Pazar, Mayıs 17, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Okulda Zorbalık Var: Peki Evde Ne Oluyor?

Son zamanlarda Türkiye’de okul zorbalığına dair haberlerin artması, kamuoyunda haklı bir endişe yaratıyor. Çoğu tartışma, zorbalık yapan ya da zorbalığa maruz kalan çocuklara odaklanıyor. Oysa zorbalık, yalnızca okul sınırları içinde gelişen bir davranış değildir. Çocukların kurduğu ilişkiler, duygularını ifade etme biçimleri ve güç algıları; büyük ölçüde içinde büyüdükleri aile ortamından beslenir. Bu nedenle zorbalığı anlamak için yalnızca okul koridorlarına değil, evin içindeki ilişki dinamiklerine de bakmak gerekir.

Zorbalık; kasıtlı, tekrarlayıcı ve güç dengesizliği içeren davranışlar olarak tanımlanır (Olweus, 1993). Bu davranışlar fiziksel, sözel, sosyal dışlama ya da dijital yollarla ortaya çıkabilir. Ancak zorbalığın yalnızca “kötü davranan çocuklar” üzerinden açıklanması, meselenin önemli bir kısmını görünmez kılar. Araştırmalar, zorbalık davranışlarının; empati eksikliği, duygusal düzenleme güçlükleri ve öğrenilmiş ilişki kalıplarıyla yakından ilişkili olduğunu göstermektedir (Espelage & Swearer, 2003). Bu noktada zorbalık, yalnızca bir davranış problemi değil; aynı zamanda çocuğun içsel dünyasında kurduğu anlamların dışavurumu olarak da ele alınmalıdır.

Bir çocuk zorba olmayı tek başına öğrenmez. Sosyal öğrenme kuramına göre çocuklar, davranışları gözlemleyerek ve model alarak öğrenir (Bandura, 1977). Ev içinde kurulan iletişim, çatışma çözme biçimleri ve duygulara verilen tepkiler, çocuğun ilişkisel repertuarını doğrudan şekillendirir. Örneğin, duyguların küçümsendiği, öfkenin sert ifadelerle ortaya konduğu ya da güç kurmanın ödüllendirildiği bir ortamda büyüyen çocuk, bu kalıpları sosyal ilişkilerine taşıyabilir. “Güçlü ol” mesajı, eğer empatiyle dengelenmezse, çocuk tarafından “haklı olmak için baskın olmalıyım” şeklinde içselleştirilebilir. Bu durum, zorbalık davranışlarının zeminini hazırlayabilir.

Öte yandan zorbalığa maruz kalan çocukların da çoğu zaman sessiz kaldığı görülür. Bunun arkasında utanç, suçluluk ve “söylersem daha kötü olur” korkusu yer alır. Ancak önemli bir diğer etken, çocuğun ailesiyle kurduğu duygusal bağdır. Araştırmalar, güvenli bağlanma ilişkisine sahip çocukların zorbalık deneyimlerini paylaşma olasılığının daha yüksek olduğunu göstermektedir (Bowlby, 1988; Lereya et al., 2013). Çocuk, duygularının küçümsenmeyeceğini ve anlaşılacağını hissettiğinde, yaşadığı deneyimleri daha açık bir şekilde ifade edebilir. Aksi durumda ise zorbalık, yalnızca okulda yaşanan bir sorun olmaktan çıkar ve çocuğun iç dünyasında taşınan görünmez bir yüke dönüşür.

Zorbalığın bir diğer önemli boyutu, çoğu zaman “şaka”, “takılma” ya da “çocuklar arasında olur” gibi ifadelerle normalleştirilmesidir. Bu tür söylemler, hem zorbalığa maruz kalan çocuğun deneyimini geçersiz kılar hem de zorba davranışların sürmesine dolaylı olarak zemin hazırlar. Oysa bir davranışın zorbalık olup olmadığını belirleyen şey, niyetten çok yarattığı etkidir. Çocuk kendini sürekli olarak küçük, dışlanmış ya da değersiz hissediyorsa, bu durum ciddiyetle ele alınmalıdır.

