Cuma, Eylül 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yaşadığımız Şey Gerçekten Geçmişte mi Kaldı, Yoksa Geçmiş Bugünümüzün İçinde mi?

Yaşadığımız Şey Gerçekten Geçmişte mi Kaldı, Yoksa Geçmiş Bugünümüzün İçinde mi?

Bazı yaşantılar bittiğinde takvim ilerler. Ancak insanın iç dünyasında zaman her zaman aynı hızda ilerlemez.

“Artık üzerinden yıllar geçti.”

Bir olaydan, bir ilişkiden, bir kayıptan ya da çocukluğumuzda yaşadığımız bir deneyimden söz ederken bunu söyleriz. Sanki zamanın geçmesiyle yaşananların üzerimizdeki etkisinin de kendiliğinden ortadan kalkması gerekiyormuş gibi…

Peki ya bazı şeyler gerçekten geçmişte kalmıyorsa?

Yaşadığımız olay sona ermiş, o insan hayatımızdan çıkmış, o evden taşınmış, o dönem kapanmış olabilir. Fakat bugün verdiğimiz bazı tepkiler, geçmişte yaşadığımız bir deneyimin izlerini hâlâ taşıyor olabilir.
Bazen bir eleştiri karşısında neden olduğundan çok daha fazla incindiğimizi anlayamayız.
Bazen birinin uzaklaşması, yalnızca bugünkü ilişkimizi değil, çok daha eski bir terk edilme duygusunu harekete geçirir.
Bazen bir ortamda kendimizi güvende hissetmek için normalden fazla kontrol eder, kaçınır ya da her şeyin yolunda olduğundan emin olmaya çalışırız.
Ve bazen bütün bunların ardından kendimize şu soruyu sorarız:
“Ben neden böyle tepki veriyorum?”
Belki de daha anlamlı soru şudur:
“Geçmişte yaşadığım ne, bugünümde hâlâ bu kadar güçlü bir karşılık buluyor?”

Travma yalnızca yaşanan olay değildir

Travma hakkında konuşurken çoğu zaman önce olayın kendisine bakarız. Oysa psikolojik açıdan önemli olan yalnızca ne yaşandığı değil, kişinin o yaşantıyı nasıl deneyimlediği ve sonrasında nasıl anlamlandırdığıdır.
Her zor deneyim travma değildir. Bir kayıp, ayrılık, çatışma ya da hayal kırıklığı yaşamış olmak tek başına travmatik bir yaşantı anlamına gelmez.
Ancak bazı deneyimler kişinin kendisini çaresiz, tehdit altında, kontrolünü kaybetmiş ya da güvende değilmiş gibi hissetmesine neden olabilir. Özellikle yaşananların kişinin baş etme kapasitesini aştığı durumlarda, deneyimin psikolojik etkisi uzun süre devam edebilir.
Üstelik travmatik etki her zaman dışarıdan görülebilen “büyük” olaylarla sınırlı değildir.
Bir çocuk için sürekli aşağılanmak, korkutulmak, ihmal edilmek veya kendisini güvende hissetmediği bir ortamda büyümek; zaman içinde dünyaya, insanlara ve kendisine ilişkin bazı derin öğrenmeler oluşturabilir.
“Dikkatli olmazsam başıma bir şey gelir.”
“İnsanlara güvenilmez.”
“Hata yaparsam reddedilirim.”

“Yakınlaşırsam incinirim.”

Bu mesajlar her zaman bilinçli düşünceler olarak karşımıza çıkmaz. Bazen yıllar sonra verdiğimiz tepkilerin içinde kendilerini gösterirler.
Geçmiş bugünümüze nasıl dokunur?
Geçmişin etkisi çoğu zaman doğrudan bir anı şeklinde karşımıza çıkmaz.
Bazen bir ses tonunda saklıdır.
Bazen bir ilişkide yaşanan mesafede.
Bazen eleştirildiğimiz bir anda.
Bazen belirli bir mekânda.
Bazen de nedenini tam olarak anlayamadığımız yoğun bir duyguda…
Çünkü geçmişte yaşadığımız deneyimler, dünyayı nasıl yorumladığımız üzerinde etkili olabilir. Daha önce tehdit olarak deneyimlediğimiz bir durumun benzeriyle karşılaştığımızda, bugünkü olay olduğundan daha büyük bir anlam kazanabilir.
Örneğin geçmişinde yoğun eleştiri yaşamış biri için partnerinin “Bunu farklı yapabilirdin” demesi yalnızca bir geri bildirim olmayabilir. Bu cümle, farkında olmadan “Yeterince iyi değilim” duygusuna dokunabilir.
Geçmişinde terk edilme deneyimi olan biri için partnerinin kısa süreli uzaklığı da yalnızca birkaç saatlik bir sessizlik olmayabilir. Zihin, bugünkü belirsizliği geçmişteki kaybın devamı gibi yorumlayabilir.
Burada önemli olan, kişinin “abartıyor” olması değildir.
Bazen bugünkü tepkinin şiddeti, bugünkü olaydan çok daha eski bir deneyimin anlamıyla ilgilidir.
Beden neden bazen geçmişi bugünde yaşıyor gibi tepki verir?
Travmanın etkisi yalnızca düşüncelerle sınırlı değildir.
Kişi kendisine “Şu an güvendeyim” diyebilir. Fakat buna rağmen bedensel olarak yoğun bir alarm yaşayabilir.
Kalp çarpıntısı, kas gerginliği, nefes değişikliği, irkilme, mide rahatsızlığı, yoğun huzursuzluk ya da kaçma isteği ortaya çıkabilir.
Bu tepkiler kişinin zayıf olduğu anlamına gelmez.
İnsan bedeni tehdit karşısında hızlı tepki vermek üzere çalışan bir sisteme sahiptir. Travmatik yaşantılardan sonra bazı kişilerde belirli uyaranlara karşı alarm tepkileri daha kolay harekete geçebilir.
Ancak burada önemli bir sınır vardır:
Her kaygı travmadan kaynaklanmaz. Her panik atağın altında travma olduğu söylenemez. Her güçlü bedensel tepki de travmatik bir yaşantının göstergesi değildir.
Bu nedenle psikolojik değerlendirmede tek bir belirtiye değil, kişinin bütün hikâyesine bakmak gerekir.
Kendimizi korumak için geliştirdiklerimiz
İnsan zihni yaşadığı zorlukların ardından kendisini koruyacak yollar bulmaya çalışır.
Bazı insanlar uzaklaşır.
Bazıları kontrol eder.
Bazıları herkesi memnun etmeye çalışır.
Bazıları duygularını bastırır.
Bazıları ilişkilerde sürekli karşı tarafın davranışlarını analiz eder.
Bazıları ise hiçbir şey olmamış gibi davranarak yaşadıklarının üzerine gitmemeyi seçer.
Bu davranışların ortaya çıktığı dönemde bir işlevi olabilir. Kişi kendisini korumaya, belirsizliği azaltmaya veya yeniden incinmekten kaçınmaya çalışıyor olabilir.
Fakat geçmişte işe yarayan bir korunma yöntemi, bugün artık ihtiyaç olmadığı hâlde devam ediyorsa kişinin yaşam alanını daraltabilir.
Örneğin sürekli kontrol etmek kısa vadede rahatlatabilir. Fakat zamanla kişi kontrol etmeden güvende hissedememeye başlayabilir.
Kaçınmak o anki kaygıyı azaltabilir. Fakat kişi kaçındıkça korktuğu şeyle ilgili zihnindeki tehdit algısı daha da güçlenebilir.
Böylece geçmişte bizi koruyan bir yöntem, bugün bizi sınırlayan bir alışkanlığa dönüşebilir.

İyileşmek geçmişi silmek değildir

Belki de travmayla ilgili en önemli yanlış anlamalardan biri, iyileşmenin yaşananları unutmak anlamına geldiğini düşünmektir.
Oysa amaç geçmişi silmek değildir.
Amaç, geçmişte yaşanan bir deneyimin bugün üzerimizdeki gücünü azaltabilmektir.
Kişinin “Bu benim başıma geldi” diyebilmesi ile “Bu hâlâ benim başıma geliyor” duygusundan çıkabilmesi arasında önemli bir fark vardır.
İyileşme bazen tam olarak bu ayrımın kurulmasıyla başlar:

“O zaman oradaydım. Şimdi buradayım.”

Travma odaklı psikoterapiler ve EMDR gibi yaklaşımlar, uygun danışanlarda travmatik yaşantıların ele alınmasına yardımcı olabilir. Buradaki amaç kişinin geçmişini değiştirmek değil; yaşanan deneyimin bugünle kurduğu bağlantıları daha sağlıklı bir biçimde ele alabilmek, tetikleyicileri fark edebilmek ve kişinin bugünkü yaşamında daha fazla seçim alanı kazanmasına destek olmaktır.
Çünkü geçmişimizin olması, onun tarafından yönetilmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Belki de doğru soru başka
Bazen kendimize yıllarca aynı soruyu sorarız:
“Bende ne sorun var?”
“Neden bunu aşamıyorum?”

“Neden bu kadar etkileniyorum?”

Oysa kendimize biraz daha şefkatli ve meraklı bir yerden baktığımızda başka bir soru ortaya çıkabilir:
“Bana ne oldu?”
Bu soru her şeyi açıklamaz.
Ama kapıyı açar.
Kendimizi yargılamak yerine hikâyemize bakmamızı sağlar.
Belki bugün verdiğimiz bazı tepkiler, geçmişte yaşadığımız ve o zaman anlamlandıramadığımız deneyimlerin izlerini taşıyordur.
Belki bazı korkularımız bugünden daha eskidir.
Belki bazı kaçınmalarımız, bir zamanlar kendimizi korumanın en iyi yolu olarak öğrendiğimiz davranışlardır.
Ve belki de yıllardır “neden böyleyim?” diye sorduğumuz yerde, aslında başka bir soru bekliyordur bizi:
“Yaşadığım şey gerçekten geçmişte mi kaldı, yoksa geçmiş bugünümün içinde hâlâ konuşmaya devam mı ediyor?”
Bazen iyileşmek, geçmişi susturmak değildir.
Geçmişin sesini duyup artık bugünün kararlarını onun vermesine izin vermemektir.

Nazlı Obut
Nazlı Obut
İnsan hayatına dokunabilme misyonunu benimseyerek psikologluk mesleğini seçip bu ideolojide çalışma hayatını şekillendirmiştir. 2010 yılında stajını Bakırköy Adalet Sarayı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde tamamladı. Çalışma hayatını sürdürürken klinik üzerine yüksek lisansını tamamlamakla birlikte çocuk, genç ve yetişkin klinik değerlendirme ve psikoterapi eğitimlerini alanında ödüllü profesörlerden aldı.2012 yılında ağır ibareli yatılı terapi merkezinde psikolog ve yönetici pozisyonunda çalışmış olup daha sonra kamu kuruluşunda çocuk, ergen, yetişkin ve çift terapi süreçlerini yürütmüştür. EMDR, Bilişsel Davranışçı Terapiler gibi bilimsel ekolleri kullanmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar