Giriş
Bir dönem kötü bir haber gördüğümüzde günümüzün geri kalanı etkilenirdi. Bir deprem görüntüsü, savaş haberi, şiddet olayı ya da başka bir felaket karşısında durup düşünür, üzülür, öfkelenir veya korkardık. Şimdi ise bazen birkaç saniye bakıp kaydırıyoruz. Bir sonraki habere, bir sonraki videoya geçiyoruz. Hatta bazı insanlar bunu açıkça ifade ediyor: “Artık hiçbir şeye şaşırmıyorum.”
Bu cümle ilk bakışta güçlü görünse de psikolojik açıdan her zaman güçlenmek anlamına gelmiyor. Bazen zihnin sürekli olumsuz uyaranla karşılaşmaya verdiği bir uyum tepkisini anlatıyor. Bazen de kişinin kendisini korumak için duygusal mesafe koyduğunu gösteriyor.
Üstelik bugün haberle karşılaşmak için özellikle haber izlememiz gerekmiyor. Bildirimler, sosyal medya akışları, kısa videolar ve arkadaşlarımızın paylaşımları aracılığıyla gündem günlük hayatın içine sürekli giriyor. 2026’da yayımlanan RTÜK araştırmasına göre 15–21 yaş grubundaki gençlerin %82,4’ü haber almak için sosyal medyayı kullanıyor ve günlük ortalama sosyal medya kullanımı 3 saat 24 dakika (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu [RTÜK], 2026). Reuters Institute’un 2026 Digital News Report verileri ise Türkiye’de insanların %60’ının haberleri bazen veya sıklıkla kaçındığını gösteriyor (Reuters Institute for the Study of Journalism [RISJ], 2026). Yani bir tarafta haberden kaçınma, diğer tarafta haberle sürekli karşılaşma aynı anda yaşanabiliyor.
Peki kötü haberlere bu kadar uzun süre maruz kalmak bizi gerçekten “alıştırıyor” mu, yoksa başka bir şey mi oluyor?
Kötü haberlere alışmak ne demek?
Psikolojide tekrar tekrar karşılaşılan bir uyarana verilen tepkinin zaman içinde azalmasına habituasyon, yani alışma denir. Olumsuz görüntülere tekrar tekrar maruz kalındığında kişinin ilk karşılaşmadaki yoğun duygusal tepkisinin azalması mümkün olabilir. Tekrarlanan olumsuz görüntüler üzerine yapılan bir fMRI çalışmasında da davranışsal düzeyde habituasyon ve amigdala dahil bazı bölgelerde aktivite değişimleri gözlenmiştir (Denny et al., 2014).
Ancak burada önemli bir ayrım var: Bir habere daha az tepki vermek, o haberin kişiyi hiç etkilemediği anlamına gelmez.
Örneğin ilk kez ağır bir kaza haberi gördüğünüzde yoğun bir sıkıntı hissedebilirsiniz. Aynı gün bunun gibi onlarca haber gördüğünüzde onuncu haberde aynı yoğunluğu yaşamayabilirsiniz. Bu, beynin her uyaranı ilk karşılaşmadaki alarm düzeyinde işlemeye devam etmemesiyle ilişkili olabilir. Bir anlamda sistem “bunu daha önce gördüm” diyerek tepkiyi düzenler.
Bu mekanizma günlük yaşamı sürdürebilmemiz açısından gereklidir. Eğer her kötü haberde ilk haberdeki kadar yoğun tepki verseydik, sürekli alarm halinde yaşardık. Dolayısıyla alışma tek başına bir psikolojik bozukluk değildir.
Sorun, bu alışmanın sürekli olumsuz içerik tüketimini normalleştirmesi ve kişinin kendi duygusal durumunu fark etmesini zorlaştırmasıyla başlayabilir.
“Hiçbir şey hissetmiyorum” gerçekten hiçbir şey hissetmemek mi?
Kötü haberlere maruz kalan bir kişinin zamanla daha az şaşırması, bazen duygusal duyarsızlaşma veya mesafe koyma şeklinde görülebilir. Fakat bunu otomatik olarak “duygular köreldi” diye yorumlamak doğru olmaz.
