Salı, Eylül 29, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Rogers’ın Koşulsuz Olumlu Kabul Kavramı

İnsan, hayatı boyunca kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkiler içerisinde değer görme ve kabul edilme ihtiyacı taşır. Çocukluk döneminden itibaren aldığımız mesajlar, zamanla kendimizi nasıl değerlendirdiğimizi ve hangi yönlerimizi kabul edilebilir bulduğumuzu şekillendirebilir. Bazen fark etmeden, olduğumuz kişi ile başkalarının bizden beklediği kişi arasında bir denge kurmaya çalışırız. Başarılı olduğumuzda, beklentileri karşıladığımızda, sakin kaldığımızda ya da çevremiz için “iyi” biri olduğumuzda daha fazla kabul göreceğimize inanabiliriz. Peki insan, yalnızca belirli özelliklere sahip olduğunda mı değerli ve sevilmeye layıktır?

Carl Rogers’ın insancıl yaklaşımında önemli bir yere sahip olan “koşulsuz olumlu kabul” kavramı, tam da bu noktada karşımıza çıkar. Rogers’a göre insanın doğasında gelişmeye, kendisini gerçekleştirmeye ve potansiyelini ortaya koymaya yönelik bir eğilim vardır. Ancak bu gelişimin sağlıklı biçimde gerçekleşebilmesi için kişinin kendisini güvende hissettiği, yargılanmadan var olabildiği ve olduğu haliyle değer gördüğü ilişkilere ihtiyacı vardır. Burada koşulsuz kabulü doğru anlamak önemlidir. Koşulsuz kabul, “Ne yaparsan yap her davranışın doğrudur.” anlamına gelmez. Bir davranışı kabul etmemekle kişiyi reddetmek aynı şey değildir. Örneğin bir çocuğa yaptığı davranışın uygun olmadığını söylemek mümkündür. Ancak “Bunu yaptığın için kötü bir çocuksun.” demek, davranış ile kişinin değerini birbirine bağlar.

Belki de hayatımızın erken dönemlerinden itibaren öğrendiğimiz en önemli şeylerden biri, kabul edilmek için nasıl biri olmamız gerektiğidir. Bazılarımız başarılı olduğunda takdir edilmiş, sessiz kaldığında “uslu”, başkalarını memnun ettiğinde “iyi”, duygularını göstermediğinde ise “güçlü” olarak görülmüş olabilir. Zaman içerisinde bu mesajlar yalnızca çevremizin bizi değerlendirme biçimi olmaktan çıkıp bizim kendimizi değerlendirme biçimimize dönüşebilir. Böylece “Ben buyum.” demekten çok, “Ben böyle olduğumda değerliyim.” demeye başlayabiliriz.

Birey, kabul edilmek ve değer görmek için belirli koşulları karşılaması gerektiğine inandığında kendi yaşantıları ile çevresinin beklentileri arasında bir mesafe oluşabilir. Kişi ne hissettiği ile ne hissetmesi gerektiğini düşündüğü arasında sıkışabilir. Örneğin çevresi tarafından sürekli güçlü biri olarak görülen bir kişi, aslında üzgün olduğu halde bunu göstermekte zorlanabilir. Çünkü zihninde “Güçlü insanlar ağlamaz.” şeklinde bir kural oluşmuştur. Başarısıyla değer gördüğünü düşünen bir kişi ise başarısız olduğunda yalnızca bir hedefe ulaşamamış olmaz; kendi değerinden de şüphe etmeye başlayabilir. Bu noktada sorun yalnızca yaşanan duygu değildir. Kişinin o duyguyu kendisinde kabul edip edememesi de önemlidir.

Koşulsuz olumlu kabulün izlerini romantik ilişkilerde de görmek mümkündür. Birini sevdiğimizde ya da onun tarafından sevilmek istediğimizde, bazen farkında olmadan kendimizin bazı parçalarını geri plana itebiliriz. Daha az kırılgan görünmek, daha az ihtiyaç duymak, daha anlayışlı olmak ya da karşımızdaki kişinin beklentilerine daha fazla yaklaşmak için kendimizi değiştirmeye başlayabiliriz. Zamanla ilişkinin içinde “Ben kimim?” sorusunun yerini “Benden nasıl biri olmam bekleniyor?” sorusu alabilir. Oysa kabul görmek, kendimizden vazgeçerek bir başkasının sevgisine uygun hale gelmek değildir. Sağlıklı bir ilişkide iki insanın birbirini bütün yönleriyle görmeye çalışması; farklılıkları, sınırları ve kırılganlıklarıyla birlikte birbirine alan açabilmesi önemlidir. Elbette sevgi, her davranışı onaylamak ya da değişim ihtiyacını ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Ancak kişinin kendisini ifade edebilmesi, hata yaptığında değerinin azalmayacağını bilmesi ve olduğu haliyle ilişkide yer bulabilmesi, ilişkinin güven duygusunu besler.

Rogers’ın koşulsuz olumlu kabul anlayışının bize bıraktığı en önemli düşüncelerden biri, insanın değerinin kusursuz olmasına bağlı olmadığıdır. Hayat boyunca değişebilir, hata yapabilir, bazı yönlerimizi geliştirmek isteyebilir ve zaman zaman kendimizle çelişebiliriz. Bütün bunlar, olduğumuz kişinin değerini ortadan kaldırmaz. Kendimizi ve başkalarını yalnızca “daha iyi” olduğumuzda kabul etmek yerine, olduğumuz halimizle görebilmeyi öğrenmek; değişimi bir eksiklikten değil, gelişme isteğinden başlatmamıza alan açabilir. Çünkü insan, ancak olduğu haliyle görülebildiği ve kabul edilebildiği bir yerde kendisiyle daha sahici bir ilişki kurabilir.

Hande Özçam
Hande Özçam
Hande Özçam, lisans eğitimi süresince çocuk, ergen ve yetişkin bireylerle çalışan çeşitli kliniklerde; Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Çapa Tıp Fakültesi ve Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi’nde staj yaparak psikoeğitim ve bireysel görüşme süreçleri konularında saha deneyimi kazanmıştır. Eğitim hayatı boyunca birçok alanda gönüllü çalışmalar yürüten Özçam, İstanbul’da özel bir psikiyatri muayenehanesinde staj sürecini sürdürmektedir. İlgi alanları arasında gelişimsel psikoloji, nöropsikoloji ve bilişsel sinirbilim yer almaktadır. Mesleki gelişimini alan içi seminerler, süpervizyon oturumları ve güncel bilimsel kaynaklar aracılığıyla desteklemektedir. Psikolojiye bilimsel temelli ve etik ilkelere bağlı bir bakış açısıyla yaklaşmayı benimsemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar