Bir Yeni Mesaj ! Hem de Çocuğunuzdan.
Pek tabii bu, hiçbirimizin daha sonraya erteleyebileceğimiz türden bir bildirim değil. Önceliklerimizin hemen değiştiği, tüm planların önüne geçen bir durum halini alır. Çocuklar, biz yetişkinlerin aksine, duygularını tüm açıklığıyla bizlere aktaramayabilirler. Çocukların dünyası, bizlerin düşündüğünden çok daha derin ve karmaşıktır. Biz bakım verenler olarak onlara duygularını tanımada birer yol göstericiyiz. Çocuk, bilmediği ve anlamlandıramadığı bir olguyu elbette karşıya yansıtamaz. Bu sebeple, bize bazı mesajları yalnızca davranışları yoluyla göstermeye çalışırlar.
Çocukları anlayabilmek için yalnızca davranışlarını gözlemlemek yeterli kalmaz; bize aktardığı davranışın ardındaki duyguyu, ihtiyacı anlamaya yönelik bir bakış açısı gerektirir. Davranışı yoluyla gösterdiği mesajın altında görünmeyen duygusal ihtiyaçlar bulunabilir. Olumsuz veya uyumsuz davranışlar gösteren çocuklara ilk etapta yalnızca davranışı düzenlemek ve dönüştürmek şeklinde yaklaşıyoruz. Tercih ettiğimiz bu yol, davranışın hangi duygu ile ortaya çıktığını anlamamızı güç kılıyor.
Önemli olan ise bizlerin, davranışın altında yatan duygunun ne olduğunu görebilmemizdir. Çocuk bir öfke nöbetindeyken veya bir ağlama krizinin ortasında yapılan ilk müdahale, bu davranışın ortadan kaldırılması yönünde olabiliyor. Oysa altında yatan sebep ve duygunun, çocuğun hangi ihtiyacının karşılanmadığına yönelik takibini yapmamız gereklidir.
Çocuğun bizlere gösterdiği bu davranış, aslında onun duygusal dünyasında bize açtığı birer penceredir. Ebeveyn, anlaşılır ve açık bir iletişimle çocuğun duygusunu kabul ile karşıladığında, bizim için açılan bu pencere, duygusal gelişim kontrolünde çok yardımcı olacaktır.
Erken çocukluk döneminde duygusal ve bilişsel süreçler gelişimini tamamlamaya devam eder. Henüz hazır bulunuşta değillerdir. Çocukların duygularını ifade etme ve düzenleme becerileri gelişmeye devam eder. Bu sebeple, çocuklar zorlayıcı bir duygu ile temas ettiğinde bununla nasıl baş etmesi gerektiğini bilemeyebilirler. Örneğin, tüm gün okulda ve sosyal yaşamında uyum ve düzen konusunda bir problem yaşamayan çocuğun eve geldiğinde uyum bozucu davranışlar göstermesi yalnızca “inat ve naz” olarak değerlendirilmemelidir.
Halbuki çocuklar okulda gün boyu kurallar çerçevesinde yaşamını sürdürürken, duygusal olarak regüle olamayabilir; bu noktada evde güvenli hissettiği kendi alanlarında duygu boşalımları yaşanabilir. Ve bu çok doğaldır. Bu noktada öncelikle çocuğun duygusunu yaşamasına müsaade edip ona alana tanınmalıdır. Anlaşılır olduğu hissettirilip kabul ile kucaklanmalıdır.
Veya yaş grubunun daha küçük olduğu bir örnekte, oyun grubunda paylaşılamayan bir oyuncak krizinde öfkelenen çocuğun öfke nedeni yalnızca o oyuncağı istiyor oluşu değildir. Nasıl ki oyuncağın el değiştirmesi veya geri gelmesi sorunu anında ortadan kaldırmıyorsa, altında hangi yoğun duygunun olduğu açıklanabilir. "Ben" olma kavramının yeni şekillendiği bu yaş grubu çocuk için paylaşmak, sıra beklemek, kendiliğindeki kontrol kaybını tolere edemeyiş onu oldukça zorluyor olabilir. Zorlayıcı olan bu duygularla nasıl baş edeceğini bilemiyor oluşu, bize vermek istediği ana mesaj olabilir.
Verdiğim örneklerdeki gibi durumlarda ilk akla gelen “Çocuğum neden böyle davranıyor?” sorusundan ziyade, çocuğun “Bu davranışında bana ne mesaj veriyor?” şeklinde düşünülüp, durum bu perspektiften ele alınmalıdır. Biz yetişkinler, çocuklardan anlaşılır bir iletişim beklerken, sorular henüz çocuğun tanımlamakta zorlandığı "duygular"dan geliyor. Öncelikle duygular için alan açıp, çocukla duyguları konuşabilmeliyiz.
Tüm duyguların biricik fakat gelip geçici olduğu, her birini kabul ile karşılamamız gerektiği çocuğa aktarılmalıdır. Öfke de diğer tüm duygular gibi olağan ve normal bir duygudur; ancak öfke ile bir başkasına zarar verebilmemiz mümkün değildir. Bu noktada çocuğa duygusunun kabulü, ancak davranışının sınırını düzenlemesi öğretilmelidir.
Çoğu durumda belli bir davranışın sebebini tek bir davranışa bağlamak doğru değildir. Çocuğun davranışlarını; yaşı, gelişim düzeyi, aile içi iletişim modelleri, okul ve sosyal ortamı ve mizaç özellikleri büyük ölçüde şekillendirebilir. Bunu gelişimde çevresel faktörün önemi şeklinde ele alıyoruz.
Çocuğun uyum bozucu davranışlarının düzenli ve sistematik biçimde sürmesi, günlük işlevselliğini ve sosyal yaşamını etkileyen boyutta olması, bir uzman görüş ve değerlendirmesi almanızı gerektirebilir. Böylelikle çocuğun ihtiyaçlarını anlamak ve bu davranışı pekiştirmesine sebep olan durumu kolaylıkla ortaya çıkarmak mühimdir.
Çocukların duygusal ve bilişsel düzenleme becerileri gelişirken daima bir ebeveyn rehberliğine ihtiyaç duyarlar. Duyguların yoğun yaşandığı anlarda önemli olan bakım verenin tutarlı ve anlayışla kalabilmesidir. Çocuklar anlaşıldıkları bir ortamda güvenle büyüme çizgilerinde devam edebilirler.
Olumsuz bir davranışı o an düzeltmektense yalnızca çocuğa anlaşıldığı ve dinlendiği bir ortam sunmak çok daha kıymetlidir. Çoğu zaman çocuklara iyi gelen; daha fazla açıklayıcı değil, anlaşılmaktır. Sık ve yoğun kontrol değil, net sınırlardır. Bazen ise yanında yalnızca sakinlikle kalabilen bir yetişkindir…
Sevgiler.
Psikolog Ezgi Kösten.



