Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Güzel Şeyleri Kullanmak İçin Neden Özel Bir Gün Bekliyoruz?

Ezgi Acar Yazar: Ezgi Acar
7 dk.okuma süresi
Güzel Şeyleri Kullanmak İçin Neden Özel Bir Gün Bekliyoruz?

Dolabında yıllardır giymediğin ama çok sevdiğin bir kıyafet var mı? Belki özel bir gün için sakladığın bir parfüm, kullanmaya kıyamadığın bir defter ya da misafirler geldiğinde çıkarmak üzere ayırdığın güzel fincanlar… Aslında hepsini seviyorsun, kullanmak istiyorsun ama bir türlü o doğru zaman gelmiyor. “Şimdi kullanırsam eskir”, “Bunu daha özel bir güne saklayayım”, “Günlük kullanım için fazla güzel” gibi cümleler tanıdık geliyor mu? Bazen en sevdiğimiz şeyleri, onları çok sevdiğimiz için hayatımızın dışında tutuyoruz. Ve tuhaf olan şu ki, o özel gün çoğu zaman hiç gelmiyor.

Çoğumuz farkında olmadan güzel şeyleri gelecekteki bir zamana erteliyoruz. Sanki bugün yeterince özel değilmiş, sanki o güzel kıyafeti giymek ya da sevdiğimiz parfümü kullanmak için önce bir şeyleri hak etmemiz gerekiyormuş gibi… Oysa bu davranışın arkasında yalnızca eşyalarımızı koruma isteği değil; kaybetme korkusu, kıtlık algısı, mükemmeliyetçilik ve kendimize verdiğimiz değerle ilgili düşünceler de bulunabiliyor.

Nedir Bu “Kullanmaya Kıyamamak” Dedikleri?

Bir eşyayı çok sevdiğimizde onu korumak istememiz oldukça doğaldır. Ancak bazen bu koruma isteği, o eşyadan alabileceğimiz keyfin önüne geçebilir. Çok beğenerek aldığımız bir çantayı yıpranmasın diye kullanmayız. Güzel bir defterin ilk sayfasını yanlış bir şey yazarak bozmak istemeyiz. Sevdiğimiz bir mumun kokusunu kaybetmemek için onu hiç yakmayız.

Aslında burada ilginç bir çelişki vardır: Bir şeyi bize mutluluk vereceği için satın alırız ama o mutluluğu yaşamak yerine saklamayı tercih ederiz.

Çünkü bazen sahip olmak, kullanmaktan daha güvenli hissettirir. Eşya kullanılmadığı sürece yeni, kusursuz ve ulaşılabilir kalır. Onu kullandığımızda ise eskime, tükenme ya da zarar görme ihtimali ortaya çıkar. Böylece zihnimiz, gelecekte yaşayabileceğimiz bir kaybı önlemek için bugünkü keyiften vazgeçmeyi seçebilir.

“Ya Biterse?”: Kıtlık Algısının Etkisi

İnsan zihni, kaybetme ihtimaline karşı oldukça duyarlıdır. Davranışsal ekonomide kayıptan kaçınma olarak adlandırılan eğilim, insanların bir şeyi kaybetmenin yarattığı olumsuzluğu, benzer büyüklükteki bir kazanımın verdiği mutluluktan daha güçlü hissedebildiğini açıklar.

Bu durum günlük hayatımızda küçük tercihlerle kendini gösterebilir. Çok sevdiğimiz bir parfümü kullandığımızda azalacağını biliriz. Özel bir kıyafeti giydiğimizde eskime ihtimali vardır. Güzel bir deftere yazmaya başladığımızda artık boş ve kusursuz olmayacaktır.

Özellikle geçmişte maddi zorluklar yaşamış, ihtiyaç duyduğu şeylere kolay ulaşamamış ya da sahip olduklarını dikkatli kullanması öğretilmiş kişiler için bu düşünceler daha anlamlı olabilir. Çünkü bazı eşyalar yalnızca bir nesne değil, aynı zamanda güvence anlamı taşıyabilir.

Ancak burada kendimize sormamız gereken bir soru vardır: Bir şeyi kaybetmemek için onu hiç kullanmamak, gerçekten ona sahip olmanın tadını çıkarmak mıdır?

