Salı, Eylül 29, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuğuma Yetiyor muyum? Kusursuz Ebeveynlik Çağında “Yeterince İyi” Kalabilmek

“Bugün sesimi biraz yükselttim. Acaba ona zarar verdim mi?”

“Yeterince oyun oynuyor muyum?”

“Hayır dediğimde çok mu katı davranıyorum?”

“Üzüldüğünde hemen yanında olmalıyım ama her sorununu çözersem bağımsızlaşamaz mı?”

Bugünün ebeveynliği yalnızca çocuk büyütmekten ibaret değil gibi görünüyor. Aynı zamanda sürekli kendini izlemek, verdiğin her tepkiyi değerlendirmek ve çoğu zaman görünmez bir “doğru ebeveynlik” ölçütüne yetişmeye çalışmak anlamına geliyor.

Çocuk gelişimine ilişkin bilgimiz arttı. Bağlanmayı, duygu düzenlemeyi, sınırları, çocukluk deneyimlerinin ileriki yıllarda bıraktığı izleri daha fazla konuşuyoruz. Bu kuşkusuz önemli bir değişim. Çocuğun yalnızca davranışını değil, davranışının arkasındaki ihtiyacı da merak etmeye başladık.

Fakat farkındalıkla birlikte yeni bir yük de ortaya çıktı:

Çocuğuma yetiyor muyum?

Belki de bu soruya verilecek en insani cevaplardan biri, Donald Winnicott’un yıllar önce ortaya koyduğu bir kavramda saklıdır: yeterince iyi ebeveyn.

İlk bakışta bu ifade kulağa bir teselli gibi gelebilir. Sanki “Mükemmel olamıyorsanız da üzülmeyin” deniyormuş gibi.

Oysa Winnicott’un söylediği bundan daha derindir.

Çocuğun gelişebilmesi için ebeveynin kusursuz olması yalnızca gereksiz değildir; çocuk büyüdükçe hayatın küçük hayal kırıklıklarıyla, beklemekle, ayrılıkla ve kendi kapasitesiyle karşılaşabilmesi de gelişimin bir parçasıdır.

Belki de ebeveynliğin en yorucu taraflarından biri, çocuğumuzu çok sevmemiz değil; sevgimizin onu her şeyden koruyabileceğine inanmak istememizdir.

Üzülmesin.

Dışlanmasın.

Başarısız olmasın.

Hayal kırıklığı yaşamasın.

Mümkünse bizden kalan hiçbir yarayı da taşımasın.

Bunları istemek çok anlaşılır. Fakat bir çocuğun hayatından bütün hayal kırıklıklarını çıkarabilir miyiz?

Daha önemlisi, çıkarmalı mıyız?

Winnicott’un “yeterince iyi” fikrini sevdiğim yer tam da burası. Çünkü bu kavram yalnızca ebeveyne “Kendine bu kadar yüklenme” demiyor. Aynı zamanda çocuğa da bir alan açıyor.

Çocuk küçükken ona bakım veren kişinin varlığına yoğun biçimde ihtiyaç duyar. Fakat büyüdükçe bu kusursuz uyumun yavaş yavaş azalması gerekir. Her ihtiyacı daha ortaya çıkmadan karşılanmadığında, her güçlük onun adına çözülmediğinde çocuk kendi kaynaklarıyla karşılaşmaya başlar.

Biraz bekler.

Bir şeyi yeniden dener.

Sıkılır ve kendine bir oyun bulur.

Bir hayal kırıklığının içinden geçer.

Bazen başaramaz.

Bazen de yardım ister.

Yani ebeveyn biraz geri çekildiğinde ortaya yalnızca bir boşluk çıkmaz.

O boşluğun içinde çocuk da ortaya çıkar.

Belki bugün iyi ebeveynlik adına en çok zorlandığımız şeylerden biri de bu boşluğa dayanabilmek.

Çocuğun sıkıldığını görüp hemen bir etkinlik bulmamak. Arkadaşıyla yaşadığı her anlaşmazlığı onun adına çözmemek. “Yapamıyorum” dediğinde hemen elinden almamak. Üzüldüğünde o duyguyu mümkün olduğunca çabuk ortadan kaldırmaya çalışmamak.

Belki de “yeterince iyi” ebeveynliğin en zor tarafı tam burada başlıyor: Çocuğumuzun her üzüntüsünü gidermek, her sorununu çözmek ya da hayatındaki bütün pürüzleri ortadan kaldırmak zorunda olmadığımızı kabul etmekte. Çünkü çocuk yalnızca bizim ona verdiklerimizle değil, kendi başına deneyebildiği, yanılabildiği, bekleyebildiği ve yeniden deneyebildiği anlarla da büyüyor. Bazen ona verebileceğimiz en kıymetli şey, hemen müdahale etmek değil; ihtiyaç duyduğunda orada olduğumuzu bilirken kendi gücüyle karşılaşabileceği kadar geri çekilebilmek. Belki çocuklarımızın kusursuz ebeveynlere hiçbir zaman ihtiyacı olmadı; onları gören, gerektiğinde tutan ve gerektiğinde alan açabilen gerçek ebeveynlere ihtiyaçları vardı. Çünkü bir çocuğun büyümesine eşlik etmek, onun için kusursuz bir dünya kurmak değil, bir gün kendi dünyasını kurabileceği kadar alan bırakabilmektir.

Kaynakça

  • Winnicott, D. W. (1953). Transitional Objects and Transitional Phenomena: A Study of the First Not-Me Possession. International Journal of Psycho-Analysis, 34, 89–97.
  • Winnicott, D. W. (1965). The Maturational Processes and the Facilitating Environment: Studies in the Theory of Emotional Development. London: Hogarth Press.
Merve Aylin Okuyan
Merve Aylin Okuyan
İzmir Ekonomi Üniversitesi Psikoloji mezunu, yüksek lisans öğrencisi ve Bursa Çocuk Üniversitesi’nde okul öncesi alanda çalışan bir psikoloğum. Çalışmalarımı çocuklarda özne gelişimi, duygusal düzenleme ve ebeveyn tutumları üzerine, güncel bilimsel yaklaşımlar ve saha gözlemleriyle sürdürmekteyim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar