Psikolog BulŞehrinde bir uzman

İçimizde Birikenler

4 dk.okuma süresi
İçimizde Birikenler

Sevgili Nazik okuyucum,

Hiç canınızın hiçbir şey yapmak istemediği, hiçbir şeyden keyif alamadığınız, yataktan kalkmaya bile üşendiğiniz ve yataktan kalktıktan sonra ne yapacağınızı planlamanın dahi size ağır geldiği zamanlar yaşadınız mı? Bazen öfkeyle, bazen tepkisizlikle, bazen de duygusal bir donuklukla kendini gösteren ve uzun süre devam eden bu ruhsal süreç, kişinin günlük yaşamını ciddi ölçüde etkilemeye başladığında klinik depresyon tablosuyla karşı karşıya kalabilir. Bu belirtilerin belirli bir süre devam etmesi, işlevselliğin bozulması ve diğer tanı ölçütlerinin karşılanması durumunda klinik ortamda Majör Depresif Bozukluk tanısı konulabilir. Peki, insan nasıl olur da bir süre sonra kendi hayatının içinde bu kadar sıkışmış hisseder? Günlük hayatında kontrol duygusunu yoğun yaşayan, her şeyi düşünmeye, planlamaya ve doğru yapmaya çalışan insanların zaman zaman kendi düşünce dünyalarında kaybolduklarını görebiliriz. "Acaba ne olacak?", "Yanlış mı yaptım?", "Suçlu olan ben miydim?" gibi sorular, bir süre sonra kişinin zihninde bitmek bilmeyen bir iç sorgulamaya dönüşür. İnsan, yaşadığı her olayın sorumluluğunu kendisinde aramaya başladıkça kendisini yalnız, yorgun ve tükenmiş hissedebilir. Zamanla kendi zihninin içinde küçük bir alana sıkışır ve oradan çıkamaz hâle gelir. Bu süreç yalnızca düşüncelerle sınırlı kalmaz; beden de yaşananlardan etkilenir. Kişi kendisini sürekli yorganların altında bulabilir, yüzünde ve göz çevresinde yorgunluk belirtileri belirginleşebilir. İştah kaybı nedeniyle kilo verebilir ya da tam tersine, duygusal boşluğu doldurmak için normalden çok daha fazla yemeye başlayabilir. Uyku düzeni bozulabilir, enerjisi azalabilir ve daha önce keyif aldığı şeyler anlamını yitirebilir. Bütün bu değişimlerin sonunda kişi kendisini aynı cümleyi tekrar ederken bulur: "Canım hiçbir şey yapmak istemiyor."

Peki, bütün bunların arkasında ne var?