Mükemmel Anı Beklemek

Bazen sorun eşyanın tükenmesi değil, onu kullanacağımız anın yeterince özel olmamasıdır. Yeni aldığımız kıyafeti sıradan bir buluşmada giymek istemeyiz. Güzel bir deftere günlük düşüncelerimizi yazmayı yakıştıramayız. En sevdiğimiz fincanı sıradan bir pazartesi sabahında kullanmak bize gereksiz gelebilir.

Çünkü zihnimizde bazı şeyler için ideal koşullar oluştururuz. O kıyafet güzel bir davette giyilmeli, o deftere anlamlı cümleler yazılmalı, o parfüm unutulmaz bir günde kullanılmalıdır.

Bu düşünce biçimi mükemmeliyetçilikle ilişkili olabilir. Nasıl ki bazı insanlar bir işe kusursuz başlayamayacaklarını düşündüklerinde başlamayı erteliyorsa, bazıları da güzel bir eşyayı ideal koşullar oluşmadan kullanmak istemeyebilir.

Ancak hayat her zaman zihnimizde tasarladığımız kadar kusursuz ilerlemez. Beklediğimiz davet gerçekleşmeyebilir, o kıyafetin modası geçebilir ya da bir zamanlar çok sevdiğimiz eşya artık bize aynı heyecanı vermeyebilir.

Böylece mükemmel anı beklerken, elimizdeki gerçek anları kaçırabiliriz.

Güzel Şeyleri Hak Etmek İçin Bir Neden mi Gerekiyor?

Bu davranışın belki de en düşündürücü tarafı, kendimize verdiğimiz değerle olan ilişkisidir. Bazen güzel şeyleri kullanmak için özel bir gün beklerken aslında kendimize şu mesajı veriyor olabiliriz: “Bugün bunun için yeterince özel değil.”

Çocukluğumuzdan itibaren bazı şeylerin yalnızca belirli koşullarda kullanılabileceğini öğrenmiş olabiliriz. Misafirler için ayrılan tabaklar, bayramlarda giyilen kıyafetler, özel günlerde açılan hediyeler… Zamanla bu alışkanlıklar, güzel şeylerin gündelik hayatın değil, istisnai anların bir parçası olduğu düşüncesini güçlendirebilir.

Elbette özel günler için bir şeyler saklamak yanlış değildir. Ancak bu düşünce hayatımızın geneline yayıldığında, kendimizi mutlu edecek küçük deneyimleri sürekli ertelemeye başlayabiliriz.

Oysa sevdiğimiz bir fincandan kahve içmek için misafir beklememize, güzel bir kıyafet giymek için davet almamıza ya da kendimize çiçek almak için kutlanacak bir başarıya ihtiyacımız yoktur.

Bazen sıradan bir günün de güzel bir şeyi hak ettiğini hatırlamak gerekir.

Mutluluğu Sürekli Yarına Ertelemek

Kullanmaya kıyamadığımız eşyalar aslında daha geniş bir davranış biçiminin küçük yansımaları olabilir. Çünkü bazen yalnızca eşyalarımızı değil, mutluluğumuzu da erteleriz.

“İşe girince rahatlayacağım”, “Kilo verince istediğim kıyafetleri giyeceğim”, “Her şey yoluna girince kendime zaman ayıracağım” gibi cümlelerle bugünkü hayatımızı gelecekteki bir koşula bağlayabiliriz.

Elbette hedefler koymak ve geleceğe hazırlanmak önemlidir. Ancak bütün güzel deneyimleri belirli şartların gerçekleşmesine bağladığımızda, bugün sahip olduğumuz imkânları fark etmekte zorlanabiliriz.

Üstelik beklediğimiz koşullar gerçekleştiğinde bile zihnimiz yeni bir hedef belirleyebilir. Böylece mutluluk, sürekli biraz ileride duran ve bir türlü ulaşamadığımız bir noktaya dönüşebilir.

Güzel Şeyleri Hayatımıza Dahil Etmek

Belki de bu alışkanlığı değiştirmek için büyük kararlar almamıza gerek yoktur. Öncelikle hangi eşyaları neden sakladığımızı fark etmekle başlayabiliriz. Kendimize “Bunu kullanırsam ne olmasından korkuyorum?”, “Hangi günü bekliyorum?” ya da “Bugün kullanmamı engelleyen şey gerçekten ne?” diye sorabiliriz.

