Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilmek bize güven verir. Günümüzü planlamak, sorumluluklarımızı yerine getirmek, geleceğe yönelik hazırlık yapmak… Bunların hepsi hayatı daha düzenli ve öngörülebilir hale getirebilir. Peki ya kontrol etme ihtiyacı hayatımızın her alanına yayıldığında?
Bazen kontrol etmek, aslında kontrol edemediğimiz şeylerle baş etmek için geliştirdiğimiz bir yöntem haline gelir. “Ya işler istediğim gibi gitmezse?”, “Ya kötü bir şey olursa?”, “Bunu da önceden düşünmeliyim” gibi düşünceler zihnimizde dönüp durabilir. Böyle zamanlarda kontrol, bir çözümden çok kaygıyı yatıştırmanın bir yolu haline gelebilir.
Belirsizlik neden bu kadar zor?
İnsan zihni belirsizliği her zaman kolay karşılamaz. Gelecekte ne olacağını bilememek, bazı kişiler için rahatsız edici ve tehdit edici bir deneyim olabilir. Psikoloji literatüründe bu durum belirsizliğe tahammülsüzlük (intolerance of uncertainty) kavramıyla ele alınmaktadır. Belirsizliğe tahammülü düşük olan kişiler, sonucu henüz belli olmayan durumları daha zorlayıcı yaşayabilir ve geleceği mümkün olduğunca öngörülebilir hale getirmeye çalışabilirler (Carleton, 2016). Bu nedenle aşırı kontrolcülüğün altında her zaman “her şey benim istediğim gibi olsun” düşüncesi bulunmayabilir. Bazen daha temel bir ihtiyaç vardır: “Ne olacağını bilirsem kendimi daha güvende hissederim.”
Kontrol etmek gerçekten rahatlatıyor mu?
Kontrol davranışları kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Bir şeyi defalarca kontrol ettiğimizde, olası tüm senaryoları düşündüğümüzde ya da başkalarının davranışlarını önceden tahmin etmeye çalıştığımızda bir süreliğine kaygımız azalabilir. Fakat bu rahatlama, kontrol davranışının tekrar edilmesine de zemin hazırlayabilir.
Örneğin bir mesajın neden geç geldiğini düşünelim. Önce “Acaba bir şey mi oldu?” diye düşünürüz. Ardından olası açıklamalar üretmeye, karşı tarafın davranışlarını analiz etmeye ve tekrar tekrar telefonu kontrol etmeye başlayabiliriz. O an için zihnimiz “bir şey yapıyorum” hissine kapılır. Fakat aslında belirsizliği ortadan kaldırmış olmayız.
Benzer şekilde, gelecekte yaşanabilecek her ihtimali önceden düşünmek de her zaman problem çözmek anlamına gelmez. Watkins (2008), tekrar tekrar düşünmenin bazı durumlarda faydalı planlama sağlayabileceğini, ancak belirli koşullarda kaygı ve diğer psikolojik güçlüklerle ilişkili olabilecek işlevsiz bir döngüye dönüşebileceğini belirtmektedir. Bazen düşünmek ile kontrol etmeye çalışmak arasındaki sınır tam da burada kaybolur.
Kontrol edemediğimiz şeylerle ne yapacağız?
Kontrol ihtiyacının en yorucu tarafı, hayatın kontrol edemeyeceğimiz alanlarla dolu olmasıdır. Başkalarının ne düşüneceğini, nasıl davranacağını, geçmişte yaşananları veya gelecekte tam olarak ne olacağını kontrol edemeyiz.
Buna rağmen zihnimiz bunları tekrar tekrar çözmeye çalışabilir. Endişe ve ruminasyon gibi tekrarlayıcı düşünme biçimleri, stresli bir olay gerçekleşmeden önce veya sonrasında da zihinsel aktivitenin devam etmesine neden olabilir (Brosschot, Gerin & Thayer, 2006).
Belki de burada kendimize sormamız gereken soru “Bunu nasıl kontrol edebilirim?” değil, “Bunu kontrol edemiyorsam bununla nasıl baş edebilirim?” olmalıdır. Çünkü kontrolü bırakmak, hiçbir şey yapmamak ya da hayatımızı akışına bırakmak anlamına gelmez. Aksine, enerjimizi gerçekten değiştirebileceğimiz alanlara yönlendirmek anlamına gelir.
Kendimize şu üç soruyu sormak başlangıç için yardımcı olabilir:
- Şu anda ne benim kontrolümde?
- Ne benim kontrolümde değil?
Kontrolümde olmayanla karşılaştığımda kendime nasıl destek olabilirim?
Belki de güven, her şeyin istediğimiz gibi ilerlemesini sağlamakla değil; her şey istediğimiz gibi ilerlemediğinde de bununla baş edebileceğimize dair inançla oluşur.
