Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Çocuğumuz İçin Güçlü Dururken Birbirimize Ne Oldu?

8 dk.okuma süresi
Çocuğumuz İçin Güçlü Dururken Birbirimize Ne Oldu?

Özel gereksinimli bir çocuğun dünyaya gelmesiyle birlikte ailede yalnızca çocuğun hayatı değişmez. Anne ve babanın birbirine bakışı, günlük yaşamın düzeni, sorumlulukların dağılımı, gelecek planları, sosyal hayat ve hatta “biz” olma biçimi de zaman içinde değişebilir. Bir çift, çocuklarının ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışırken farkında olmadan yalnızca ebeveynlik rollerinin içinde yaşamaya başlayabilir. Bir zamanlar birlikte yaptıkları planların yerini terapi saatleri, doktor randevuları, eğitim programları, gelişim hedefleri ve günlük bakım sorumlulukları alabilir. Bütün bunlar olurken çiftlerin kendilerine sormayı unuttuğu bir soru vardır: “Biz nasılız?” Çünkü özel gereksinimli bir çocuğun ebeveyni olmak, çoğu zaman yoğun bir sevgiyle birlikte yoğun bir sorumluluk duygusunu da beraberinde getirir. Çocuğun ihtiyaçları önceliklidir. Ebeveynler onun gelişimi için ellerinden geleni yapmak ister. Daha iyi bir eğitim, daha doğru bir uzman, daha etkili bir yöntem, daha fazla destek arayışı derken hayatın büyük bir bölümü çocuğun ihtiyaçları etrafında şekillenebilir. Bu süreçte anne ve baba, birbirlerinin yalnızca eşi değil; aynı zamanda bakım veren, takip eden, organize eden, karar alan ve sorun çözen tarafı haline gelebilir. Bir süre sonra çift olmak geri plana çekilebilir. Oysa bu durum çoğu zaman sevgisizlikten kaynaklanmaz. Tam tersine, çocuğa duyulan büyük sevgi ve sorumluluk duygusu, çift ilişkisinin ihtiyaçlarının görünmez hale gelmesine neden olabilir. Ebeveynler “Şimdi sırası değil”, “Önce çocuğumuz”, “Bunları sonra düşünürüz” diyerek kendi ilişkilerini sürekli erteleyebilirler. Fakat ertelenen ihtiyaçlar ortadan kalkmaz. Konuşulmayan kırgınlıklar birikir, paylaşılmayan yükler görünmezleşir ve zamanla iki insan aynı evin içinde birbirinden duygusal olarak uzaklaşabilir. Bu noktada önemli bir ayrım vardır: Aynı çocuğun ebeveyni olmak, aynı şekilde hissetmek anlamına gelmez.

Anne ve baba aynı durumu farklı biçimlerde yaşayabilir. Bir ebeveyn kaygısını konuşarak ve araştırarak yönetirken diğeri içine kapanabilir. Biri çözüm üretmeye odaklanırken diğeri önce yaşananların duygusal ağırlığını anlamaya ihtiyaç duyabilir. Biri çocuğun geleceği hakkında yoğun kaygı yaşarken diğeri bugünü mümkün olduğunca normal tutmaya çalışabilir. Bu farklılıklar, çiftler tarafından bazen “Sen anlamıyorsun” şeklinde yorumlanabilir. Oysa çoğu zaman mesele anlamamak değil, aynı yükü farklı biçimlerde taşımaktır. Anne daha fazla sorumluluk aldığını düşündüğünde babanın yeterince ilgilenmediğini hissedebilir. Baba ise ne yaparsa yapsın yeterli bulunmadığını düşünerek geri çekilebilir. Anne geri çekilmeyi ilgisizlik olarak yorumlarken baba, sürekli eleştirildiğini düşündüğü için daha da uzaklaşabilir. Böylece iki taraf da aslında aynı ailenin iyiliği için çabalarken birbirlerinin karşısında konumlanmaya başlayabilir. Oysa bu noktada çiftlerin birbirlerine karşı değil, aynı problemin karşısında olduklarını hatırlamaları gerekir. Çünkü özel gereksinimli bir çocuğun ebeveyni olmak zaten başlı başına yoğun bir yaşam deneyimidir. Bunun üzerine çiftin birbirini de bir “sorumluluk alanı” olarak görmeye başlaması, ilişkiyi daha da yorabilir. “Sen neden bunu yapmadın?”, “Hep ben ilgileniyorum”, “Sen hiçbir şeyi takip etmiyorsun”, “Biraz da sen fedakârlık yap” gibi cümlelerin altında çoğu zaman yalnızca öfke değil, görülme ve desteklenme ihtiyacı vardır. Belki “Sen hiç yardım etmiyorsun” cümlesinin altında aslında “Çok yoruldum ve bunu tek başıma taşımak istemiyorum” vardır. “Sen de biraz ilgilen” cümlesinin altında “Bu süreçte yalnız hissetmek istemiyorum” olabilir. “Beni hiç anlamıyorsun” cümlesinin altında ise “Benim yaşadığım duyguyu fark etmeni istiyorum” bulunabilir. Çift ilişkisinde bu alt mesajları duyabilmek, iletişimin yönünü değiştirebilir.