Çünkü aynı kişi haberleri izlerken çok az tepki verirken gün içinde huzursuzluk, uyku sorunları, zihinsel yorgunluk, tahammülsüzlük veya sürekli tetikte olma hali yaşayabilir. Yani duygu ortadan kalkmak yerine başka bir biçimde ortaya çıkabilir.
Araştırmalar da olumsuz haber içeriğinin duygusal etkisinin kişiden kişiye değişebildiğini gösteriyor. Günlük haber maruziyetini inceleyen bir çalışmada, haberlerin daha olumsuz algılanmasının daha fazla negatif duygulanım ve daha az pozitif duygulanımla ilişkili olduğu; haberin kişi için ne kadar kişisel anlam taşıdığının bu ilişkiyi etkilediği bulunmuştur (de Hoog & Verboon, 2020).
Bu nedenle aynı haberi iki kişi aynı şekilde yaşamaz. Bir kişinin “Sadece baktım ve geçtim” dediği içerik, başka bir kişide gün boyunca zihinsel meşguliyete dönüşebilir.
Asıl mesele sadece kötü haber değil, sürekli maruz kalmak
Bugünün önemli farkı, haber tüketiminin artık belirli bir zaman dilimiyle sınırlı olmaması. Eskiden haberleri belirli saatlerde izlemek daha yaygındı. Şimdi haber akışı günün her anında karşımıza çıkabiliyor.
Bu durum bilgiye erişimi kolaylaştırırken psikolojik olarak bir başka sorunu da beraberinde getiriyor: zihnin kapanış yapamaması.
Bir olay hakkında bilgi aldıktan sonra telefonumuzu kapatmak yerine aynı olayın yeni görüntülerini, yorumlarını, farklı hesapların paylaşımlarını ve kullanıcıların tepkilerini görmeye devam ediyoruz. Böylece tek bir olay, zihinsel olarak onlarca kez yeniden yaşanabiliyor.
Özellikle “doomscrolling” olarak adlandırılan, kişinin olumsuz haberleri ve içerikleri durmakta zorlanarak art arda tüketmesi bu döngünün daha yoğun bir biçimi. Türkiye’den 400 yetişkinle yapılan bir çalışmada doomscrolling ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide ikincil travmatik stresin ve mindfulness düzeyinin önemli aracılar olduğu bulunmuştur. Daha yüksek doomscrolling, olumsuz haberlere daha fazla odaklanma ve ikincil travmatik stres belirtileriyle ilişkiliydi (Taskin et al., 2024).
Burada önemli olan şu: Kişi bazen haberi görmekten korktuğu halde telefonu bırakmaz. Çünkü bilgi almak, belirsizliği azaltacakmış gibi hissettirebilir. “Bir gelişme oldu mu?”, “Daha kötü bir şey yaşandı mı?”, “Ne olduğunu tam olarak öğrenmeliyim” düşüncesi kişiyi tekrar tekrar ekrana götürebilir.
Fakat paradoksal biçimde daha fazla bilgi her zaman daha fazla kontrol hissi yaratmaz. Bir noktadan sonra bilgi arayışı, kaygıyı düzenlemek yerine kaygının kendisini besleyen bir davranışa dönüşebilir. Problemli haber tüketiminin daha yüksek düzeylerinin daha fazla zihinsel ve fiziksel iyi oluş kaybıyla ilişkili olduğu da gösterilmiştir (Newman et al., 2022).
Neden kötü haberlere bakmayı sürdürüyoruz?
Bunun birkaç psikolojik nedeni olabilir.
İlki, tehditlere dikkat verme eğilimimizdir. İnsan zihni hayatta kalmak için potansiyel tehlikeleri fark etmeye duyarlıdır. Bu nedenle kötü bir haber, sıradan ve olumlu bir haberden daha fazla dikkat çekebilir.
