihtimali elbette yeni deneyimler ve değişim olanağı sunabilir fakat insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi, alışkanlıklarını ve taşıdığı soruları da hesaba katmak gerekir.

Kimi zaman yaşanmamış hayatın cazibesini başkalarının hayatına bakarken de kurarız. Başkasının kararları, başarıları ya da paylaştığı güzel anlar, kendi hayatının tamamına karşı bir ölçü gibi kullanılabilir. Oysa başkasının görünen birkaç sahnesini, kişinin kendi hayatının gündelik ve zorlayıcı bütün ayrıntılarıyla karşılaştırmak da benzer bir dengesizlik yaratır. Başka birinin yolunun uzaktan nasıl göründüğü, o yolun içeriden nasıl yaşandığını anlatmaz. Bu tür karşılaştırmalar, arzunun yönünü belirlemekten çok, kişinin neye özlem duyduğunu fark etmesine yardımcı olabilir: Daha fazla özgürlük mü, görülmek mi, ait hissetmek mi, yoksa yalnızca biraz dinlenmek mi?

Biraz üzerinde düşündüğümüzde belki de "huzurlu" dediğimiz anlar, hiçbir şeyi arzulamamakta değil; arzuların yanında, şu anda yaşanan hayatı da görebilmekte saklıdır. Bir hedefe yürürken bugünü yalnızca geçilmesi gereken bir koridora çevirmemek… Bir şeyi beklerken, ona kavuşmadan önceki hayatı eksik ve değersiz ilan etmemek… Ve “Ya şöyle olsaydı?” sorusunun hangi ihtiyaca götürdüğünü merak etmek. Geleceğe yönelmekle bugünü ertelemek arasındaki çizgi ince olabilir. Bazen bir hedef uğruna çaba göstermek anlamlıdır; bazen de mutluluğu yalnızca o hedefin sonrasına bırakmak, hayatın yaşanabilir kısmını sürekli ileri taşır.

Elbette her memnuniyetsizlik, zihnin kurduğu kusursuz ihtimallerden ibaret değildir. Bazen gerçekten karşılanmayan ihtiyaçlar, daraltıcı koşullar ya da değişmesi gereken düzenlemeler vardır. “Elindekinin kıymetini bil” demek, yaşanan güçlüğü görmezden gelmeye ya da kişiyi olduğu koşullara razı etmeye dönüşmemelidir. Buradaki ayrım daha inceliklidir: Bir ihtiyacın bugünkü hayatta karşılığı olup olmadığını anlamak başka, yaşanmamış bir seçeneği bütün sorunları çözecek kusursuz bir hayat gibi düşünmek başkadır. İlki harekete geçmeye; ikincisi ise çoğu zaman bitmeyen bir kıyaslamaya çağırır. Kişinin kendine gösterebileceği özen, hem gerçek eksikliği ciddiye almak hem de hayalin vaat ettiği kusursuzluğu sorgulayabilmektir.

Belki de huzur, “Hangi hayat beni hiç üzmezdi?” sorusuna yanıt bulmakta değil; “Bugün hangi ihtiyacım karşılanmıyor ve bunun için hangi somut adımı atabilirim?” diye sorabilmektedir. Çünkü hayat, tüm ihtimallerin kusursuzca sınandığı bir yer değil; bir seçim yapıp onun sonuçlarıyla karşılaşılan, sonra gerektiğinde yeniden yön bulunabilen bir alandır. Seçilen yolun her noktasını sevmek gerekmez. Bir kararın zor yanlarını görmek, o kararın bütünüyle yanlış olduğu anlamına da gelmez. Bazen insan, seçtiği yolun içinden başka bir yön açabilir; bazen de o yolun artık kendisine iyi gelmediğini fark edip yeni bir karar alabilir. Her iki durumda da değişimin imkânı, yalnızca geçmişi yeniden yazmakta değil, bugüne bakabilmektedir.

Çünkü gerçekleşmeyen şeylerin cazibesi, her zaman daha doğru oldukları anlamına gelmez. Bazen yalnızca henüz yaşanmamış olmalarının verdiği parlaklıktır bu. Yaşanmamış bir hayat zihinde güzel tutulabilir; ama bugünün bütün gerçekliğiyle kıyaslanamaz. Belki de en nazik olan, seçilmeyen yolları sonsuza dek kusursuzlaştırmak yerine, seçilen yolun içinde hâlâ mümkün olan güzellikleri fark etmektir. Bu, geçmişte verilen her kararı onaylamak ya da bugünkü hayattan memnun olmak zorunluluğu değildir. Daha çok, ihtimalleri düşünürken bugünün gerçeğini de masada tutabilmektir.

Belki de “Ya şöyle olsaydı?” sorusu, insanı seçmediği hayatın içinde kaybetmek zorunda değildir. Bazen o sorunun ardında hangi özlemin, hangi korkunun ya da hangi ihtiyacın bulunduğunu gösterir. O zaman yaşanmamış bir dünyanın kapısını aralayan düşünce, pişmanlığı büyüten bir tekrar olmaktan çıkar; bugünde neye yönelmek gerektiğini anlatan bir işarete dönüşür. Her arzunun peşinden çılgınca koşmak da gerekmez. Fakat arzunun hangi duyguyu aradığını anlayabilmek, insanın hem geleceğe dair seçimlerini hem de şu anda yaşadığı hayatla ilişkisini daha sahici kılabilir.

Kaynakça

  • Schopenhauer’ın sarkaç imgesi için: *The World as Will and Presentation*, Kitap IV, §57. Karşıolgusal düşünme ve hedonik uyum kavramları, aşağıdaki çalışmalardan yararlanılarak popüler psikoloji diliyle ele alınmıştır.
  • Epstude, K., & Roese, N. J. (2008). The functional theory of counterfactual thinking. *Personality and Social Psychology Review, 12*(2), 168–192. https://doi.org/10.1177/1088868308316091
  • Lyubomirsky, S., Sheldon, K. M., & Schkade, D. (2005). Pursuing happiness: The architecture of sustainable change. *Review of General Psychology, 9*(2), 111–131. https://doi.org/10.1037/1089-2680.9.2.111
Ceren Güler Ceren Güler
Ben Uzman Psikolog Ceren Güler. Bilişsel Davranışçı Terapi ve Çözüm Odaklı Terapi ekolleriyle ergen ve yetişkinlerle çalışıyorum. Kaygı, depresyon ve ilişkisel zorluklar üzerine yoğunlaşıyor, hem online hem yüz yüze seanslar yürütüyorum.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!