Bir diğer önemli konu ise yükün gerçekten paylaşılmasıdır. Eşitlik her zaman her işi yarı yarıya yapmak anlamına gelmez. Ancak görünmeyen emeğin de fark edilmesi gerekir. Çocuğun randevusunu almak, eğitim programını takip etmek, öğretmenle iletişim kurmak, evde yapılacak çalışmaları hatırlamak, kıyafetleri hazırlamak, ilaçları takip etmek, aile büyüklerine bilgi vermek ya da çocuğun bir sonraki ihtiyacını önceden düşünmek de emektir. Bazen bir ebeveyn fiziksel olarak çok fazla iş yaparken diğer ebeveyn “Ben de elimden geleni yapıyorum” diyebilir. Her iki taraf da kendi yaptığı işleri görürken diğerinin görünmeyen yükünü fark etmeyebilir. Bu nedenle çiftlerin zaman zaman yalnızca “Kim ne yapıyor?” değil, “Kim neyi düşünüyor?” sorusunu da konuşması gerekir. Çünkü zihinsel yük, çoğu zaman sessiz yüktür.

Özel gereksinimli bir çocuğun ailesinde bir başka hassas konu da suçluluk duygusudur. Ebeveynler bazen çocuğun yaşadığı güçlüklerin sorumluluğunu kendilerinde arayabilir. “Daha erken fark etseydik”, “Şunu yapsaydık böyle olmazdı”, “Benim yüzümden mi?” gibi düşünceler, kişinin kendisine yönelttiği ağır bir yük haline gelebilir. Bu suçluluk duygusu çift ilişkisine de yansıyabilir. Eşler bazen birbirlerinin davranışlarında neden aramaya başlayabilir, geçmiş kararları sorgulayabilir veya farkında olmadan birbirlerini sorumlu tutabilir. Oysa her sorunun bir suçlusu olmak zorunda değildir. Bazı yaşam deneyimleri çözülmesi gereken bir “kabahat” değil, birlikte taşınması gereken bir gerçekliktir. Bu nedenle çiftlerin birbirlerine “Bunun sorumlusu kim?” sorusuyla değil, “Bunu birlikte nasıl taşıyabiliriz?” sorusuyla yaklaşması daha iyileştirici olabilir.

Birlik olmak, her konuda aynı düşünmek de değildir. Anne ve babanın farklı düşünmesi, farklı kaygılar taşıması veya farklı ebeveynlik biçimlerine sahip olması doğal olabilir. Birlik olmak; farklılıkların ortadan kalkması değil, bu farklılıkların çocuğun yararına olacak şekilde konuşulabilmesidir. Bazen biri daha fazla korumak isterken diğeri daha fazla bağımsızlık vermek isteyebilir. Burada amaç kimin haklı olduğunu bulmak değil, çocuğun ihtiyacını birlikte değerlendirebilmektir. Ve belki de çiftlerin en çok unuttuğu şeylerden biri şudur: Onlar yalnızca anne ve baba değildir. Onlar hâlâ birbirlerinin eşidir.

Birlikte gülmeye, sohbet etmeye, baş başa kalmaya, çocuk dışında bir şey konuşmaya, birbirlerini merak etmeye ve birbirlerinin hayatındaki kişiyi yeniden görmeye ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar bencillik değildir. Ebeveynin kendi ilişkisine zaman ayırması, çocuğundan uzaklaşması anlamına gelmez. Aksine, güçlü bir çift ilişkisi aile sisteminin dayanıklılığını artırabilir. Bazen çiftlerin birlikte geçireceği zamanın büyük planlar olması gerekmez. Çocuk uyuduktan sonra yarım saat sohbet etmek, birlikte kahve içmek, gün içinde birbirine “Bugün sen nasılsın?” diye sormak, yalnızca çocukla ilgili olmayan bir konu hakkında konuşmak bile ilişkinin yeniden nefes almasına yardımcı olabilir. Çünkü bazı ilişkiler büyük krizlerle değil, küçük ihmallerin uzun süre devam etmesiyle yorulur.