İkincisi, belirsizliktir. Belirsiz bir durumda bilgi toplamak kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Ancak kişi “tam olarak ne zaman bitecek?” sorusunun cevabını haber akışında aramaya başladığında sonsuz bir kontrol döngüsüne girebilir.
Üçüncüsü, kişisel ve toplumsal yakınlıktır. Haber yalnızca uzak bir olaydan bahsetmiyorsa; yaşadığımız şehir, ekonomik koşullarımız, ailemiz, çocuklarımız, geleceğimiz veya değer verdiğimiz insanlar söz konusuysa psikolojik etkisi artabilir.
Dördüncüsü ise alışkanlıktır. Telefonu açmak, haber akışına bakmak ve kötü bir gelişme gördükçe biraz daha aşağı kaydırmak zaman içinde otomatikleşebilir. Böylece kişi neden baktığını düşünmeden aynı davranışı tekrar edebilir.
Ve bütün bunların ortasında bir başka risk ortaya çıkar: haber yorgunluğu.
Haber yorgunluğu ve duygusal tükenme
Haber yorgunluğu, yalnızca “çok haber okumaktan sıkılmak” değildir. Sürekli olumsuzluk, çatışma, kriz ve tehdit içeren içeriklerle karşılaşmak kişide bunalmışlık ve zihinsel tükenmişlik hissi yaratabilir.
Reuters Institute’un 2026 verilerinde dünya genelinde haberlerden kaçınanların oranı %42’ye ulaşırken Türkiye’de bu oran %60 olarak bildirildi (RISJ, 2026). Haberlerden uzaklaşmanın nedenleri arasında haberlerin fazla olumsuz, bunaltıcı veya kişinin günlük yaşamına fazla yük bindirici bulunması da yer alıyor.
Bu noktada haberden uzaklaşmak her zaman sağlıksız değildir. Bazen bilinçli olarak haber tüketimini azaltmak, kişinin kendisini düzenlemesinin sağlıklı bir yolu olabilir. Problem, iki uçta ortaya çıkabilir: kişi ya sürekli olumsuz içerik tüketir ya da kendisini korumak için dünyada olup biten her şeyden tamamen kopar.
Sağlıklı olan, ikisinin arasında bir sınır kurabilmektir.
Çünkü sürekli kötü haber tüketmek kadar, “artık hiçbir şey görmek istemiyorum” noktasına gelmek de kişinin dünyayla bağını zayıflatabilir. Özellikle toplumsal olaylar söz konusu olduğunda duyarsızlaşma bazen yalnızca bireysel bir savunma değil, ortak yaşamla kurulan ilişkinin de zayıflaması anlamına gelebilir.
Kötü haberlere alışmak bizi daha güçlü mü yapıyor?
Her zaman değil.
Psikolojik dayanıklılık, hiçbir şeyden etkilenmemek değildir. Dayanıklılık; zorlayıcı bir durum karşısında duyguları fark edebilmek, gerektiğinde düzenleyebilmek ve yaşamın diğer alanlarını sürdürebilmektir.
Bu nedenle “artık hiçbir şeye şaşırmıyorum” cümlesini bir başarı göstergesi gibi değerlendirmek yerine, bazen bir soru olarak ele almak daha sağlıklı olabilir:
“Gerçekten alıştım mı, yoksa çok yoruldum mu?”
Çünkü bu ikisi birbirinden farklıdır.
Alışmak, kişinin bir uyarana daha dengeli tepki verebilmesi anlamına gelebilir. Tükenmek ise kişinin artık tepki verecek enerjisinin kalmamasıyla ilişkili olabilir. Dışarıdan bakıldığında ikisi de “umursamıyor” gibi görünebilir.
Sonuç
Kötü haberlerin hayatımızın sürekli bir parçası haline gelmesi, ruh sağlığımız açısından yalnızca ne kadar haber tükettiğimiz sorusunu değil, haberle nasıl bir ilişki kurduğumuzu da önemli hale getiriyor.
Bazen fazla haber tüketiyoruz çünkü kontrol sahibi olmak istiyoruz. Bazen kaçınıyoruz çünkü artık taşıyamıyoruz. Bazen de o kadar çok görüyoruz ki ilk karşılaşmadaki şaşkınlığımızı kaybediyoruz.
“Artık hiçbir şeye şaşırmıyorum” dediğimizde kendimize kızmak yerine bu cümleyi bir sinyal olarak dinlemek önemli olabilir. Çünkü amaç dünyadaki acılara karşı tamamen duyarsızlaşmak değil; onları görürken kendi psikolojik sınırlarımızı da koruyabilmek.
Öneriler
• Haber için gün içinde belirli zaman aralıkları belirleyin. Sürekli bildirim kontrol etmek yerine haber tüketimini daha sınırlı ve bilinçli hale getirin.
• Aynı olayı farklı hesaplardan tekrar tekrar takip etmenin size gerçekten yeni bilgi sağlayıp sağlamadığını sorgulayın.
• Haber tüketiminden sonra bedeninizi ve duygularınızı fark edin. Kaygı, huzursuzluk, öfke veya zihinsel yorgunluk artıyorsa bunu görmezden gelmeyin.
• Uyku öncesinde yoğun ve olumsuz haber tüketimini azaltmayı deneyin. Günün son saatlerini zihnin sürekli alarmda kalmayacağı bir geçiş alanı haline getirin.
• Güvenilir ve sınırlı sayıda haber kaynağı belirleyin. Bilgi edinmek ile sürekli maruz kalmak aynı şey değildir.
• Haber tüketimini tamamen bırakmak yerine size iyi gelen bir sınır oluşturun. Amaç dünyadan kopmak değil, dünyayla ilişkinizi daha sağlıklı bir biçimde sürdürmektir.
• Eğer haberlerle ilgili yoğun kaygı, sürekli tetikte olma, uyku sorunları, günlük işlevsellikte bozulma veya travmatik içeriklerden sonra uzun süre devam eden belirtiler yaşıyorsanız bir ruh sağlığı uzmanından destek almayı değerlendirin.
Kaynakça
- Denny, B. T., Fan, J., Liu, X., Guerreri, S., Mayson, S. J., Rimsky, L., New, A. S., Siever, L. J., & Koenigsberg, H. W. (2014). Insula-amygdala functional connectivity is correlated with habituation to repeated negative images. Social Cognitive and Affective Neuroscience, 9(11), 1660–1667. doi:10.1093/scan/nst160 de Hoog, N., & Verboon, P. (2020). Is the news making us unhappy? The influence of daily news exposure on emotional states. British Journal of Psychology, 111(2), 157–173. doi:10.1111/bjop.12389
- Newman, N., Fletcher, R., Robertson, C. T., Eddy, K., & Nielsen, R. K. (2022). Reuters Institute digital news report 2022. Reuters Institute for the Study of Journalism.
- Price, M., Legrand, A. C., Brier, Z. M. F., van Stolk-Cooke, K., Peck, K., Dodds, P. S., Danforth, C. M., & Adams, Z. W. (2022). Doomscrolling during COVID-19: The negative association between daily social and traditional media consumption and mental health symptoms during the COVID-19 pandemic. Psychological Trauma: Theory, Research, Practice, and Policy, 14(8), 1338–1346. doi:10.1037/tra0001202
- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu. (2026). Gençlerin Medya Kullanımı ve Dijital Okuryazarlık Araştırması-2025.
- Reuters Institute for the Study of Journalism. (2026). Digital News Report 2026.
- Satici, S. A., Gocet-Tekin, E., Deniz, M. E., & Satici, B. (2023). Doomscrolling scale: Its association with personality traits, psychological distress, social media use, and wellbeing. Applied Research in Quality of Life, 18(2), 833–847. doi:10.1007/s11482-022-10110-7
- Taskin, S., Yildirim Kurtulus, H., Satici, S. A., & Deniz, M. E. (2024). Doomscrolling and mental well-being in social media users: A serial mediation through mindfulness and secondary traumatic stress. Journal of Community Psychology, 52(3), 512–524. doi:10.1002/jcop.23111

