“İlişkimde sürekli kavga ediyoruz. Acaba boşanmalı mıyım?”
Bu soruyu soran birinin zihninde çoğu zaman yalnızca son tartışma yoktur. Belki defalarca konuşulmuş ama çözülememiş bir sorun, belki anlaşılmadığını hissettiği uzun bir dönem, belki de her tartışmadan sonra kendisine verdiği “Bir daha böyle olmayacak.” sözü vardır. Bir noktadan sonra kişi, yaşadığı her çatışmayı ilişkinin yanlış olduğuna dair bir kanıt olarak görmeye başlayabilir.
Ancak bir ilişkinin geleceğini değerlendirirken yalnızca kaç kez kavga edildiğine bakmak elbette yeterli değildir. İki insanın farklı geçmişlere, ihtiyaçlara, beklentilere ve baş etme biçimlerine sahip olması, zaman zaman anlaşmazlık yaşamalarını kaçınılmaz kılar. Asıl önemli soru, anlaşmazlıkların ilişkinin içinde nasıl bir karşılık bulduğudur.
Gottman ve Krokoff’un (1989) evlilik etkileşimlerini inceleyen boylamsal araştırmaları, tartışma ve öfke ifadelerinin her koşulda uzun vadeli ilişki doyumunda azalmayla sonuçlanmadığını göstermiştir. Bazı etkileşim biçimleri mevcut doyumsuzlukla ilişkili olsa da zaman içindeki değişimi aynı şekilde öngörmemiştir. Bu bulgu, çatışmanın varlığı ile çatışmanın işlevini birbirinden ayırmanın önemini ortaya koyar. Başka bir deyişle, bir ilişkide tartışmaların bulunması kadar, bu tartışmaların nasıl yaşandığı ve ardından ne olduğu da önemlidir.
Bir çiftin sık tartışması, ilişkinin mutlaka sona ermesi gerektiğini göstermez. Bununla birlikte tartışmaların sıklaşması, aynı sorunların tekrar tekrar gündeme gelmesi ve tarafların giderek daha fazla yıpranması da görmezden gelinmemelidir. Burada belirleyici olan, çatışmaların ilişki içinde nasıl bir döngü oluşturduğudur.
Örneğin bir çift, ev işlerinin paylaşımı konusunda sık sık tartışabilir. Tartışma sırasında iki taraf da öfkelenebilir; ancak sakinleştikten sonra birbirlerini dinleyebilir, sorumluluklarını yeniden değerlendirebilir ve daha adil bir düzen kurabilir. Başka bir çiftte ise aynı tartışma hakaretlere, küçümsemeye, günlerce süren sessizliğe veya geçmişteki hataların yeniden gündeme getirilmesine dönüşebilir. Her iki ilişkide de tartışma vardır; fakat tartışmanın ardından yaşananlar birbirinden oldukça farklıdır.
Woodin’in (2011) 64 araştırmayı ve 5.071 çifti kapsayan çalışması, çatışma sırasında sergilenen davranışların ilişki doyumuyla farklı biçimlerde ilişkili olduğunu göstermiştir. Özellikle düşmanca davranışlar daha düşük ilişki doyumuyla bağlantılıyken, problem çözme ve yakınlık içeren davranışlar daha olumlu sonuçlarla ilişkili bulunmuştur. Dolayısıyla yalnızca çatışmanın ne kadar sık yaşandığına değil, çatışma sırasında tarafların birbirlerine nasıl davrandığına da bakmak gerekir.
Burada önemli bir ayrım vardır: Her kavga ilişkiyi bitirme nedeni olmayabilir ancak her kavgadan sonra hiçbir şey değişmiyorsa, bu durum ilişkinin geleceği açısından anlamlı bir işarettir.
İlişki araştırmalarında üzerinde durulan konulardan biri, çatışma sonrasında duygusal toparlanma ve ilişkinin yeniden kurulmasıdır. Tartışmanın sona ermesi, duygusal etkinin de sona erdiği anlamına gelmez. Bazen çiftler konuşmayı bitirir, günlük yaşamlarına devam eder; fakat taraflardan biri kendisini hâlâ incinmiş, yalnız veya anlaşılmamış hisseder.
Prager ve arkadaşlarının (2015) birlikte yaşayan 100 çifti üç hafta boyunca izlediği günlük çalışmasında, çatışmayı izleyen günlerde bireylerin ruh hâllerinin ve ilişki doyumlarının daha olumsuz olduğu, kendilerini açma düzeylerinin de azaldığı görülmüştür. Çatışma sonrasındaki etkileşimlerde daha fazla yakınlık yaşanması ise duygusal toparlanmanın daha hızlı olmasıyla ilişkili bulunmuştur.
Bu bulgu, tartışmadan sonra ne yaşandığının neden önemli olduğunu açıklar. Tarafların birbirine yeniden yaklaşabilmesi, yaşananları konuşabilmesi ve incinmenin etkisini anlayabilmesi, çatışmanın ilişkide kalıcı bir kopuşa dönüşmesini önlemeye yardımcı olabilir.
Burada onarım, yalnızca özür dilemekten ibaret değildir. Kişinin kendi davranışının karşı tarafta yarattığı etkiyi anlaması, sorumluluğunu kabul etmesi ve mümkün olduğunda davranışını değiştirmesi gerekir. “Özür diledim, hâlâ neden üzgünsün?” demekle “Söylediklerimin seni incittiğini anlıyorum. Bunu tekrar etmemek için neyi değiştirmem gerektiğine bakalım.” demek arasında önemli bir fark vardır.
Ayrıca her tartışmanın sonunda hemen barışmak da zorunlu değildir. Bazen tarafların sakinleşmek için zamana ihtiyacı olur. Önemli olan, verilen aranın karşı tarafı cezalandırmak amacıyla kullanılmaması ve konuşmaya geri dönmek için gerçek bir niyet bulunmasıdır.
Haydon ve arkadaşlarının (2017) çiftlerde çatışma sonrası toparlanmayı inceleyen boylamsal araştırması da çatışmanın hemen ardından sergilenen olumsuz davranışların ve tartışmayı zihinsel olarak sürdürmenin toparlanmayı zorlaştırabildiğine işaret etmektedir. Dolayısıyla onarım, yalnızca tartışmanın içeriğini çözmek ile olmayacaktır. Tartışmanın ardından ilişki içinde yeniden güvenli bir temas kurabilmekle de ilgilidir.
İlişkilerde bazı sorunlar, konuşulduğu anda çözülebilecek kadar basit değildir. Bazen görünen tartışmanın altında, uzun zamandır karşılanmayan bir ihtiyaç bulunur. Bir tarafın “Beni hiç dinlemiyorsun.” demesi, yalnızca o gün dinlenmemiş olmasıyla ilgili olmayabilir. Bu cümlenin altında anlaşılma, önemsenme veya duygusal yakınlık ihtiyacı yer alabilir. Diğer tarafın “Ne yapsam yetmiyor.” tepkisi ise yetersiz hissetme veya sürekli eleştirilme algısıyla ilişkili olabilir.
Bu nedenle bazı tartışmalarda asıl mesele, tartışmanın görünen konusu değildir. Çiftler bulaşıkların paylaşımı, geç kalmak, telefonla ilgilenmek veya aile ziyaretleri nedeniyle tartışırken aslında adalet, güven, değer görme ya da bağımsızlık gibi daha temel konularda anlaşmaya çalışıyor olabilirler.
Bazen inciyi bulabilmek için denizde epey derine inmek gerekir. Ancak derine inmek, daha fazla kavga etmek veya acıya katlanmak demek değildir. Tartışmanın altında yatan ihtiyacı, ilişki içinde tekrar eden örüntüyü ve iki tarafın da bu örüntüye nasıl katkıda bulunduğunu anlayabilmek demektir.
Örneğin sürekli ilgi beklediği için eleştirilen bir partner, aslında ilişkide kendisini yalnız hissediyor olabilir. Diğer partner ise sürekli eleştirildiğini düşündüğü için geri çekiliyor olabilir. Geri çekilme, ilk partnerin yalnızlık hissini artırırken artan talep ve eleştiri de diğer partnerin daha fazla uzaklaşmasına yol açabilir. Böylece iki kişi de kendi davranışını bir savunma biçimi olarak görürken istemeden aynı çatışma döngüsünü besleyebilir.
Böyle bir örüntünün fark edilmesi, sorunun yalnızca kimin haklı olduğu üzerinden değerlendirilmesini önleyebilir. Fakat altta yatan ihtiyacı anlamak, incitici davranışları mazur görmek anlamına gelmez. İlişkinin derinliğini anlamaya çalışırken saygı, güvenlik ve sorumluluk da korunmalıdır.
Haydon ve arkadaşlarının (2017) araştırması, çatışma sonrasındaki toparlanmanın çatışmanın çözülmesinden ayrı bir süreç olarak ele alınabileceğini göstermektedir. Çiftler bir sorunu çözmüş olsalar bile sonrasında birbirlerini incitmeye devam edebilir; benzer şekilde, bir konuda anlaşamamış olsalar bile birbirlerine yönelik saygılarını koruyabilirler. Bu nedenle her anlaşmazlığın tamamen ortadan kalkmasını beklemek yerine, çiftin anlaşmazlıkla nasıl başa çıktığını değerlendirmek önemlidir.
Çatışmaların altında karşılanmamış ihtiyaçların bulunabilmesi, her ilişkinin sürdürülmesi gerektiği anlamına da gelmez. Bazı ilişkilerde taraflar birbirlerini anlamaya, sorumluluk almaya ve değişmeye istekli olabilir. Bazılarında ise aynı sorunlar defalarca gündeme geldiği hâlde taraflardan biri bütün sorumluluğu diğerine yükleyebilir veya değişim için hiçbir çaba göstermeyebilir.