Özel gereksinimli bir çocuğun ailesi olmak, hayatın bütününü çocuğun ihtiyaçlarına teslim etmek zorunda olmak değildir. Çocuğun ihtiyaçları çok önemli olabilir; ancak anne ve babanın ihtiyaçları da gerçektir. Ebeveynlerin yorulmaya, üzülmeye, bazen çaresiz hissetmeye, destek istemeye ve birbirlerine ihtiyaç duymaya hakları vardır. Belki de “güçlü ebeveyn” olmayı yeniden tanımlamak gerekir. Güçlü olmak her şeyi tek başına taşımak değildir. Yorulduğunu söyleyebilmek, yardım isteyebilmek, eşine “Ben bugün iyi değilim” diyebilmek, çocuğun yanında güçlü görünmeye çalışırken eşinin yanında savunmasız kalabilmektir. Bazen kontrol edemediğin şeyleri kabul edip, kontrol edebildiğin şeylere birlikte odaklanabilmektir. Ve en önemlisi, çocuğun ihtiyaçları arasında birbirinizi kaybettiğinizi fark ettiğinizde yeniden birbirinize dönebilmektir. Çünkü bir çocuğun gelişimini desteklemek kadar, o çocuğun kendisini güvende hissettiği aile ilişkilerini korumak da değerlidir. Çocuklar yalnızca anne babalarının onlara nasıl davrandığını değil, anne babalarının birbirlerine nasıl davrandığını da görürler. Birbirini dinleyen, farklılıklarına rağmen ortak karar alabilen, gerektiğinde özür dileyebilen ve zor zamanlarda birbirinin yanında durabilen ebeveynler, çocuklarına yalnızca sözel olarak değil, yaşamın içinden de önemli bir ilişki modeli sunarlar.

Özel gereksinimli bir çocuğun ailesi olmak, hayatın bütün cevaplarını bilmek değildir. Bazen cevap bulamadan da birlikte yürümektir. Bazen biri düştüğünde diğerinin onu kaldırmasıdır. Bazen ikisinin de yorulduğunu kabul edip bir süre durabilmesidir. Bazen “Çocuğumuz için ne yapabiliriz?” sorusunun yanına “Biz birbirimiz için ne yapabiliriz?” sorusunu koyabilmektir. Çünkü çocuğun ihtiyaçları hiçbir zaman önemsiz değildir. Fakat anne ve babanın ilişkisi de görünmez bir ayrıntı değildir. Bir aileyi ayakta tutan yalnızca fedakârlık değildir; bağ kurmak, yük paylaşmak, birbirini görmek ve aynı tarafta olduğunu hatırlamak da aile olmanın temel parçalarıdır. Belki bütün bu sürecin içinde çiftlerin birbirlerine zaman zaman yeniden şu cümleyi söylemeye ihtiyacı vardır: “Biz sadece bu çocuğun anne ve babası değiliz. Biz hâlâ biziz. Ve bu yolu birlikte yürümek zorundayız; birbirimize karşı değil, birbirimizin yanında.”

Nilay Elif Dirisağlık Uzun Nilay Elif Dirisağlık Uzun
Nilay Dirisağlık Uzun, klinik psikolog ve yazardır. Psikoloji alanındaki lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra klinik psikoloji ile özel eğitimi birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşım benimsemiştir. Psikoterapi, özel eğitim danışmanlığı, rehber öğretmenlik ve uzman öğreticilik alanlarında mesleki çalışmalar yürütmüştür. Çalışmalarını özellikle özel gereksinimli çocukların gelişimsel, duygusal ve davranışsal süreçleri ile bu süreçlerde ailelerin yaşadığı psikolojik deneyimler üzerine yoğunlaştırmaktadır. Dirisağlık Uzun, özel gereksinimli bireylerin ve ailelerin ruh sağlığını güçlendirmeyi, anlaşılmayı ve sürdürülebilir destek mekanizmalarını merkeze alan içerik ve çalışmalar üretmektedir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!