Ardından küçük adımlar atabiliriz. Çok sevdiğimiz fincanı sıradan bir sabah kullanmak, yeni defterin ilk sayfasına kusursuz olmayan bir cümle yazmak ya da güzel kıyafetimizi yalnızca kendimiz için giymek gibi…

Çünkü bazen bir eşyanın değerini korumanın yolu onu saklamak değil, hayatımızın bir parçası hâline getirmektir.

Belki de Özel Gün Bugündür

Hayatın en güzel anları her zaman büyük kutlamalarla, unutulmaz davetlerle ya da önemli başarılarla gelmez. Bazen sıradan bir sabah içilen kahvede, sevdiğimiz bir kıyafetle yapılan kısa bir yürüyüşte ya da kendimize ayırdığımız küçük bir molada saklıdır.

Belki de yıllardır beklediğimiz o özel gün, takvimde işaretlenmiş bir tarih değildir. Belki özel olan, yaşadığımız anın kendisidir.

Unutma, güzel şeyler yalnızca saklanmak için değil, hayatımıza eşlik etmek için de vardır. Bir parfüm zamanla bitebilir, bir kıyafet eskiyebilir, bir defterin sayfaları dolabilir. Ama onların bize yaşattığı güzel anlar, geride değerli hatıralar bırakabilir.

Ve belki de kendimize vermemiz gereken en güzel izin şudur: Mutlu olmak için her şeyin mükemmel olmasını beklememek. Çünkü hayat, sürekli özel bir günü bekleyerek geçiremeyeceğimiz kadar kıymetlidir. Bazen en özel gün, güzel bir şeyi kullanmaya karar verdiğimiz sıradan bir gündür.

Ezgi Acar Ezgi Acar
Ezgi Acar, 1998 yılında İstanbul’da doğmuştur. Lisans eğitimini Koç Üniversitesi Psikoloji bölümünde tamamlayan Acar, aynı zamanda İşletme alanında çift anadal yaparak İnsan Kaynakları Yönetimi alanında uzmanlaşmıştır. Acar, eğitimine Bahçeşehir Üniversitesi Klinik Psikoloji (tezli) yüksek lisans programında devam etmekte olup, uzmanlık alanı olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) üzerine yoğunlaşmaktadır. Mesleki gelişimine üniversite yıllarından itibaren önem veren Acar, Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Lape Hastanesi gibi kurumlarda staj yaparak farklı klinik ortamlarda deneyim kazanmıştır. Ayrıca klinik uygulamalarını güçlendirmek amacıyla Bilişsel Davranışçı Terapi, Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi, Mindfulness Temelli Terapi, Sanat Terapisi, Spor Psikolojisi gibi farklı terapi yaklaşımlarına yönelik eğitimler almış; MMPI, MOXO Dikkat Testi ve CNS Vital Signs gibi psikometrik testlerin uygulama ve raporlama yetkinliklerini kazanmıştır. Bunun yanı sıra travma, anksiyete, depresyon, psikotik bozukluklar, kişilik bozuklukları, yeme bozuklukları, bağımlılık, şema terapi, çift-aile terapisi ve psikodinamik yaklaşımlar gibi konularda birçok seminer ve vaka sunumuna katılmıştır. Araştırma ve ilgi alanları arasında travmalar, yeme bozuklukları, duygusal yeme, psikoonkoloji ve hastalıkların psikolojisi yer alan Acar, bu konularda bilimsel bilgi ile klinik deneyimi bütünleştirmeyi amaçlamaktadır. Psikoloji alanındaki bilgi birikimini toplumla paylaşma motivasyonuyla yazarlık yapan Acar, Psychology Times Türkiye’de ruh sağlığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen, anlaşılır ve erişilebilir içerikler kaleme almaktadır. Akademik ve mesleki gelişimini sürdürürken, gelecekte klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı ve kitap yazarak hem bilimsel hem de edebi üretimlerini geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemektedir.
Psikolog Rehberi Klinik Psikolog · Kadıköy, İstanbul · Yüz yüze ve online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!