Tam da bu noktada ebeveynlerin rolü kritik hale gelir. Çocuk zorbalık yaşadığını paylaştığında verilen ilk tepki, sürecin yönünü belirleyebilir. Hızla çözüm üretmeye çalışmak ya da “Sen ne yaptın?” gibi sorgulayıcı bir dil kullanmak, çocuğun kendini daha da geri çekmesine neden olabilir. Bunun yerine, “Bu seni nasıl hissettirdi?” gibi duyguyu merkeze alan bir yaklaşım, çocuğun anlaşılmış hissetmesini sağlar. Duygusal olarak görülmek, çoğu zaman çözümden önce gelir. Ayrıca ebeveynlerin okul ile iş birliği içinde olması, sürecin sağlıklı yönetilmesi açısından önemlidir.

Benzer şekilde, çocuğun başkalarına nasıl davrandığını şekillendiren en güçlü unsur, ebeveynin kendi davranışıdır. Empati, saygı ve sınır koyma; anlatılarak değil, deneyimlenerek öğrenilir. Ev içinde kullanılan dil, kurulan ilişki biçimi ve çatışma anlarındaki tutumlar, çocuğun sosyal dünyasının provası gibidir. Özellikle eleştirel, kıyaslayıcı ya da küçümseyici bir dilin sık kullanıldığı ortamlarda, çocuk bu iletişim biçimini normalleştirebilir ve kendi ilişkilerine taşıyabilir. Bu nedenle çocuklara zorbalık yapmamayı öğretmenin yolu, yalnızca onları uyarmak değil; onların yanında nasıl davrandığımızı fark etmekten geçer.

Klinik pratikte de bu dinamiklere sıkça rastlanır. Örneğin bir ebeveyn, çocuğunun okulda arkadaşlarına karşı sert ve dışlayıcı davrandığını fark ettiğinde büyük bir şaşkınlık yaşayabilir. Ancak süreç ilerledikçe, ev içinde kurulan iletişimde eleştirel tonun baskın olduğu, duyguların yeterince ifade edilmediği ve başarı odaklı bir yaklaşımın ön planda olduğu görülebilir. Bu farkındalık, çoğu zaman ebeveynin kendi tutumlarını yeniden değerlendirmesine ve daha kapsayıcı bir iletişim dili geliştirmesine alan açar.

Zorbalık yalnızca okul bahçelerinde başlamaz. Bazen bir evin içinde, bir cümlenin tonunda, bir duygunun görmezden gelinmesinde filizlenir. Bu yüzden belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Çocuklarımıza sadece güçlü olmayı mı öğretiyoruz, yoksa başkalarına zarar vermeden güçlü kalabilmeyi mi?

KAYNAKÇA
Bandura, A. (1977). Social learning theory. Prentice Hall.
Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.
Espelage, D. L., & Swearer, S. M. (2003). Research on school bullying and victimization. School Psychology Review, 32(3), 365–383.
Lereya, S. T., Samara, M., & Wolke, D. (2013). Parenting behavior and the risk of becoming a victim and a bully/victim. Child Abuse & Neglect, 37(12), 1091–1108.
Olweus, D. (1993). Bullying at school: What we know and what we can do. Blackwell.

Şeyma Hattapoğlu
Şeyma Hattapoğlu
Şeyma Hattapoğlu, lisans eğitimini Marmara Üniversi'nde, klinik psikoloji yüksek lisansını ise VIZJA University'de tamamlamıştır. Çalışmalarını ilişki dinamikleri, bağlanma teorileri ve duygusal istismar alanlarında sürdürmesinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapi, Psikodinamik Terapi, Aile Danışmanlığı ve Sanat Terapisi alanlarında aktif olarak çalışmaktadır. Psikiyatri ve disleksi alanlarındaki staj deneyimleri ile sivil toplum kuruluşlarındaki çalışmalarını akademik bir bakış açısıyla harmanlayarak insanların kendilerini daha iyi anlamalarına ve daha sağlıklı bir yaşam kurmanın yollarını bulmalarına eşlik etmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar