Çocuğum Zorbalık Yapıyor Olabilir mi?
Bir ebeveyn olarak çocuğumuzun zorbalığa uğradığını öğrenmek hepimizi endişelendirir. Peki ya hikâyenin diğer tarafındaysa? Çocuğumuz başka bir çocuğu dışlıyor, küçük düşürüyor, korkutuyor ya da arkadaş grubunu bir başkasına karşı kullanıyorsa bunu fark edebilir miyiz?
Bu ihtimal çoğu ebeveyn için rahatsız edicidir. Çünkü çocuklarımızı çoğunlukla “iyi çocuklar” olarak görürüz. Onların başkalarını incitebileceğini düşünmek, bazen kabul etmekte zorlandığımız bir gerçektir. Oysa önemli olan çocuğumuzu “zorba” olarak etiketlemek değil, hangi davranışın neden ortaya çıktığını anlamak ve davranışın sorumluluğunu ona kazandırmaktır.
“Benim çocuğum yapmaz” demeden önce…
Zorbalık her zaman kolay fark edilen bir davranış değildir. Fiziksel şiddet kadar; alay etmek, sürekli bir çocuğu grubun dışında bırakmak, hakkında söylenti yaymak, tehdit etmek, sosyal çevresini kullanarak baskı kurmak veya dijital ortamlarda küçük düşürmek de zorbalığın bir parçası olabilir.
Üstelik bazı çocuklar bunu yetişkinlerin gözü önünde yapmaz. Evde sevgi dolu, uyumlu ve sakin görünen bir çocuk okulda farklı davranabilir. Bu nedenle ebeveyn olarak kendimize yalnızca “Çocuğum bunu yapar mı?” diye sormak yerine, “Çocuğum arkadaşlarıyla ilişkilerinde nasıl davranıyor?” diye sormak daha değerlidir.
Her çatışma zorbalık değildir
Çocukların birbirleriyle tartışması, zaman zaman öfkelenmesi veya anlaşmazlık yaşaması gelişimin doğal bir parçasıdır. Her kavga ya da her kırıcı söz zorbalık anlamına gelmez. Zorbalığı diğer çatışmalardan ayıran önemli unsurlardan biri, davranışın güç dengesizliği içinde tekrarlanması ve karşı taraf üzerinde zarar verici bir etki yaratmasıdır.
Burada asıl mesele yalnızca “Ne yaptı?” sorusu değildir.
“Karşısındaki çocuk ne yaşadı ve benim çocuğum bunun farkında mı?”
Bu soru, ebeveynlik açısından çok daha önemli bir başlangıç noktasıdır.
Peki çocuklar neden zorbalık yapar?
Zorbalık davranışının tek bir nedeni yoktur. Bazı çocuklar akranları üzerinde güç ve statü kazanmak isteyebilir. Bazıları gruba ait olabilmek için başkalarını dışlayabilir. Bazıları ise öfkesini düzenlemekte, empati kurmakta veya sınırları anlamakta zorlanabilir. Bazen çocuk, kendi davranışının sonuçlarını gerçekten fark etmiyor olabilir. Bazen de “Herkes gülüyordu”, “Şaka yaptım”, “O da bana yaptı” diyerek davranışını normalleştirebilir. Tam da burada ebeveynin tutumu önem kazanır. Çocuğu utandırmak, aşağılamak veya “Sen nasıl böyle bir şey yaparsın?” diyerek kişiliğine saldırmak, çoğu zaman davranışı anlamaya yardımcı olmaz. Bunun yerine çocuğa davranışının sorumluluğunu almayı öğretmek gerekir.
“İyi çocuk” yetiştirmek, hiç hata yapmayan çocuk yetiştirmek değildir
Çocuklarımızın hiçbir zaman öfkelenmemesini, kıskanmamasını, hata yapmamasını veya kimseyi kırmamasını beklemek gerçekçi değildir. Asıl hedef, çocuğun hata yaptığında şunu öğrenebilmesidir: “Yaptığım şeyin sorumluluğunu alabilirim ve davranışımı değiştirebilirim.”
Bunun için çocuklarımızla empati hakkında konuşmak kadar, günlük yaşamda empatiyi onlara göstermek de önemlidir. Evde kardeşine, arkadaşına, öğretmenine veya başka bir yetişkine yönelik küçümseyici konuşmaların nasıl karşılandığı; farklı olan insanlara nasıl yaklaşıldığı, hata yapan kişilere nasıl davranıldığı çocuğun sosyal dünyasını şekillendirir. Çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, nasıl davrandığımızı da öğrenir.
Ebeveyn olarak kendimize hangi soruları sorabiliriz?
Bazen en değerli farkındalık, çocuğa yönelttiğimiz sorulardan önce kendimize yönelttiğimiz sorularla başlar:
- Çocuğum hata yaptığında ona nasıl tepki veriyorum?
- Başkalarını küçümseyen bir şakayı “Çocuk işte” diyerek geçiştiriyor muyum?
- Evimizde farklılıklara nasıl yaklaşıyoruz?
- Çocuğum kaybettiğinde, reddedildiğinde veya istediği olmadığında nasıl baş ediyor?
- Başkalarının duygularını fark etmesine alan açıyor muyum?
- Çocuğumun başarısını, popülerliğini veya “güçlü” olmasını insanlara nasıl davrandığından daha önemli bir yere koyuyor muyum?
Bu soruların amacı ebeveynleri suçlamak değil; ebeveynliği bir farkındalık alanına dönüştürmek.
Bazen en önemli cümle şudur: “Bunu birlikte düzeltebiliriz.”
Çocuğumuzun zorbalık davranışında bulunduğunu öğrendiğimizde ilk tepkimiz öfke veya hayal kırıklığı olabilir. Ancak o anda çocuğumuza verebileceğimiz en önemli mesajlardan biri şudur: “Yaptığın davranışı kabul etmiyorum; ama seni bu davranıştan ibaret görmüyorum.” Çünkü bir çocuğun yaptığı davranış ile kimliği aynı şey değildir.
Sınır koymak, sorumluluk vermek ve gerektiğinde profesyonel destek almak önemlidir. Ancak bütün bunların yanında çocuğa değişebileceği mesajını vermek de aynı derecede değerlidir. Belki de ebeveynlikte en önemli hedef, çocuklarımızın yalnızca başarılı, güçlü ya da özgüvenli bireyler olması değildir.
Asıl mesele, sahip oldukları gücü başkalarını incitmek için değil; korumak, desteklemek ve iyilik için kullanabilecekleri bir vicdan geliştirebilmeleridir. Çünkü çocuklarımıza empatiyi yalnızca anlatmayız; onlara nasıl konuştuğumuzla, hata yaptıklarında nasıl davrandığımızla, farklı olana nasıl baktığımızla ve başkalarının sınırlarına ne kadar saygı gösterdiğimizle öğretiriz.
Belki de bu nedenle çocuklarımızı değerlendirirken zaman zaman davranışlarına bakmak kadar, kendi davranışlarımıza da bakmamız gerekir.