Bu noktada şu sorular üzerinde düşünmek yararlı olabilir:
* Tartışmalarımızın ardından birbirimizi anlamaya çalışıyor muyuz, yoksa yalnızca kimin haklı olduğunu mu kanıtlamaya çalışıyoruz?
* Özürlerimiz davranış değişikliğiyle destekleniyor mu?
* Aynı sorunlar tekrarlandığında birlikte yeni çözümler geliştirebiliyor muyuz?
* İlişkimde kendimi güvende, değerli ve kendim gibi hissedebiliyor muyum?
* İlişkiyi sürdürmek için gösterilen çaba karşılıklı mı, yoksa yalnızca bir taraf mı uğraşıyor?
Bu soruların yanıtları, tek başına boşanma kararına bir cevap olmaz. Ancak ilişkinin mevcut durumunu daha gerçekçi değerlendirmeye yardımcı olabilir.
Özellikle hakaret, aşağılama, tehdit, fiziksel şiddet, cinsel zorlama veya kontrol edici davranışlar söz konusuysa mesele yalnızca çatışma yönetimi olmaktan çıkmıştır. Böyle durumlarda güvenlik önceliklidir. Şiddetin bulunduğu bir ilişkide kişinin daha sabırlı olması veya iletişimini geliştirmesi gerektiğini söylemek, sorumluluğu yanlış biçimde mağdura yükleyebilir. İlişkinin devam edip etmemesi değerlendirilirken güvenlik, güç dengesi ve bireyin özgür iradesi mutlaka dikkate alınmalıdır.
“İlişkimde hep kavga ediyorsam boşanmalı mıyım?” sorusunun herkes için geçerli tek bir yanıtı yoktur. Sık çatışma yaşamak, ilişkinin üzerinde çalışılması gereken alanları bulunduğunu gösterebilir; ancak tek başına ilişkinin bitmesi gerektiğini kanıtlamaz. Benzer şekilde, tartışmaların ardından barışmak da ilişkinin sağlıklı olduğu anlamına gelmez.
Asıl değerlendirilmesi gereken, tarafların çatışma sırasında ve sonrasında birbirlerine nasıl davrandıkları, sorunları ele alma biçimlerinin değişip değişmediği, karşılıklı sorumluluk alıp almadıkları ve ilişkinin her iki kişi için de güvenli olup olmadığıdır. İlişki araştırmaları da çatışma davranışları ile çatışma sonrasındaki toparlanmanın ilişki doyumu ve istikrarıyla bağlantılı olduğunu göstermektedir (Gottman & Krokoff, 1989; Haydon et al., 2017; Prager et al., 2015).
Bazen ilişkinin içinde kalıp daha derine inmek, birbirini anlamaya çalışmak ve değişim için emek vermek anlamlı olabilir. Bazen de bütün çabalara rağmen ilişkinin kişiye verdiği zarar, sürdürülebilir bir birlikteliğin önüne geçebilir. Önemli olan, sırf kavga ediliyor diye aceleyle ayrılmak ya da sırf sevgi var diye her şeye katlanmak değildir.
Çünkü bir ilişkiyi değerlendirirken o ilişkinin içinde nasıl bir insana dönüştüğümüze, ne kadar güvende hissettiğimize ve sorunlarla birlikte baş edebilmek için gerçekten bir alanımız olup olmadığına da bakmalıyız.
Kaynakça
- Gottman, J. M., & Krokoff, L. J. (1989). Marital interaction and satisfaction: A longitudinal view. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 57(1), 47–52. https://doi.org/10.1037/0022-006X.57.1.47
- Haydon, K. C., Jonestrask, C., Guhn-Knight, H., & Salvatore, J. E. (2017). The dyadic construction of romantic conflict recovery sabotage. Journal of Social and Personal Relationships, 34(6), 915–935. https://doi.org/10.1177/0265407516661766
- Prager, K. J., Shirvani, F., Poucher, J., Cavallin, G., Truong, M., & Garcia, J. J. (2015). Recovery from conflict and revival of intimacy in cohabiting couples. Personal Relationships, 22(2), 308–334. https://doi.org/10.1111/pere.12082
- Woodin, E. M. (2011). A two-dimensional approach to relationship conflict: Meta-analytic findings. Journal of Family Psychology, 25(3), 325–335. https://doi.org/10.1037/a0023791
- Salvatore, J. E., Kuo, S. I.-C., Steele, R. D., Simpson, J. A., & Collins, W. A. (2011). Recovering from conflict in romantic relationships: A developmental perspective. Psychological Science, 22(3), 376–383. https://doi.org/10.1177/0956797610397055