Klinikte staj yaparken hiç unutamadığım bir danışanımız vardı. Kendisi bir ülkenin konsolosluğuna atanmış başarılı bir diplomat kadındı. İçindeki heyecanı bir türlü anlayamasam da üzüntüsünü henüz yaşayamadığı için seanslara tekrar tekrar geliyordu. Çünkü iş yoğunluğu onun hayatının başka konularına fırsat veremediği için kendisini bir süre sonra yetersiz hissedip hiçbir şeyin onu artık mutlu etmediğini söylüyordu. Aynı şekilde başka bir danışan sürekli öfke nöbetleri yaşadığını ama bu öfkesinin geçmişinde yaşadığı kötü bir travmadan sonra geliştiğini ilerleyen seanslarda fark ederek bu farkındalıkla depresyona galip gelmesi de farklı bir hikayeydi. Hayatın koşturmacası, zamanında ifade edilemeyen duygular, ertelenen ihtiyaçlar ve zihnimizde biriktirdiğimiz düşünceler ruhsal sağlığımızı etkileyebilir. Sınav dönemlerini, yoğun bir iş hayatını veya sürekli sorumluluk almak zorunda kaldığınız zamanları düşünün. Uzun süre kendinizi zorladığınızda bedeninizin yorulduğunu ve direncinizin azaldığını fark edebilirsiniz. Fiziksel sağlığınız bozulduğunda doktora gider, gerekli muayeneden geçer ve ihtiyacınıza uygun bir tedavi alırsınız. Depresyon söz konusu olduğunda da profesyonel destek ve gerektiğinde ilaç tedavisi önemli bir yere sahiptir. Ancak burada üzerinde durmamız gereken başka bir soru daha var: Peki ya zihnimizde biriktirdiğimiz, bir türlü yüzleşemediğimiz düşünceler? Belki içinizde biriktirdiğiniz ama karşı tarafa hiçbir zaman söyleyemediğiniz sözler vardır. Belki hayalini kurduğunuz mesleği yapamamış, kendinizi gerçekleştirememişsinizdir. Belki annenize söylemek isteyip de söyleyemediğiniz şeyler vardır ve onun kaybıyla birlikte artık çok geç kaldığınızı düşünüyorsunuzdur. Belki bir yakınının ölümünden kendinizi sorumlu tutuyor ya da çocukluğunuzda yaşadığınız bir olayın yükünü hâlâ omuzlarınızda taşıyorsunuzdur. Bütün bu yaşantıların ortak noktasında bazen kendimize yönelttiğimiz ağır bir duygu bulunur: Suçluluk. Burada özellikle fark etmenizi istediğim şey şu: İnsan bazen yalnızca yaşadığı olayların değil, o olaylara yüklediği anlamların da ağırlığını taşır. Geçmişte değiştiremediği şeyler için kendisini bugün de cezalandırabilir. Söyleyemedikleri, yapamadıkları, yetişemedikleri ve kaybettikleri üzerinden kendisine sürekli hesap sorabilir. Ancak depresyonun tek bir nedeni yoktur ve her depresyon tablosunun temelinde suçluluk duygusu bulunmaz. Biyolojik, psikolojik ve çevresel pek çok etken bir araya gelerek depresyonun ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Yine de kendinize şu soruyu sormanızı istiyorum: Gerçekten suçlu olduğunuz için mi kendinizi suçluyorsunuz, yoksa geçmişte kontrol edemediğiniz olayların sorumluluğunu bugün hâlâ üstlenmeye mi çalışıyorsunuz?

Uzun bir süre bunu düşünmeniz ve ayrıntılı bir şekilde bir kağıda bunu dökmenizi öneririm. Hayatınızda yaşadığınız her olayı kronolojik olarak duygularınızı yazmanız sonrasında fosforlu kalemli olumlu olanları sarı, olumsuzları mavi ile çizmenizi ve sonrasında olumsuz olanlar hakkında ne düşündüğünüzü tavsiye ederim. Bu, sizlerin gözden kaçırdığınız bir durumu açığa çıkarıp çözmenize yardımcı olacaktır. Şunu asla unutmayın: Cevap aslında görüp de göremediklerimizin altında saklıdır. Kendinize mola vermeyi, hayata kısa da olsa es çekmeyi de unutmayın.

Selinay Sönmez Selinay Sönmez
Ben Selinay Sönmez. 2024 yılında Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. Eğitimim boyunca psikolojinin temel alanlarına dair geniş bir perspektif edinmekle birlikte, özellikle nöropsikoloji alanına yoğun bir ilgi geliştirdim. İnsan beyninin işleyişi, zihinsel süreçlerle davranış arasındaki bağlantılar ve nörobilimsel araştırmalar, akademik merakımın merkezinde yer alıyor. Yazın hayatımda ise yalnızca tek bir alana bağlı kalmak yerine, psikolojinin farklı dallarını keşfetmeyi ve bu zenginliği okuyucularla buluşturmayı amaçlıyorum. Bu doğrultuda, her ay düzenli olarak klinik psikolojiden gelişim psikolojisine, sosyal psikolojiden bilişsel bilimlere uzanan geniş bir yelpazede içerikler kaleme almayı sürdürüyorum. Amacım, psikolojiyi yalnızca akademik çevreler için değil, geniş bir okuyucu kitlesi için erişilebilir, anlaşılır ve ilham verici kılmak.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!